·168 syf.····Okunma: 12 Nisan 2020 00:00 Zeynep Sayın’ın Ölüm Terbiyesi, Metis Yayınları basımını gerçekleştirdiği andan itibaren (2017) konusuyla dikkatimi çekmişti. Sayın’ın ön sözde “... unutulmuş bir nezaket ve ölüm terbiyesini hatırlatmak istemiş olmamdır” diyor. Kendisinin de belirttiği üzere, kitap “ölüm ve imge ahlakı”na işaret etmek istemesinin nedeni, ülkenin bu davranıştan noksan olması. Bölümler halinde ele alınmış konular. Yaşarken değer görmemiş insanın, ölüsüne karşı değişmeyen saygısızca tutum, imgeyi oluşturmasını sağlayacak mezardan mahrum bırakmak için sergilenen Orta Çağ(!) davranışlarını ele alıyor. Ölümlü varlıklar için “mezar”ın önemini okurken, ölüyü mezarsız bırakmanın cezasının -ölene ceza kesmek de, ne bileyim(!)- anlamını kavrayınca, bunun nedenlerini anlamaya başlıyorsunuz, zor da olsa. Mezar, kişinin beraber hayatta kaldığı insanların belleğinde sonsuza dek var olacağının bir işareti adeta ve daima mezarı ziyaret etmek, onu anmak, yerini bilmektir. Erasmus’un Deliliğe Övgü’de dediği gibi: “Ancak gidecek yeri olanların anlatacak hikâyeleri olur.” Bu durumda, bir mezarı olmayanın ne dinleyeceği sözler, ne mezarlığa gidecek olanın ona anlatacak bir şey olabilir.
Sayın, “Memleketim de sadece yaşam değil, ölüm de siyasallaşmıştır” haklılığı söz götürmez, somut bir heykel gibi karşımıza dikili duruyor bence. Gezi Parkı ve 68 Olayları’nı birbirine bağlayıp, belli bir kesimin, karşı taraftan “kraldan çok kralcı” tepkisiyle karşılaşması ve hayatını yitiren insanların naaşına yapılan saygısızlıklar, tüm insanlığın onurunu kirleten davranış biçimidir. Gezi Parkı olaylarını, Kalenderilik’e bağlama biçimini oldukça zeki ve nükteli buldum. Kalenderiler’in mülk edinmeme prensiplerini, Gezi Parkı’nda parasız çadır açma, komün bir oluşum olma ve paraya “hiç” muamelesi yapma, Kalenderiler’i örnek alma tavrı gerçekten şahane. Tam anlamak için şunu da eklemem gerek; Kalenderiler, 1936’da Lacan ve Walter Benjamin tarafından faşizmin direniş sembolünü oluşturan “kesik baş” imgesi, akli varlığı ve iktidar-yönetme erkini reddeden Acephale grubu ve Gezi savunucuları tek noktada birleştirip aynı potada eritmeyi başarıyor.