Gönderi

Siyah Kalem
Siyah Kalem – Kalbin Sırrı Nazmiye yazıyordu… Bu kez bir hikâye değil, bir kalbi yazmaya çalışıyordu. Ama bazı şeyler yazılmazdı… Sadece hissedilirdi. Kalbin sırrı olur muydu? Nazmiye kalemini kâğıda koydu ama hemen yazamadı. Çünkü düşündüğü şey bir insanın kalbi değildi sadece… Bir hayatın kendisiydi. O kadın vardı. Sessizdi. Çok konuşmazdı. Ama içi hiç susmazdı. Dışarıdan bakınca sıradan görünürdü. Ama içinde fırtınalar taşıyanlardan biriydi. Sevmişti. Kırılmıştı. Susmuştu. Ve en çok da… alışmıştı. Bir gün o kadın gökyüzüne baktı. Bulutlar vardı. Bembeyaz… özgür… sessizce giden. İçinden bir şey geçti o an: “Keşke ben de bulut olsam…” İnsan olmasam… Ağlamasam… Kırılmasam… Sadece izlesem dünyayı yukarıdan. Kimse beni yaralamasın… Kimse benden bir şey almasın… Nazmiye yazarken durdu. Çünkü o cümle çok tanıdıktı. İnsan bazen gerçekten insan olmak istemezdi. Ama sonra gerçek geldi. Kadın insan olarak kalmıştı. Ve kalbi… En ağır yükü taşıyan yer olmuştu. Kalp… sadece atmazdı. Kalp saklardı. Kalp hissederdi. Kalp affederdi… bazen affetmezdi. Sevgiyi de bilirdi… ihaneti de. Ama en çok neyi bilirdi? Dayanmayı. Kadın hayatına devam etti. Gülüyordu bazen… Ama içi her zaman aynıydı. Bir sır taşıyordu. Kimseye söylemediği… Ama herkesin hissedebileceği bir sır: “Ben aslında hep yorgunum.” Nazmiye kalemi yavaşça hareket ettirdi. Anladı. Kalbin sırrı yoktu aslında. Kalbin yükü vardı. Ve bazı insanlar… O yükle yaşamayı öğreniyordu. Hikâyenin sonunda kadın tekrar gökyüzüne baktı. Bulutlar hâlâ oradaydı. Ama artık farklı düşündü: “Ben bulut olamam… Ama kırılmadan da yaşamayı öğrenebilirim.” Siyah kalem yazdı son cümleyi: “İnsan kalbi sır saklamaz… İnsan kalbi sadece dayanır.” Ve Nazmiye kalemi bıraktı. Çünkü bu kez… hikâye bitmişti ama duygu kalmıştı.
·
8 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.