(Çok uzun oldu ama ayrıntılı olarak anlatmak zorundaydım üzgünüm)
Kitapla ilgili güzel olan sadece iki şey var. Biri tasarımında AI kullanılmamış olması, diğeri de ismi. Ancak kitabın içeriğinin ismiyle pek bir alakası yok. Bence.
Yani ismi okuduğunuzda karanlık, dram dolu bir kitap okuyacağınızı düşünüyorsunuz – en azından ben öyle düşünmüştüm – ancak kitap, erkek karakterle kadın karakterin atışmalarından ve mafyacılık oynamalarından ibaret.
Üstelik aile içi şiddet, kadına şiddet, taciz, tecavüz gibi konulara dikkat çekebilecek bir kitap olacakken bu konuda epey eksik kalmış, hatta bana kalırsa tacizin altını epey boşaltmış.
Bu kitap için en iyi şekilde olay örgüsünü takip ederek inceleme yazabilirim diye düşünüyorum, o yüzden öyle ilerleyeceğiz. Tabii bu da spoiler içereceği anlamına geliyor.
Kitabı erkek karakter Arden Deniz ve kadın karakter Güneş Ay’ın bakış açısından okuyoruz. Çocukluk dönemlerinden birer bölüm okuyarak başlıyoruz. İkisinin ailesi de yoksul, babaları iğrenç insanlar ve eşlerine de çocuklarına da şiddet gösteriyorlar. Güneş’in annesi onu gayet seviyor ve önemsiyor ancak Arden annesi tarafından pek de önemsenmiyor. Mert isminde küçük bir kardeşi var, annesi asıl onu seviyor. Arden yine de annesini de küçük kardeşini de elinden geldiğince koruyor.
Güneş’i de babası borçlarını ödeyemediği için mafya kaçırıyor. Bu mafyadaki adamlardan birinin adı da Mert, ne garip.
Sonrasında günümüzden devam ediyoruz. Arden komiser olmuş, Güneş de yine yoksul biri ve barmen olarak çalışıyor. Bunların ikisinin de ortak bir amacı var. Bülent Ali Yaman’ı öldürmek çünkü bu adam Güneş’in sevgilisini, Arden’in de kardeşi Mert’i öldürmüş. Anlamışsınızdır muhtemelen ama söyleyeyim yine de, Güneş’in sevgilisi dediğimiz kişi de Mert. İlerideki bölümlerde öğreniyorduk bunu galiba ama en başından belli oluyor zaten.
Güneş’in planı hizmetçi kılığında bir günlüğüne o eve gidip evin her noktasını ezberlemek, çıkış saatinden sonra da kameralara dikkat ederek evin bir noktasına saklanıp üstünü değiştirip gizlice gazı açarak adamın zehirlenmesini sağlamak.
Arden’in amacı da gece adamı kendi evinde vurmak. Biz onun hazırlanmasını okuyoruz işte. Önce silahı beline sabitliyor, sonra da “Her şey çoktan düşünülmüş olmalıydı,” diyerek parmak izlerini silikleştirmek için eldiven giyiyor. Ben de şunu düşündüm: Eldivenleri, silaha dokunmadan önce takması gerekmez miydi? Belki de işler planlandığı gibi gitmeyecek, bir kargaşa çıkacak, silahı düşürecek ve geri dönüp alma şansı olmayacak. Silahın üzerinde parmak izleri olduğu için de kimliği hemen tespit edilecek. Bu küçük bir ayrıntı evet ancak her şey çoktan düşünülmüş olmalıydı hani?
Bir de bir şekilde Bülent Ali’nin evinin görüntülerini elde etmiş ve bu şekilde evin her yerini ezberlemiş. O görüntüleri nasıl elde ettiği muamma.
Bu ikisi planlarını aynı gün aynı anda uygulamaya geçiriyorlar. Güneş gazı açtıktan sonra kaçmaya çalışırken Arden ile çarpışıp düşüyorlar. İkisi de orada bir suç işlemek için bulunduğu için birbirlerini ittirip hemen kaçmaya çalışırlar diye düşünmüştüm ben ama yerde yatmaya devam edip birbirlerinin yüzünü inceliyorlar. Sonra alarm çalıyor, bununla birlikte nihayet kalkıp kaçıyorlar.
Ertesi gün Güneş’in evine polisler geliyor, “Dün geceyle ilgili bizimle birlikte emniyete gelmeniz gerekiyor,” diyerek kızı ifade vermesi için alıp götürüyorlar. Güneş gözaltına alınmıyor, kendisi şüpheli. Şüpheli kişiler polis tarafından götürülmez, davetiye alır/emniyete çağrılır. Eğer davetiyeye rağmen gitmezlerse polisler tarafından zorla alınırlar. Bunun yanında polislerin kıza doğru düzgün bilgi vermemesi, sadece “dün geceki olay” demeleri de çok saçma. Güneş de bahsi geçen dün geceyle ilgili bilgim yokmuş gibi davranmaya çalışıyordum diyor da o gece neyin yaşanmış olduğunu sorsana o zaman. Suçsuz bir vatandaş polislerin kapısına gelip de doğru düzgün bilgi vermeden onu emniyete götürmesine öylece izin vermez sonuçta.
Kızı sorgu için emniyette bir odaya alıyorlar. İçeri giren polisin söylediği ilk şey “Güneş Hanım, dün gece neredeydiniz?” demek oluyor. Araştırmalarıma göre sorgulamada şüpheli kişinin öyle pat diye ifadesi alınmaya başlamaz. Önce,
=>Kimliği tespit edilir. Yani kişiye kimliğiyle ilgili sorular sorulur ve doğru cevaplar vermesi beklenir.
=>Kişi kendisine yöneltilen suçlama hakkında bilgilendirilir.
=>Avukat tutma hakkı hatırlatılır.
=>Susma hakkı hatırlatılır.
=>Kişiden kişisel ve ekonomik durumu hakkında bilgi alınır.
Biz direkt sorgulamayı okumaya başlıyoruz ama. Bir de Güneş polisin gelmesini beklerken kendi kendine avukatımı aramak istiyordum ama benim avukatım yoktu ki diyor. E iste o zaman??
Ha şöyle bir şey de var ki burada yapılan şey aslında sorgulama değil. Sorgulama, hakim veya mahkeme tarafından yapılır. Polisler ve savcılar ifade alırlar. Bu sahnedeki olay da ifade almak ancak bu kitabın üzerinde çalışan kişiler bunu araştırma girişiminde de bulunmamışlar.
Sorgunun ortasında başka bir polis odaya giriyor: Arden. Güneş’in o gece Arden’le çarpıştıklarında durup adamın yüzünü incelemesi o noktada işimize yarıyor çünkü onu tanıyor.
Arden, Güneş’e; Güneş’in evde olduğunu iddia ettiği saatlerde Bülent Ali’nin evinin çevresinde bulunduğuna dair görüntüler olduğunu söylüyor. “Aynı saatlerde binanın alarm sistemi devre dışı bırakılmış ama hemen sonra çalışmış,” diyor. Bu bilgiyi cebinize atın, biraz sonra kullanacağız.
Güneş de Neden gece orada olduğuna dair tek bir kelime bile etmiyordu? diye düşünüyor. Şey... hani... KENDİSİ DE ADAMI ÖLDÜRMEK İÇİN ORADAYDI YA. Neden kendini ele versin ha Güneş’ciğim?
Güneş tuvalete gitmek istiyor, Arden de ona eşlik ediyor. Tuvalete giderlerken kızı bir anda kolundan tutup “ana koridordan sağa, neredeyse boş görünen başka bir yan koridora” doğru çekiyor. “Neredeyse” dediğine göre koridor boş değil, boş olsa bile her an biri gelebilir, ana koridorun yanında oldukları için görülebilirler, kameralar da var hani. Bir komiserin şüpheli biriyle böyle bir pozisyonda görülmesi çok riskli sanki??? Kimse görmüyor tabii.
Güneş diyor ki, “seni gördüm, beni bu durumdan kurtaracaksın yoksa seni ele veririm.” Arden de “tamam,” demek durumunda kalıyor. Kızı nasıl kurtardığını birazdan göreceğiz.
Güneş tuvalete girince Arden’in bölümüne geçiyoruz. Arden diyor ki Asıl sebebini bilmesem de o gece benimle aynı sebepten ötürü oradaydı. Biliyordum çünkü onu üniformasını değiştirirken izlemiştim, bunu yaptığım sırada erkekliğimin kanımdaki adrenalinin altında kalması için tüm irademi kullanmam gerekmişti.
E bu basbayağı TACİZ?? Yazar bunu yazarken ne düşünmüş acaba?? O an öyle denk geldiği için taciz olmadığını falan mı? Aynen tamamdır.
Sonra da kamera görüntüleri tüm ekibin elindeydi, bizzat evinden alınmasının temeldeki sebebi de buydu. Tesbiti olağanüstü şekilde kolay yapılmıştı, diyor. Az önce cebimize attığımız bilgiyi de alıyoruz ve soruyoruz, “Öyleyse bu kızın direkt gözaltına alınması gerekmez miydi?” Hatta tutuklu yargılanma ihtimali bile çok yüksek ancak bu durumda karakterin işin içinden sıyrılması çok daha zor olacağı için yazar uğraşmak istememiş belli ki.
Güneş tuvaletten çıktıktan sonra sorgusu devam ediyor ve Arden’in onu nasıl kurtardığını da nihayet görüyoruz. “İl dışına çıkmak yok, haftada bir gelip imza atacaksın, takip altındasın,” diye atılıyor. Allah Allah... Sonrasında bize Dosyayı kapattım. Fiziksel olarak ve kelimenin tam anlamıyla. O dosya artık benimdi, diyerek anlatıyor. Hazırladığı rapora şunları yazıyor:
”Bir ihtimale göre şüpheli Güneş Ay’ın olay yerinde bulunması, failin dikkatini dağıtarak planın bozulmasına neden olmuştur. Kamera görüntülerindeki kişinin suç işlemeye yönelik asıl eylemde bulunan kişi olmadığına dair kanaat oluşturmuştur. İlgili video çözümlemesinde failin cinsiyeti ve fiziki yapısı farklılık göstermektedir.”
Delil yetersizliğinden dosyayı kapatıyor.
Bu olay baştan sona o kadar saçma ki. Bir komiserin görevi olay yerini incelemek, delil toplamak, şüphelinin ifadesini almaktır. Bir dosyayı üstüne alamaz, rapor yazıp kapatamaz. Böyle bir yetkisi YOK. Bunların hepsi Cumhuriyet Savcısı’nın görevidir. Kafasına göre adli kontrol kararı verip “haftada bir gelip imza atacaksın,” diyemez. Soruşturma aşamasında adli kontrol kararı, savcının istemi üzerine Sulh Ceza Hakimliği tarafından verilebilir, imza atma da aynı şekilde.
Delil yetersizliğini de sebep gösterip akladığın kişi için adli kontrol kararı vermek de çok saçma. Madem masum, neden takip ediyorsun?
Kafasına göre bir şeyler yazıp kızı temize çıkarmaya çalışıyor. Kamera görüntülerine bakıp da Güneş’in kimliğini tespit etmişler, diyor ki görüntülerdeki kişinin cinsiyeti ve fiziki yapısı farklı. Savcı görüntülere baktığında gerçeği anlamayacak mı ey komiser derdim de görünüşe göre ortada savcı falan yok.
Bari adamı savcı yapsaydın da bu yaptıklarının az çok bir mantığı olsaydı.
Neyse, sonra bir gece Güneş’in evine biri giriyor ama Güneş onu göremeden çıkıp gidiyor. Güneş de Arden’i çağırıyor, Arden o gece Güneş’in evinde kalıyor. Kitabın ilerleyen sayfalarında yaşanan olaylar sebebiyle bunun arkasında Bülent Ali’nin olduğunu düşünüyorum ancak bu sadece benim düşüncem. Kitabın herhangi bir noktasında bu olay doğru düzgün bir yere çıkmadı, eve giren kişi neden hiçbir şey yapmadan geri çıktı bilmiyoruz.
Ertesi gün Güneş işe gittiğinde patronu Edis ve Bülent Ali tarafından, Bülent Ali'nin yanındaki bir kadının çantasını çalmakla suçlanıyor. Bunun sonucunda Arden'le emniyette tekrardan karşılaşıyorlar.
Sonra Güneş ve Arden birlikte, arabada yoldayken Bülent Ali hakkında konuşuyorlar. Güneş bir şeyler deyince Arden ona “Sen öyle çok konuşma bakalım,” diyor. Güneş de sırf Arden bunu dedi diye el frenini kaldırıp arabayı pat diye durduruyor, arkadaki araba bunlara çarpıyor.
Çarpan arabanın sürücüsü bunların yanına gidiyor, küfürler falan... Arden adamı “Bu direksiyonu görüyor musun? Seni yerimden bile kalkmadan buraya alırım. Yüzünü. Direksiyona. Yapıştırırım,” diyerek tehdit ediyor ki burada zaten bir nokta büyüklüğündeki ciddiyetimi de kaybettim. Adam küfretmeye devam edince arabadan çıkıp polis rozetini gösteriyor ve mesleğini kötüye kullanarak adamın üzerinde baskı kuruyor. Adam da korkup gidiyor.
Güneş’in çalıştığı bara gizlice girip kamera kayıtlarına bakıyorlar. Kayıtlarda görüyorlar ki Bülent Ali, Güneş’in patronu Edis’e madde sağlıyormuş. O sırada odada eski çalışanlardan biri de var. Bülent Ali, adamlarından birine bu çalışanı öldürtüyor.
Bunun üzerine Arden’le Güneş’in arasında bir muhabbet geçiyor ve geçmişten bir bölüm okuyoruz. O bölümde öğreniyoruz ki bu Mert, Güneş’i mafyanın elinden kurtarıp saklamış.
Sonraki bölümde Güneş gece vakti evine dönüyor. Sokakta beslediği bir kediyi ararken adamın birine denk geliyor. Yaşananları anlatmaya devam etmeden önce şuna değinmek istiyorum: Adamın dişlerinden yamuk ve neredeyse insanlık dışı, diyerek bahsediyor. Bazılarınıza bu çok önemsiz ve neredeyse görünmez gelebilir; sonuçta pek çok kitapta, filmde vb. kötü karakterlerin yamuk dişlere sahip oldukları vurgulanır. Bunun sebebi yüzlerce yıl öncesine dayanır. Ancak hepimizin diş yapısı aynı değil ve yamuk dişlere sahip olan insanlar bu konuda büyük özgüven sorunları yaşayabiliyorlar. Böyle anlatımlar da emin olun ki onları kötü etkileyebiliyor. Elbette ki bu sadece dişlerle ilgili bir şey de değil, her türlü özellik için geçerli.
Günümüzde kötü görünüme sahip kahramanlar ve mükemmel görünüme sahip kötüler de görmeye başladığımız için bu tür özellikler yavaş yavaş sadece kötü karakterlere atfedilmekten çıkmaya başladı tabii. Tamam, bu sahnede de yazar kötü karaktere yamuk dişler vermeye karar vermiş olabilir ancak karakterin korkunçluğunu vurgulamak için dişlerinin yamukluğundan neredeyse insanlık dışı diyerek bahsedilmesi çok yanlış.
Biraz uzatmış olabilirim ancak zamanında bu konu hakkında büyük özgüven sorunları yaşamış biri olarak buna olabildiğince dikkat çekmek istedim.
Olaya geri dönelim. Bu karakter Güneş'i taciz ediyor. Hatta kızı yere itip üzerine çıkıyor, Güneş de başını sertçe yere çarpıyor (aslında o sırada çarptığını söylemiyor, sonrasında başının kanadığını söylediği için çarpmış olduğu çıkarımını yapıyoruz). Bu sırada Arden bir anda çıkagelip adamı dövüyor, sonrasında da Güneş'i alıyor.
Güneş birkaç kere eve gitmek istediğini söyleyince Arden kızıp "Sadece bir kereliğine işimi zorlaştırmayı bırak," diyor. Kız az önce cinsel saldırıya uğradı ama senin işini zorlaştırmamaya dikkat etmesi gerekiyordu kanka aynen.
Kız, "İndir beni," dediğinde de "Neden bu kadar sıkıntılı olmak zorundasın ki?" diyor. Ya sabır yarabbim. Tamamdır daddy demesini mi bekliyorsun ne bekliyorsun?
"İlla bir eve gideceksen benim evime gidiyoruz, başka seçenek yok," diyor. Güneş yine kendi evini isteyince "Başka. Seçenek. Yok," diyor gene. Kız az önce taciz edildi ve yabancı bir erkek olarak kızı kendi evine götürmeye çalışıyorsun aptal herif, ne demek başka seçenek yok?
Arabaya bindirdikten sonra Güneş inat etmeye devam edince bu sefer de "Senin karar verme yetin şu an için geçersiz. Az önce biri seni... boğuyordu," diyor. YA SEN ANASI MISIN BABASI MISIN SEN KİMSİN DE KARAR VERMEK ŞU ANDA SANA DÜŞTÜ????
Güneş bir anda kendini güvende hissettiğinden falan bahsediyor bir de??
Arden'in evine gidiyorlar. Güneş teşekkür edince Arden, "ağzın garip şeyler söylüyor," diyor kıza. Bir kere olsun biraz düzgün mü davransan? Biraz ciddi mi olsan?
Gerçi ciddi olmaya çalışmasına gerek de yok pek çünkü Güneş de pek ciddi sayılmaz. Başını sertçe çarpmış, sonrasında da kan kaybetmiş olmasına rağmen maşallah cin gibi. Hiç çarpmamış sanki. Taciz edilmiş olduğunu da bir anda unutuyor.
Apartmana adım attıklarında Arden'in dairesinin ne kadar lüks olduğunu söylüyor. Daha daireyi görmemiş olmasının yanında bir polis memurunun öyle lüks bir daireye nasıl sahip olduğu hakkında da bir fikrimiz yok ancak bunlar o anki sorunlarımızın en küçükleri diyebilirim.
Asansöre ilk kim girecek yarışına giriyorlar. Sonra birbirlerine laf atmaya başlıyorlar. Arden, "Dümdüz dur. Beynin içeride milkshake olmuş olabilir," diyor. Kız cinsel saldırıya uğradığı için başını çarptı ve sen buna "milkshake olmak" mı diyorsun? Şaka mısın?
Sonra daireye giriyoruz. Ne kadar şık ve hoş olduğundan bahsediliyor. Güneş, Arden'in ne kadar yalnız olduğunu düşünüyor. Her şeyi olan biri neden o gece başını derde sokmak için oradaydı? Kaybedecek çok şeyi vardı, diyor kendi kendine. Hiç tanımadığı biri hakkında sırf işi ve güzel bir dairesi var diye böyle düşünmesi aşırı saçma. Bunun yanında kadın karakter az önce taciz edilmiş olmasına rağmen biz erkek karakteri osuna busuna yoğunlaşıyoruz, evet.
Sonrasında Arden, Güneş'e kötü koktuğunu ve duş almasını söylüyor. Sertçe. Biraz anlayışlı mı olsan kanka? Kız canı istedi diye atlamadı ya hani çamura.
Güneş banyoya giriyor. Onun evinde, onun banyosunda, onun girdiği küvette... diye düşünüyor. Ya şu anda düşünmen gereken bu mu gerçekten? Su anda yoğunlaşmamız gereken şey bu mu cidden?
Tam kapıyı kilitleyeceği anda Arden gelip engel oluyor ve kapıyı kilitlememesini söylüyor. Eğer kilitlerse başını sertçe çarpmış olduğu için düşüp bayılırsa falan ruhu duymazmış. Bunun kilitle ne alakası var peki? Kapıyı kilitlese de kilitlemese de kapatacak değil mi? Bu kadar önemsiyorsan kapının önünde bekle. Uzun süre çıkmazsa, cevap da vermezse kapıyı kırıp içeri girersin. Cüsseli, kaslısın ya hani. Belki sen de içeri girip taciz etmeye çalışacaksın kızı, nereden bilsin o?
Bir de bakın kıza bu sırada neler diyor:
"Yalnızca daha fazla sorunla uğraşmak istemiyorum ve sen sorunun tamamısın." Ya siktir git o zaman, sözde kızı kurtardın da sanki kız kendi taciz edilmek istemiş gibi kurtardığından beri bir ağzına sıçmadığın kaldı.
"Hemen gidip bu kokudan kurtulmazsan seni buraya getirdiğim için kendimden nefret edeceğim." O kokuda boğul geber.
"Rica ederim. Yine de bastığın yere dikkat et. Seninle aynı alanda bulunmak yeterince travmatik zaten. Bir de çıplak halinde karşılaşmak istemem." YA TACİZ EDİLMİŞ KIZA SÖYLEDİKLERİNE BAK KAFAYI YERSİN. TACİZ EDİLEN KİŞİ GÜNEŞ AMA SEN GÖRDÜN DİYE TRAVMA GEÇİRDİN, BURADA ÖNEMSENMESİ GEREKEN KİŞİ SENSİN KANKA TAMAM SENSİN. BİR DE KIZI ÇIPLAK BEDENİNİ GÖRMEKTEN VURUYOR ALLAHIM SABIR SABIR SABIR SABIR.
Güneş kapıyı kilitlemeyip duşa giriyor. Arden de kapının önünde bekliyor. Güneş kendi kendine Arden'i yeterince tanımadığını, onun bir seri katil olabileceğini söylüyor. Yine de bir şekilde kendini ona güvenmeye ikna etmiş, nasıl oluyorsa artık.
Güneş'in sokakta beslediği kediyi de tam gidecekken görüp almışlardı bu arada. Kediyi Arden tutuyor o sırada ve Güneş'e "Senin kadar kokmuyor ve senden daha hızlı temizlendi," diyor. Kokuna sokayım senin.
Konu geliyor o gece Bülent Ali'nin evinde yaşananlara. Arden ikisinin de aynı sebepten orada olduğunu söyleyince Güneş bundan nasıl bu kadar emin olduğunu soruyor. Arden, Güneş'in kilerde üstünü değiştirdiğinden bahsediyor. Güneş diyor ki "Benimle birlikte orada olman mümkün değil." Ve Güneş'in ağzından şöyle bir şey okuyoruz:
“Siyah dantel, brazilian kesim iç çamaşırın bunun mümkün olduğunun kanıtı.”
O gece onu giymiştim! “Bu çok ayıp ve özel alan ihlali,” diye çıkıştım. Önceki konunun daha önemli olması gerekiyordu ancak soyunduğum sırada herifin tekinin bir nefes kadar yakınımda olması ve bunu hiç fark etmemem son derece canımı sıkmıştı. Ne kadar da aptaldım.
“Sahibi olmadığın bir mülkte olmak ihlal değil mi yani?” diye sordu Arden.
Buna verecek mantıklı bir kaçış cevabım yoktu. “Sen iki kat ihlal yapmış konumdasın.”
İç çekti, “İnan bana, ilk seferinden sonrası çorap söküğü gibi geliyor.”
Ben bir kız olarak brazilian kesim iç çamaşırı nedir nasıldır bilmem, adamın teki bunu nasıl biliyor? Gece yatmadan önce kadın iç çamaşırı modellerini araştırıp ezberliyor herhalde. Kızı izlediğini de biliyorduk ancak iç çamaşırının rengini, modelini ezberleyecek kadar bakıp da bunu utanmadan söylemesi rezilliğine rezillik kattı.
Güneş’in, Arden’in kendisini taciz etmiş olmasının üzerinde neredeyse hiç durmayıp da kendi aptallığından şikayet etmesi ayrı sinir bozucu. Senin onu fark etmemiş olman çok aptalca ama onun seni taciz etmiş olması pek de önemli değil, aynen.
“İnan bana, ilk seferinden sonrası çorap söküğü gibi geliyor” sözü peki? İnsanın az utanması olur diyeceğim de sende zerre utanma olmadığı başından belli zaten sapık herif.
Bundan sonra Arden’in bölümüne geçtiğimizde Güneş’i taciz eden adama ne kadar sinirlendiğini, onu daha fazla dövmek hatta öldürmek istediğini görüyoruz. Tamam kanka, biraz daha ıkınırsan az önce kıza zorbalık yapmamışsın hatta onu KENDİN taciz etmemişsin gibi davranabiliriz belki.
Güneş, kıyafeti olmadığı için Arden’in tişörtlerinden birini giyiyor. Benim elimle hesaplarsak bir, onun eliyle hesaplarsak dizlerinin iki karış üstünde bitiyordu, diyor Arden. Adam Hulk herhalde.
Koltuğa oturup konuşmaya başlıyorlar. Arden, Güneş’e saldıran adamın Bülent Ali’nin adamı olduğunu söylüyor. Güneş'i sokağın başında bıraktıktan sonra adamı fark etmiş ve adam garip hareketler sergilediği için takip etmeye karar vermiş falan filan.
Bülent Ali hakkında konuşuyorlar gene, neden onun peşinde olduklarını anlatıyorlar. Amaçlarının aynı olduğunu anlayınca birlikte çalışmaya karar veriyorlar, daha doğrusu Arden böyle olması gerektiğini söylüyor.
Yatıp uyuyorlar, ertesi sabah kalktıklarında Güneş'in tişörtle bir alıp veremediği oluyor. "Arden’in tişörtü bana göre fazla büyüktü ama kalçalarımı örtme konusunda pek sadık değildi. Beni rahat ettirmeye pek niyeti yoktu. Elimi hemen arkama götürüp çekiştirdim," diyor. Benim giydiğim oversized tişörtler kalçalarımı gayet de kapatıyor. Hulk gibi adamın tişörtünün kalçalarını örtmemesi için kalçalarının yerinde iki tane karpuz falan olmalı.
Bir de sonrasında, “Harika. Artık arkadan da savunmasızım,” diyor. Umarım bunun gece uğradığın tacizle bir ilgisi yoktur??? Yoksa şuraya bir yere bayılacağım, gerçi şu ana kadar bayılmış olmam gerekiyordu.
Mutfakta Arden’le konuşurken tişörtle uğraşmaya devam ediyor. Bir yandan konuşuyor, diğer bir yandan da tişörtü aşağı doğru çekiştiriyordum. Ufacık bir açıyla bile eğilirsem her şey meydana çıkabilirdi. Gerçek anlamda her şeyden bahsediyorum. Tişörtü çekip düzelttim ama yine de kalçamın üstünde toplandı. İçimden sabırlar diledim. Tamam anladık kocaman kalçaların var.
Bu sırada da aralarında,
“Seninkinden güzel kalçalar gördüm. Rahat ol.”
“Kalçalarıma şiir yazacak insanlar tanıdım.”
şeklinde bir diyalog geçiyor ಠ_ಠ.
Yahu sonra Arden, Güneş’ten onu baştan çıkarmasını istiyor. “Beni baştan çıkar. Bana bir erkeği gerçekten baştan çıkarabileceğini ve tüm erkekleri yatağa çeken şeyin sadece o güzel görünüşün olmadığını kanıtla. Baştan çıkarma konusunda gerçekten iyi olsaydın, şu anda bir erkek arkadaşın, hatta belki bir kocan olurdu. Öyle değil mi?” diyor kıza. YA SABIR. Kız önceki gece taciz edildi ve sana gerçekten aşık olduğu tek insanın, erkek arkadaşının öldürüldüğü anlattı. Kıza söylediklerine bak ÇILDIRACAĞIM.
Güneş de Arden’e bir tane çakacağına gidip baştan çıkarıyor bu arada. Ben bir kupa papatya çayı daha yapıp geliyorum bir dakika.
Güneş’in aklına eşofman istemek dışarı çıkacakları sırada geliyor, Arden’in kızın bacaklarını gözleriyle yemesi ve Güneş’in ne kadar büyük kalçalara sahip olduğunu öğrenmemiz gerekiyordu çünkü.
Evden çıkarken Güneş’in iş yerinden aldıkları kamera kayıtlarını Edis’e atıyorlar (eğer unuttuysanız Güneş’in patronuydu), adamı bu görüntüleri kullanarak tehdit edecekler işte. Edis bunlara bir konum atıyor, bunlar da öylece gidiyorlar. Arden uzaktan izlerken Güneş, Edis’le konuşuyor. Edis, şikayeti geri çekemeyeceğini söylüyor. Asıl sorun Bülent Ali çünkü falan. “Kara Kırmızı diye bir kulüp var, oraya gidin,” diyor. Bunlar da plan yapıp oraya gitmeye karar veriyorlar.
Tabii ondan önce kendi arkadaşlarıyla görüşüyorlar. Güneş’in arkadaşı Melis, Arden’in arkadaşı Asaf. Arkadaşlarına başlarına gelenleri anlatıyorlar ve aramıza iki yeni karakter katılıyor.
Bu dördü birer müşteri gibi kulübe gidiyorlar, kulaklarında da şu minik kulaklıklardan var. Arden bunlara “İçeri girdiğimizde kulaklıklara gereksiz konuşmayın,” diyor ancak planı uygularken her fırsatta kulaklığa doğru racon kesiyor. Asaf’ın tek rolü de Arden her racon kestiğinde “Komiserim?” demek (buna çok gülmüştüm bu arada). Aralarındaki en normal kişi Melis, tabii bu sadece o sahne için geçerli. Çünkü kendisi, onu bilmem kaç kere aldatmış eski sevgilisiyle hala görüşüyor. Adamın arabasında bulduğu, başka bir kadına ait braleti de alıp yıkamış??? Güneş’e veriyor sonra o braleti. Abla sen şaka mısın?
Neyse, Güneş tekrar taciz ediliyor ve onu kurtaran kişi de mekanın sahibi, aynı zamanda aradıkları adam oluyor. Adama, onunla yatmak istediğini ima ederek ofise çıkmayı başarıyor. İçeceğine ilaç koyup adamın aklını bulandırıyor, içeriye Arden giriyor, tehditler yumruklar... Adam bunlara kamera görüntüleri veriyor. Sonra Arden bu adamı pat diye vuruyor??? Yüzlerini görmüş, o yüzden vurmuş.
Kaçıyorlar mekandan. Asaf kamera kayıtlarını halletmesi için içeriden birini ayarlamış, nasıl yaptıysa artık... Kamera kayıtlarının halledilmesi de yeterli değil bu arada. Onları ofise çıkarken biri görmüş olabilir. Güneş'in parmakları ve dudakları kadehlere değdi. Bir tel bile olsa saçı yere düşmüş olabilir. Bunları da bir şekilde halletmişlerdir artık herhalde.
Peşlerinde adamlar... Arabayla kovalamaca başlıyor, bunlara arkadan silah sıkıyorlar. Nasıl oluyorsa arabalarının lastiği hiç patlamıyor ancak Hitman Arden silahını çıkarıp biraz ateş edince adamların arabasının lastiğini patlatıyor.
Bunlar virajı dönerken arkadan bir el ateş daha ve Arden vuruluyor. Nereden? Kasığından.
Kasığından mı? Kasığından vurulması için tüm bedenini pencereden dışarı çıkarmış olması gerekmez mi? Peki hangi salak arkasında kendisine ateş eden kişiler varken tüm bedenini pencereden dışarı çıkarır?
Sonra garip bir sürüş sahnesi yaşanıyor. Arden ateş edemeyince Asaf ateş ediyor, sürücü o olduğu için de o pencereden dışarı sarkınca Melis eğilip ellerini gaz pedalına koyuyor, Güneş de arkadan direksiyonu tutuyor. Bunun nasıl bir sahne olduğunu hayal etmek sizin hayal gücünüze kalmış.
Arden çok kan kaybediyor olmasına rağmen nasıl oluyorsa gayet iyi. Bilinç kaybı falan hiç yok, gayet konuşuyor, doğru düzgün bir nefessiz kalma durumu da yok. Güneş’e bir ara “Sen yaralı biriyle nasıl konuşması gerektiğini bilmeyen bir arızalısın,” diyor. Kendisi kiminle nasıl konuşması gerektiğini çok iyi biliyor ya.
Asaf bu ikisini Arden’in apartmanının önünde bırakıyor ve Melis’i evine bırakmaya gidiyor??? Yahu adam kan kaybediyor orada, vurulmuş, bunlar Adios deyip gidiyor resmen??? Ne??? Tek sorunumuz Melis’in evine bırakılmasıydı gerçekten.
Arden kasığından vurulmuş olmasına rağmen garip bir şekilde yürüyebiliyor. Bunlar bir ara üst üste düşüyor, "of yüzleri birbirine çok yakın sahnesi" falan... Adam kan kaybediyor aloo??? Durumu hiç kötü gibi de değil gerçi.
Eve giriyorlar, apartmanın önünde bir güvenlik vardı aslında ama o sırada orada bulunmamaya karar vermiş. Neyse, Arden’e pansuman yapmak için adamın tişörtünü çıkarıyorlar. Tişörtünü.
Kasık ve tişört ne alaka? İnternete yazsan kasığın nerede olduğunu hemen öğrenirsin ki internete yazmana bile gerek yok, insan kasığın nerede olduğunu bilmez mi?
Kurşunun sıyırdığını öğreniyoruz. Yine de hiç mantıklı değil maalesef. Kasık çok önemli ve hassas bir yer, üstelik bacaklarımızı gövdemize bağlayan bölge. Bir de o kadar kan kaybıyla bu adamın dakikalar içinde bayılıp gitmesi gerekiyordu, hatta belki de ölmesi??? Ama maşallah turp gibi.
Adamın yarasına sakince pansuman yapıyorlar ve sonra da dikiyorlar galiba?? Biz orayı görmüyoruz ama diktiklerini varsayıyorum ki BU DA ÇOK SAÇMA. Ortada sterilizasyon yok, lokal anestezi yok, bunların ikisi de profesyonel değil. O yarayı bok dikersiniz siz. Üstelik enfeksiyon kapar. Yani en azından öyle olması gerekiyordu ama hiçbir şey olmuyor.
Sonra bunlar konuşurlarken Güneş’in sevgilisiyle Arden’in kardeşinin aynı kişi olduğunu öğreniyoruz. Daha doğrusu onlar öğreniyorlar çünkü biz zaten biliyorduk.
Sonra Güneş’ten geçmişle ilgili bir bölüm daha okuyoruz. Kızın annesi kanserden ölmüş, kız yas tutarken Mert, Güneş’in kendisine ve o eve yakıştığını söyleyip öpüyor onu?? Bunlar abi kardeş nerede ne demeleri gerektiğini bilmiyorlar görünüşe göre, genetik herhalde.
Mert, Güneş’in kaldığı eve öyle hep uğramıyormuş. Bir gün uğradığında “Senin peşinde bir komiser var, tanınmaman lazım,” diyerek Güneş’in saçını kesiyor ve siyaha boyuyor. Kız istememesine rağmen. Peruk diye bir şey var aloo???
Bülent Ali, Arden’i bir yere çağırıyor. Arden bunun tuzak olduğunu bile bile “Belki gerçekten de konuşmak istiyordur,” diyerek Asaf’la birlikte gidiyor. Orada Güneş, Melis ve Asaf’ın ailesi ile karşılaşıyoruz. Asaf’ın babası zamanında Bülent Ali için çalışmış falan filan.
Bulundukları evin giriş-çıkışları kapatılıyor ve ev ateşe veriliyor. Tabii ki de bir tuzaktı, şaşırdık mı? Hayır.
Arden Hulk güçleri ile bir pencerenin önündeki demir parmaklıkları yanlara doğru açıyor, Güneş o aralıktan dışarı çıkıp bunlara kapıyı açıyor. Arkadan adamlar gelip bunlara ateş ediyor. Baran diye bir karakter geliyor sonra, Bülent Ali’nin oğlu ama babasından içten içe nefret ediyor ve onu yok etmek istiyor. Bu yüzden kendi adamları ile bizimkileri savunuyor. Aslında Baran bunları umursamıyor da. Arden’le de düşmanlar, Arden bunun birkaç adamını öldürmüş ama o sırada öyle olması gerektiği için onları savunuyor.
Arden diğerlerini Baran’la yollayıp bilmem kaç adama karşı Hulk güçleri ile mücadele ediyor ve nasıl oluyorsa ölmüyor. Bunların hepsi Arden vurulduktan ya bir gün ya da birkaç gün sonra yaşanıyor bu arada. Aslında hastanede, bacağını hiç oynatmadan ölü gibi yatıyor olması gerekirken maşallah hiç sorun yaşamadan atlayıp koşuyor.
Adamları hallettikten sonra gidip diğerlerini buluyor ancak Güneş ortada yok, Baran onu başka bir yere götürmüş. Nereye götürmüş olabileceğini de Asaf’ın babası söylüyor bunlara. Asaf’ın ailesinin varlığı bir tek orada işe yarıyor.
Asaf, Melis, Arden gidiyorlar oraya ve Güneş’i buluyorlar. Güneş, “Burada oturup beklemenin ne kadar zor olduğunu bilemezsiniz, berbattı,” deyince Arden onun huysuzluk yaptığını düşünüyor. Hay Allah’ın salağı, rolleriniz değişmiş olsaydı senin o evde nasıl kafayı yiyeceğini de biliyorum ben.
Konu bir anda yine baştan çıkarmaya geliyor ve Güneş siyah saten bir gecelik giyip Arden’in karşısına çıkıyor. İki mal dönmüş dolaşmış en sonunda birbirini bulmuş. Bana kafayı yedirten şu taciz vakası vol iki. Ölmekten kıl payı kurtuldular, umurlarında değil. Arden, Güneş’e gömlek giydirmeye çalışırken kovalamaca başlıyor, o sırada Baran çıkagelip Güneş’i yakalıyor. Boğazına bıçak dayıyor falan. Arden bunun adamlarını öldürmüştü ya, o yüzdenmiş. En başından bunları orada öldürseydin o zaman.
Arden yine bir şekilde Güneş’i kurtarıyor ve Baran’ı döverken “Sana ait olmayan bir şeye dokunmaman gerektiği öğretilmedi mi?” diyor. Bu sözü daha önce pek çok kere duymuştum ancak ilk defa aslında ne kadar da sorunlu bir söz olduğunu fark ettim. Ait olmak ne demek? Bir kişi, herhangi birine aitmiş gibi hissedebilir ancak bu hisseden kişiyle ilgilidir. Birinin, başka bir kişinin herhangi bir insana olan aidiyeti hakkında konuşması o kişiyi bir obje yerine koyuyor bana kalırsa. Arden burada “sana ait olmayan bir şeye,” diyor bir de. Bunun yanında şöyle bir şey de var: Hadi ait diyelim, bu yine de ona istediği gibi dokunabileceği anlamına gelmez.
Bu yüzden sevgili yazarlarımız, “sana ait olmayana dokunma” saçmalığını lütfen bir kenara bırakalım. Gerçekten iğrenç.
Tekrardan olaya dönüyoruz. Arden, Baran’ı dövmekle kalmıyor; bıçağı adamın bacaklarının arasına saplıyor. Asaf, Arden’in bir canavar olduğuyla ilgili bir şeyler dediğinde de Güneş, “Hiç onun bir canavar olduğunu düşünmemiştim. Hâlâ da düşünmüyorum. Çok fazla canavar gördüm ve siz de görebilseydiniz, Arden'i bu kategoriye koymazdınız. Bu beni korkutmuyor,” diyor. Ne??
Hepimiz senin yaşadıklarını yaşamadık ama biz de çok fazla canavar gördük, Güneş. Hem de ne canavarlar ancak birinin diğerlerinden daha az canavar olması onun da bir canavar olduğu gerçeğini değiştirmez. Arden gayet de bir canavar ve görünüşe göre senin de psikolojik sorunların var.
Sonrasında bunların bir yakınlaşma sahnesi oluyor ancak Güneş geri çekiliyor ve Arden’in yanından ayrılıyor, Baran’la konuşmaya gidiyor. Yediği onca dayağa ve bacaklarının arasına bir bıçak saplanmış olmasına rağmen Baran’ın bilinci açık. Kanama da durmuş.
Baran, Güneş’e Bülent Ali’yi öldürmesi için tek bir şartla yardım edeceğini söylüyor. Bülent Ali’yi öldürdükten sonra kendini de öldürecekmiş. Arden’i yaralamak istiyor işte. Güneş tamam deyip gidiyor, Bülent Ali ile yüzleşiyor.
Tam adamı vuracakken adam Güneş’e, “O gün eve para karşılığında sunulan bir genç kız için gelmiştim. O sendin. Şu anda uğruna kan dökeceğin oğlan, seni madde karşılığı bir geceliğine bana satmıştı,” diyor. Hemen sonra Arden, ardından da polisler geliyor. Güneş’i, Mert’i öldürmekten ve Bülent Ali’yi öldürmeye teşebbüs etmekten tutukluyorlar.
Güneş o an her şeyi hatırlıyor. Mert gerçekten de madde karşılığında bir saatliğine Güneş’i Bülent Ali’ye satmış. Güneş direnince çıkan kargaşa sonucunda da Güneş, Mert’i yanlışlıkla öldürmüş. Bu olay ona çok ağır geldiği için de zihni bunu ona unutturmuş. Hatırladıktan sonra Mert’e beslediği bütün olumlu duygular gidiyor tabii.
Arden de bu işin arkasında bir iş var diyerek Bülent Ali ile konuşmaya gidiyor. Bülent Ali yaşananları çat pat anlatıyor. O gece yaşananlar yüzünden suçlu hissettiği için Güneş’in hayatını yaşamasına izin vermiş başta da sonra kız sorun çıkarınca onu tutuklatmaya çalışmış. Bu “suçlu hissetme” olayını hiç anlamadım. Madde ticareti yapan, insanları gözünü kırpmadan öldürebilen tecavüzcü bir mafya liderinden bahsediyoruz. Ne suçluluk hissetmesi? Adamın kızı yok etmesi gerekiyordu.
Bu kadar güçlü bir adamın, kızın tekini böyle basit numaralarla ortadan kaldırmaya çalışması da ayrı saçma. Gözünü kırpmadan insanları öldürten bu adam, ortadan kaldırmak istediği kişiye hırsızlık iftirası atmakla mı uğraşacak gerçekten?
Devam edelim. Olanları duyunca Arden de Mert’e beslediği bütün olumlu duyguları kaybediyor. Okurlar Mert ile Arden arasında kalmasın diye yapılmış bir şey gibi geldi bana bunlar ama öyle olmayabilir de, yazar öyle yazmaya karar vermiş diyelim.
Güneş hastaneye götürülüyor bu arada, polisler tarafından omzundan vurulmuştu silahı bırakmadığı için. Taburcu olduktan sonra doğruca hapsi boylayacak ancak Arden onu hastaneden bir şekilde kurtarıyor, her zamanki gibi. Kamera kayıtlarını da halletmişlerdir artık, her zamanki gibi.
Bunlara arabaya biniyorlar, “Bu ülkeden çıkıyoruz,” diyor Arden. Birbirlerine aşık olduklarını itiraf ediyorlar ve son.
Bülent Ali’yi alt ettikleri musmutlu bir son yerine böyle bir son olması güzel olmuş diyeceğim de ülkeden nasıl çıkacaklarını pek kestiremedim ben. Güneş’in pasaportu yok diyeceğim de Arden onu da bir şekilde halletmiştir. Hadi öyle olsa bile kızın kaçtığı muhtemelen çok kısa bir süre içinde anlaşılacak, anında bütün kontrol noktalarına ve havaalanlarına haber gidecek. Kaçmayı başardıklarını düşünmemiz gerekiyor muhtemelen ancak benim aklımda sadece soru işareti kaldı, kitabın bu şekilde açık uçlu bitmiş olması da iyi bir şey mi kötü bir şey mi anlamadım. Bu açık uçlu bir son mu değil mi onu da anlamadım.
Bu kurgu dünyamızda ve günümüzde geçtiği için onu asıl etkili kılacak şey zeki karakterler ve iyi işlenmiş bir olay örgüsü olacaktır ancak bu kitapta ikisi de yok. Kötü bir karakter var ancak figüran gibi, yan karakterler figüran gibi. Sadece ana iki karaktere yoğunlaşıyoruz ancak onlarda da pek bir derinlik yok. Baran karakterinin dengesizliğinden bahsettim zaten, olayların gidişatının nasıl olması gerekiyorsa ona göre davranıyor sadece. Mantık hatalarından da bahsettim, özellikle de böyle bir kurguda çok büyük bir eksiklik yaratıyor bunlar.
Ana karakterlerin gri olması – bana kalırsa Arden siyah – güzel bir farklılık aslında. Yazarın Arden’i romantize ettiği hiçbir paylaşıma da denk gelmedim – umarım hiç gelmem de – ancak bu karakter bazı okurlar tarafından gayet de romantize edilebilecek bir karakter. Bunun yanında bazı noktalarda karakter aklanmaya çalışılıyormuş gibi geldi bana.
Kitapta ne bir +18 ibaresi ne de bir tetikleyici unsurlar listesi var. Bunlar çok büyük eksiklikler. En azından karakterlerin kusurlu oldukları ve romantize edilmemeleri gerektiğiyle ilgili bir şey yazsaydı diyeceğim ancak yazarın kötü karakterleri ne kadar çok sevdiğini ve Kant Tenebris karakterini nasıl romantize ettiğini bildiğim için Arden’i de içten içe romantize ediyormuş gibi geliyor bana. Bu durumda elbette böyle bir uyarı koymayacaktı.
Kitapta çok saçma yazım hataları da vardı bu arada. Kitaptan aldığım bazı cümlelerdeki bazı kelimelerin yanlış yazılmış olduğunu ya da bazı noktalama işaretlerinin yanlış kullanılmış olduğunu fark etmiş olabilirsiniz. Hepsi kitabın içinde aynen o şekildeydi. Bir de o cümlelerde çıkmamış galiba ancak her şey kelimesini bile birleşik yazmışlar, iki defa çarptı gözüme. Bunlar da gözden kaçacak şeyler değil ya.
Neyse ki kitap kolay okunuyordu da hemen bitti.
Kitabı anlatırken geçirdiğim sinir krizlerinden sonra biraz fazla sakin bir kapanış yapıyorum ancak cidden yoruldum, Raven Suikastçısı’na yazdığım incelemeyi geçerek en uzun inceleme ünvanını kazandı ancak yazdığım en iyi inceleme ünvanı hala Raven Suikastçısı incelemesine ait.
Sabredip buraya kadar okuyan herkese çok teşekkür ediyorum.
Ve yatmaya gidiyorum.