Puan vermedi·128 syf.··
2026 10. kitabı
Dag Solstad'ın On Birinci Roman, On Sekizinci Kitap'ı ilk bakışta özel hayatı çöken bir adamın hikayesi gibi görünebilir. Karısını ve çocuğunu bırakıp başka bir kadına giden, yıllar sonra terk ettiği oğluyla yeniden temas kurmaya çalışan ve sonunda felçli olmadığı halde kendisini tekerlekli sandalyeye mahkum eden bir adam vardır karşımızda. Ama romanı asıl ilgi çekici kılan, bu olayların örgüsü değil, onların romanın ana karakteri Hansen'in iç dünyasında nasıl daha büyük bir çöküşe açıldığını göstermesidir. Solstad burada bir hayat hikayesi değil, dışarıdan bakıldığında düzenli, yerli yerinde ve eksiksiz görünen bir hayatın içeriden nasıl boşalabildiğini gösterir. Bjørn Hansen marjinal bir adam değildir. Tam tersine, kurumsal ve burjuva hayatın tam içinden gelir. Bakanlıkta çalışmış, vergi müdürlüğü yapmış, yani devlet düzeninin ve yerleşik hayatın merkezinde bulunmuş biridir. Mesleği, ailesi, statüsü ve dışarıdan bakıldığında tamam görünen bir hayatı vardır. Ne var ki Solstad'ın asıl anlatısı tam da burada başlar, Hansen'in krizi, bu müesses nizam biçimlerine sahip olduğu halde artık onların anlamına gerçekten inanamamasıdır. O yüzden onun gidişi yalnızca bir sadakatsizlik ya da kişisel zayıflık değildir. Daha derinde, kendi hayatına, özgürlüğe ve içindeki boşluğa tutunamayan bir insanın kopuşudur. Kitabın bir başka karakteri olan Turid Lammers ise bu kopuşun merkezindedir. Hansen, sanki kendi içinde bir "alea iacta est" demiş gibi ailesini bırakır. Turid Lammers'da yalnızca başka bir kadını değil, daha yoğun, daha sahici ve kendine daha ait görünen başka bir hayat arar. Bu yüzden Turid zamanla onun gözünde gerçek bir kişiden çok bir ihtimale dönüşür. Hansen onda yeni bir başlangıç, başka bir hayat ve belki de kendisini yeniden kurma imkanı görür. Ama romanın acı tarafı da burada başlar. Çünkü Turid ona bunu veremez. Daha doğrusu, Hansen'in aradığı şeyi bir insanın verebilmesi mümkün değildir. Kongsberg'in küçük şehir hayatı, amatör tiyatro çevresi, tekrar eden akşamlar ve giderek soğuyan ilişki, aradığı başka hayatın yine aynı ağırlığın altında ezildiğini gösterir. Hansen bir hayattan kaçmak ister, ama kendisini de yanında götürür. Sorun yalnızca Turid'de değildir, Hansen'in kendi içindeki boşluktadır. Romanın en sert yerlerinden biri, Hansen'in yıllar önce terk ettiği oğluyla yeniden ilişki kurmaya çalıştığı bölümlerde ortaya çıkar. Peter'in gelişi, daha geleneksel bir romanda telafi ya da geç kalmış bir yakınlaşma fırsatı olabilirdi. Ama Solstad böyle bir duygusal kolaylık sunmaz. Tam tersine, bu karşılaşma Hansen'in içindeki donukluğu daha görünür hale getirir. Hansen oğluna gerçekten bir "sen" gibi bakamaz, ona daha çok ölçen, tartan, eksiklerini kaydeden ve içten içe yargılayan bir gözle yaklaşır. Peter de bu yüzden sahici bir ilişkinin öznesi olmaktan çok, gözlenen birine dönüşür. Buradaki soğukluk yalnızca mesafe değildir, aynı zamanda savunmadır. Çünkü Peter, Hansen'in geçmişte yaptığı şeyin yaşayan hatırasıdır. "Peter'da bir eksiklik var" diye düşünmek, "Ben ona ne yaptım?" sorusunu taşımaktan daha kolaydır. Böylece Hansen, dünyayla yeniden bağ kurabileceği son imkanlardan birini de kaybeder. Romanın en tuhaf ama en güçlü yerlerinden biri, Hansen'in felçli olmadığı halde tekerlekli sandalyeye mahkum bir hayatı kendi eliyle seçtiği son bölümdür. İlk anda bu bir oyun, bir aldatmaca ya da tuhaf bir numara gibi görünebilir. Ama roman ilerledikçe bunun çok daha büyük bir şey olduğu anlaşılır. Hansen burada sadece çevresini kandırmaz, müesses nizamdan geri çekilmenin bir yolunu bulur. Tekerlekli sandalye, onun dünyaya içten içe söylediği HAYIR haykırışının dışarıdan görünen şeklidir. Modern hayat ondan sürekli çalışmasını, işlev görmesini, sorumluluk almasını, hareket etmesini, toplumsal hayata katılmasını bekler. Hansen ise bunların hepsine sessiz ama kesin bir şekilde sırtını döner. Üstelik burada yalnızca bir karşı çıkış yoktur, bir utanç da vardır. Bu, ahlaki bir suçluluktan çok, hayatın sıradanlığına ve insanın kendi klişelerine sıkışıp kalmasına duyulan tiksintidir. Hansen zaten çoktan içten içe donmuş bir adamdır, tekerlekli sandalye de bu çöküşün dışarıdan görünen halidir. Burada güçlü bir tiyatro tarafı da vardır. Hansen rol yapmayı bırakmaz, tersine bütün hayatını bir role dönüştürür, felçli adam rolüne. Ama bu bildiğimiz türden bir yalan değildir. Çoğu insan hayatın yolunda gittiğini göstermek için yalan kurar. Hansen'inki ise tam tersine işler, geri çekilmeyi ve işlevsizliği hayatının merkezine yerleştirir. Roman bu yüzden sadece trajik değil, absürt bir hal de alır. Hansen hem acıklı hem gülünç, hem zavallı hem ürkütücüdür, modern insanın karikatürü ve aynı anda onun en çıplak gerçeğidir. On Birinci Roman, On Sekizinci Kitap üç aşamalı bir çöküşün romanıdır, önce kopuş, sonra geri dönme ihtimali, en sonunda taşlaşma. Aileden uzaklaşılır. Oğul üzerinden dünyayla yeniden bağ kurulacak gibi olur, olmaz. Neticesinde hayata katılamayış, kişinin kendi eliyle seçtiği bir felçle mühürlenir. Solstad sizi rahatlatmaz, bir çıkış yolu göstermez, sizi iyi hissettirmez. Ama kitabı kapattıktan sonra Hansen aklınızdan çıkmaz. Çünkü bir yerlerde tanıdık gelir. Solstad dünyası da tam bunu gerektirir.
On Birinci Roman, On Sekizinci KitapDag Solstad · Yapı Kredi Yayınları · 2022754 okunma
·
21 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.