Sofokles’in M.Ö. 411 yılında yazdığı Antigone trajedisi Oidipus faciasının devamı niteliğinde. Antigone’nin konusu şöyle: Antigone, Oidipus’un ölümünden sonra Thebai’ye döner. Eteokles ve Polyneikes ise babalarının bedduasına uğramamak için ülkeyi dönüşümlü olarak yönetmeye karar verirler. Fakat bir süre sonra krallığın paylaşımı sorun olur. Eteokles, sırası geldiği halde Polyneikes’e tahtı bırakmak istemez ve onu ülkeden kovar. Bunun üzerine Polyneikes Argos kralına sığınır ve altı kuman- danla birlikte Thebai önlerine gelerek kardeşine savaş açar.
Sophokles’in oyununda, Antigone’nin, Tanrı yasalarını her şeyin üzerinde tutan ve bağlılığının getirdiği sorumlulukları yerine getirmeye çalışırken, başından geçenleri okuyoruz. Kreon ise tam tersini temsil eder ve mitolojide hybris (yani tanrıların kurallarını hiçe sayma, kibirli davranma ve kendini onlardan üstün görme cezası) önemli yer tutar. Mitolojideki birçok cezanın sebebinin kaynağıdır. Bu kavramı Aristoteles de kavramın “hasmı aşağılamak için” kullanıldığını yazmıştır. Cezayı kesen ise Nemesis’tir. Örnek; Prometheus’un zincire vurulması, Pan’ın icadı flütü Apollon’dan daha güzel çalan Marsias’ın cezası vs. liste uzar gider.
Antigone’de kullanılan “mezar” imgesi çok önemli. Nitekim, Gordon Childe, “Kendini Yaratan İnsan” isimli antropolojik eserinde, “insanların yerleşik hayata geçmesinin en büyük nedeni, sevdiklerinin mezarlarından ayrı kalmamak” olduğunu belirtir. Ne olursa olsun, insanı doğduğu topraktan ayırmaya zorlayan şartlar, yıllar sonra ölümle tekrar kucaklatıp, kabul ettirir. Şarkıda da boşuna denmemiş hani, “beni köyümün yağmurlarında yıkasınlar, yıkasınlar.” Bütün bu değerler uğruna savaşan Antigone, işte bu yüzden yüceliğin, saygının ve direnişin sembolü olmuştur günümüzde de.
İlyada’da da olduğu gibi, Antigone, tek kişinin değil, iki kişinin tragedyasıdır. Yapması gerekenleri yapanların ve eylemlerinin sonuçlarını yaşayanların dramıdır. “...mutluluğundan feragat etti miydi kişi, onu yaşayanlardan değil ölülerden sayarım.”