Okuduğum en nefis kitaplardan biriydi... Açıkçası bir yığın akademik ve bilimsel kavrama maruz kalacağım, sıkıcı bir kitap olduğu intibaı oluşmuştu bende. Ancak beklediğimin aksine, benim yazılarımdaki üslubumu yansıtan ve fevkalade halka hitap eden bir eser olmuş. Yazar da bir o kadar eksantrik bir profil sunuyor.
İkinci dalga feminist kuşaktan olduğunu belirten Amerikalı nöropsikiyatrist Prof. Louann Brizendine, nöroloji alanındaki çalışmalarda kadınların hormonal dalgalanmaları sebebiyle "sağlıklı veri sunamayacağı" düşüncesinden hareketle sürekli erkek beyninin incelenmesinden rahatsızlık duyarak, kadın beyni üzerinde çalışıyor ve "Kadın Beyni" kitabını kaleme alıyor. Bu eserin gördüğü yoğun ilgi üzerine de daha sonra "Erkek Beyni" kitabını gündemine alıyor.
Kitabın en ilgi çekici kısımlarından biri, yazarın oğluna oynaması için bebek aldığını ancak onun bebeği ayaklarından tutarak kılıç gibi salladığını görmesiyle alakalı şu değerlendirmesidir:
“İkinci dalga feminist kuşaktan gelen birisi olarak, silahlara ve rekabete takıntılı olmayan, sakin, duygusal olarak hassas erkek çocukları yetiştireceğimize karar vermiş olmamızdan olsa gerek, biraz afallamıştım. Çocuklarımızı iki cinsiyet için de hazırlanmış olan oyuncaklarla oynatmak çocuk yetiştirme planımızın bir parçasıydı. Müstakbel gelinlerimizin yetiştirdiğimiz hassas adam için bize ne kadar müteşekkir olacaklarını düşünerek kendimizle gurur duyardık. Kendi oğullarımız olana kadar, bu bize kusursuz şekilde akla yatkın gelmişti.”
Kitabı değerli kılan en önemli husus, feminist bir kadın tarafından kaleme alınmış olması ve bu gibi özeleştirilere yer vermesidir.
Malumunuz, erkek ve kadın arasındaki farklar feministler tarafından çoğunlukla sosyokültürel şartlara bağlanır ve bunlarla savaşılır. Onlara göre erkek ve kadın arasında temelde nörobiyolojik bir fark yoktur; ancak toplum, oğullarını "ağam, paşam" gibi eril vurgularla büyüttüğü için erkekler kadınlar üzerinde savunmacı, sahiplenici ve tahakküm edici bir kimliğe bürünmüştür. Brizendine ise meseleye şu şekilde açıklık getirir:
"Yakın zamana kadar, erkeklerin ve kadınların duyguları hissediş ve ifade edişlerindeki farkın yalnızca yetiştirilme biçimine dayandığı düşünülüyordu. Fakat bugün ortaya çıkmıştır ki gerek ebeveynlerimizin bizi yetiştirme biçimleri gerekse de sosyolojik koşullar temel biyolojimizin bazı kısımlarını güçlendirebilir ya da baskılayabilir ancak; kadın ve erkek beyninde duygular temelde farklı şekilde işlemektedir."
Yani feminist düşüncenin iddia ettiği gibi kadın ve erkek beyni temelde aynı olup toplumsal koşullara göre farklılaşmıyor; aksine temelde tamamen farklı olup, toplumsal koşullar bu potansiyelleri kısıtlayıp baskılayabiliyor. Bugün oluşan erkeklik ve kadınlık modellerinde, sosyolojik koşulların biyolojik potansiyeli baskılamasına bağlı olarak ortaya çıkan kriz bunun en canlı örneğidir.
"Yapılan bir araştırma beyinlerimizin eş zamanlı çalışan iki farklı duygusal sistemi olduğunu öne sürüyor: ‘ayna nöron sistemi’ (ANS) ve ‘temporoparietal bağlantı sistemi’ (TPJ). Erkekler ‘bilişsel empati’ adı verilen ve karşı karşıya kalınan bir durum karşısında çözüm üretme sürecine giren TPJ devresini yoğun kullanırken, kadınlar ‘duygusal empati’ adı verilen ve karşısındaki duyguyu hissetmeye çalışan ANS devresini daha çok kullanır."
Brizendine'in ifadesiyle bu durum, "erkeklerin düşünsel süreçlerinin başkalarının duygularıyla zehirlenmesinin önüne geçer ve bilişsel-analitik çözüm bulma kabiliyetlerini güçlendirir." Durum böyle olunca, kadınlar erkeklerin yeterince duygusal olmamalarından, erkekler de kadınların fazlaca duygusal olmasından şikâyet eder durur. Brizendine, kendisi gibi bilim adamı olan kocasına “Erkekler neden duygusal sorunlara hisleri yerine mantıkla yaklaşırlar?” diye sorduğunu, kocasının da “Esas mesele kadınların neden böyle yapmadığı!” şeklinde espriyle cevap verdiğini nakleder.
Yine ilgi çekici tespitlerden biri; erkek beynindeki cinsellikle ilgili alanın kadın beynine göre 2,5 kat daha büyük olduğu bilgisidir. Bu da yine kadınların erkeklerle kendilerini kıyas ettikleri hatalı yaklaşımlardan birine işaret eder.
Brizendine'in kapanış cümlesi de oldukça manidardır: “Eğer kadınlar dünyaya 'erkek-renkli gözlükler' ile bakabilselerdi manzaranın ne kadar değiştiğine hayret ederlerdi.”
Velhasıl erkeklerle iletişim halinde olan herkesin, bilhassa da erkek çocuk sahibi anne-babaların mutlaka okuması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum. Bebeklikten ihtiyarlığa kadar erkek davranışlarını ve düşünce sistemini inceleyen ufuk açıcı bir çalışma. Ben, yazarın "Kadın Beyni" kitabını da derhal sepete ekledim ve heyecanla okumayı bekliyorum.
Kitabın üçüncü ve dördüncü bölümlerinde, gençlik çağlarındaki flört girişimleri anlatılırken yer yer erotik bir ton hissedilmektedir. Bizce o kadar detaya gerek yoktu ama demek ki Amerikan kültürünce normal karşılanıyor.
Son olarak pratik bir bilgi vereyim: Kitap 330 sayfa görünse de son kısmı geniş notlar ve kaynakçadan oluşuyor; yani okuyacağınız asıl metin 160 sayfadan ibaret.
Bunun da suyunu sıktım, zengin bir bilgi ve tecrübe birikimiyle birlikte harmanlayıp yeni kitabımda size sunacağım inşallah. Hayır dualarınızı istirham ederim...