·520 syf.····Okunma: 09 Nisan 2026 22:55 Önemli bir tarihi figürün, Roger Casement’in hayatını anlatan, aynı zamanda kaçınılmaz olarak sömürgeciliğin gerçeklerine dair çok sert ve çok güçlü bir roman “Kelt Rüyası”.
Roger Casement, bir tüccar olan babasından denizaşırı seyahat hikayeleri dinleyerek büyümüş, genç yaşta anne ve babasını kaybedip hayata atılmak zorunda kalınca da hep ilgisini cezbeden Kongo’ya henüz on dokuz yaşındayken gitmiş ve hayatının büyük kısmını burada geçirmiş bir diplomat. Görevi sırasında, kauçuk için Kongo yerlilerine yapılan insanlık dışı muameleye, akıl almaz zulümlere tanık oluyor ve bunlara dair bir rapor yazıyor. Casement’in raporu sayesinde dünya kamuoyu yaşananları öğreniyor. Ardından Amazonlar’daki sömürgecilik faaliyetlerini incelemek üzerine görevlendiriliyor ve burada yaşanan vahşetin de pek farklı olmadığını kaydediyor.
Birleşik Krallık’ın diplomatı olan Casement, aslında bir İrlandalı ve yıllar boyu Afrika ve Güney Amerika’da gördükleriyle beraber kendi ülkesi İrlanda’nın da sömürgeciliğin farklı çehrelere bürünmüş haline maruz kaldığını fark ediyor ve İrlanda’nın bağımsızlığı için mücadele etmeye başlıyor. Böylelikle bir kahramanken vatan haini ilan ediliyor. Bu durumda maalesef queer kimliği de her türlü karalamayla beraber kendisine karşı kullanılıyor.
“Kelt Rüyası” nispeten kolay okunan bir Llosa romanı. Yazar, bu romanda hikayeyi sadece iki koldan ilerletmeyi tercih etmiş: Bir bölümde vatan haini olarak hapsedilen Casement’in yaşadıklarını ve geriye dönüşlerle bazı hatıralarını (özellikle İrlanda meselesine dair bunlar), takip eden bölümde ise baştan sona Afrika ve Amazon’larda yaşadıklarını anlatıyor. Yani, pek çok Llosa romanında alışık olduğumuz cümleden cümleye zaman ve anlatıcı sıçramaları yok bu romanında. O nedenle Llosa’dan kolay ve akıcı ama aynı zamanda diğer tüm romanları gibi etkileyici bir şey okumak isteyenlere öneririm öncelikle; fakat yazarın tüm maharetlerini sergilediği romanlarından biri olmadığından okuduğunuz zaman Llosa’yı tam anlamıyla tanımış olabileceğiniz bir roman olmadığını da belirtmeliyim.
Anlatılanlar, hikayenin kendisi ayrı etkileyici, Llosa’nın dil ve üslubu, hikayeyi anlatma şekli ayrı etkileyici. Casement’in hikayesini bu kadar detaylı olmamakla beraber daha önce biliyordum. Yine çok sevdiğim yazarlardan Sebald’in bayıldığım kitabı “Satürn’ün Halkaları”nda da geçer Casement’in hikayesi misal. Buna rağmen elimden bırakamadan okudum kitabı. Sömürgeciliğe dair çok kapsamlı ve önemli bir roman her şeyden önce, sırf bu nedenle bile okunmalı bence. Çok beğendim ben.