Çin Edebiyatını çok sevemiyorum açıkçası, ama Jung Chan’ın “Yaban Kuğuları ve Yu Hua’nın “Yaşamak”ı beni derinden sarsan çok iyi metinlerdi. Su Tong ilk defa elime aldığım bir yazar ve sevip sevmemek arasında gidip gelsem de, sevmemeye daha yakın hissediyorum.
20. Yy’ın başlarında, 1930’larda geçen hikâyemiz, kağıt üzerinde çok güzel bir yere sahip bana kalırsa. Çin’in içinde bulunduğu ekonomik şartlarının bel bükücülüğü yüzünden, takas (trampa) devri gibi malların kıymeti üzerinden paha biçiliyor: Pirinç! Pirinç, dönemin ekonomik, sosyal ve politik gücünü belirleyen bir ürün, bolluğuna oranla.
Biraz araştırma yaptığımda, Su Tong’un sadece iki eseri Türkçeye kazandırılmış ve bu kitap, yazarın en geri planda kalanlarıymış, bu bilgi biraz şaşırttı, sürekli popüler olanın öncelikle çevrilmesine alışkın bünyeye.
Çevirmenin kahraman isimlerinin de Türkçeye olarak yansıtması (Büklüm Bulut, İpek Bulut, Beş Ejder, Yeşim Kucak, Pirinç Oğlan) oldukça tuhaf ve odaklanmamı zorladı. Ayrıca, koskoca romanda çok fazla kötü karakter var, gözlerim iyilik aradı demesem yalan olur, boğuldum. Gene de merakla sonuna kadar okuttu, fakat tavsiye edebileceğim bir eser değil