·256 syf.····Okunma: 31 Mart 2020 00:00 Rönesans’ı saymazsak, resim sanatında en iyi dönem hangisi? sorusuna “19. yüzyıl” cevabını veririm. Birçok sanat akımının ortaya çıkışı, Salon Sergileri, Reddedilenler Sergileri, pekçok sanat akımının ortaya çıkışı ve en önemlisi sanatçı bolluğunun patlama yaptığı yıllar. Paul Gauguin, tıpkı Van Gogh “ekspresyonizm”i (dışavurumculuk) ve Paul Cezanne “Kübizm”i (yarattıysa, kendisi de “primitivizm”in (ilkelcilik) ortaya çıkıcısı oldu.
Gauguin, dönemin tüm sanatçılarının akın ettiği Paris’te hayatını kazanan, gezgin ve moderniteden kaçan bir sanatçı. Zaman zaman bunalımlar geçiren ressama, en iyi sığınak Güney Pasifik adalarına sığınmakta bulmuş. Fransız sömürgesi olan Güney Fransa Polinezya’sında bulunan Tahiti’de en iyi eserlerini vermiş. Çizgilerden çok renklerin uyumuna ve aynı zamanda resimde birçok duyuya hitap etmek gerekliliğinden dolayı, -ki eserlere de yeterince yansımış- sinektik gruplarının kurucuları arasında yer almış. Daha önce de Nabiler, Gauguin’i örnek alıp Nabiler ismini almışlardı. Gogh’la arasındaki çatışmaları anlatmaya gerek görmüyorum artık, bilinmeyecek tarafı kalmadı hikâyenin.
Tahiti’de yapmış olduğu eserler, onu başka boyuta taşımıştır. Maddi açıdan zor günler, aile bağlılıklarının kopuşu ve şehir yaşamından kaçış, kendisini anlatan anahtar cümleler olabilir, diye düşünüyorum. Sanatçı, primitivizm odaklı ilk sergisinde, “çocuklarınız eğlendirmek istiyorsanız, Gauguin’in sergisine mutlaka götürmelisiniz” şeklinde alaylıkla eleştirildi. Maddi zorluklar yaşayıp, çıkışı yine aynı zamanda empresyonistlerin kurtarıcısı, koleksiyoner Paul-Durand-Ruel de bulmuştur. Edgar Degas’nın da katkı ve desteklerini unutmamak gerek. Sosyoloji için Bornislaw Malinowski, edebiyat İçin Chinua Achebe ne ifade ediyorsa, resim sanatı tarihinde de Paul Gauguin onu temsil etmektedir. Son olarak, en sevdiğim yönü, eserlere verdiği “isimler” sanırım. Sanatına bakıldığını söylememe gerek yok, söylemişim.