Nazmiye

Nazmiye
@Qelema
Siyah Kalem: Acıların, umutların ve gerçek hayatın izlerini taşıyan kısa ama derin hikâyelerden oluşan bir eser.
Nazmiye Yılmaz Yazar “Siyah Kalem”
Fotoğrafçılık
İstanbul
Trabzon Sürmene Oylum Köyü
23 okur puanı
Nisan 2026 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Önce Evlat, Sonra Ben — Siyah Kalemden Baba kelimesi, anne kelimesi dünyanın en basit kelimesi gibi görünür. Söylerken bile anne ve baba deriz. Hani derler ya, “Anne olduğun zaman anlarsın.” Hani derler ya, “Baba olduğun zaman babalık duygusunu anlarsın.” Hep söylenen sözlerdir. Gerçekten de öyledir. İnsanın evladı olduğu zaman her şey değişir. Bazen ister istemez kendinden bile ödün verirsin. Çünkü hayatın kanunu budur. Önce evlat dersin, sonra ben dersin. Onun mutluluğu için çabalarsın, onun geleceği için yorulursun, onun bir gülüşü için dünyaları verirsin. Bazen bunu çok düşünüyorum. Bir yerde bir yanlış mı var, bir hata mı var? Hep vermek, hep vermek... Anne baba olmak biraz da budur. Çocuklarımıza veririz. Sevgimizi veririz, emeğimizi veririz, ömrümüzü veririz. Büyürler, kendi ayakları üzerinde dururlar, evlenirler, yuva kurarlar. Sonra insan kendi kendine soruyor: O çocuk senin kapını çalıyor mu? Kapında duruyor mu? Seni soruyor mu? Bir hâlini hatırını soruyor mu? Bazı evlatlar var, çok nankör oluyor. Bazı anne babalar da nankör oluyor. Bazen insanlar gerçekten nankör oluyor. Oysa unutulan bir şey var: İnsan bugün güçlü olabilir, yarın muhtaç olabilir. Bugün genç olabilir, yarın yaşlanabilir. Hayat döner dolaşır, insanı kendi yaptıklarıyla karşılaştırır. Anne ve baba olmak fedakârlığın adıdır. Evlat olmak ise vefanın. Fedakârlık vefa ile buluşmadığında geriye kırılmış kalpler kalır. Çünkü anne babanın beklediği şey servet değildir, hediye değildir; sadece hatırlanmaktır, sadece bir "Nasılsın?" sözüdür. Hayatın en büyük zenginliği sevilmek değil, unutulmamaktır. Siyah Kalem...
Herkesin bayramı mübarek olsun kutlu olsun çocukların yüzleri hep gülsün
Siyah Kalem İnsan neden kırılırdı ki… Bir söz mü acıtırdı insanı, bir bakış mı, yoksa suskunluk mu? Nazmiye siyah kalemi eline almak istemedi o gece. “Yazmayacağım,” dedi kendi kendine. Ama insan sustuğu şeyleri içinde taşıyınca ağırlaşıyordu. Kalbi konuşmak istiyordu çünkü. Başını kaldırdı gökyüzüne… “Allah’ım,” dedi, “İnsan neden bu kadar yorulur?” Bazen tövbe ediyordu insan. “Bir daha yapmayacağım,” diyordu. Sonra yine düşüyordu aynı yollara. Çünkü insan kusurdu biraz da… Eksikti… Yaralıydı… Bir insanın canı kaç kere yanardı? Kaç kere kırılırdı bir kalp? Nazmiye düşündü… “İnsan bir kere kırılmaz,” dedi. “Parça parça kırılır.” Bazen bir cümle koparır içinden bir parçanı,
Siyah Kalem Bazı sözler vardır… Ya yalan olursun o sözde, ya da birine yakın. İnsan bazen yanarak öğrenirdi hayatı, bazen de fark etmeden yakarak. Bir kalbin canını acıtmak kolaydı belki ama o acının yükünü taşımak ağırdı. Nazmiye o gece ellerini Rabbine açtı. Çünkü dünyada en güzel sözün “Allah” olduğunu biliyordu. İnsan herkese anlatamazdı içini. Ama Allah’a anlatırdı. Sessizce… Gözyaşıyla… Kırık bir kalple… Bazı dualar vardı; insanı yeniden ayağa kaldıran. Yandığın yerden seni toplayan. Küllerinden yeniden doğurur gibi… İnsan bazen bir duada bulurdu kendini. Bir “Allah’ım” derdi sadece… Ve o tek söz, kalbin içindeki bütün karanlığa ışık olurdu. Siyah kalem o gece şunu yazdı: “İnsan bazen insanların yanında değil, Rabbinin huzurunda iyileşirdi.”