Gönderi

Edebiyat projemdi bu yazı aslında
Puan vermedi·112 syf.··
2026 50. kitabı
Spoiler Bu kitabı okurken ve analiz ederken dikkatimi çeken çok fazla kavram oldu. Yoksulluk, cesaret ve merhamet, dostluk… Bugün tek tek bu kavramları incelemek ve Stainbeck’in bu 111 sayfalık kitabına sığdırdığı kavramların büyüklüğünü daha iyi hissetmemizi sağlamak istiyorum. Hayaller ve dostluk bizim iki ana karakterimizin diğerlerinden ayıran, en göze çarpan özellikleridir. Kısaca anlatmak gerekirse bu roman zeki ama ufak bir adam olan George Milton ve onun birkaç tahtası eksik ama fiziksel kuvveti haylı hayli yerinde olan arkadaşı Lennie Small’ın öyküsünü anlatıyor. Hikayenin en başında bu ikilinin sahip olduğu tek şey ,gerçek anlamda tek şey, dostlukları ve dostluklarının sebep olduğu hayalleridir. Bu hayallerini gerçekleştirmek için George ve Lennie ırgatlık yapmak için çiftlikte işe girerler. Amaçlarınise bu işte para biriktirip kendilerine ait bit bir çiftliğin patronu olmaktır. Kitabın en başından anladığımız kadarıyla ikilimiz bu hayale canı gönülden inanırlar. Bu hayal ne kadar yürek ısıtıcı olsa dahi karakterlerin hayat şartlarına baktığımız zaman , kendilerinden bir hayli uzaktadır. Hatta herhangi bir insan bile bunun imkansız olduğunu anlayabilir. Çünkü 1930larda geçer bu kitap. Hem de Amerika Birleşik Devletlerinde. Tam o dönemde ise tüm dünyayı kasıp kavuran, milyonlarca insanın işsiz kalmasına sebep olan Büyük Buhran yaşanmaktadır. Anlayacağınız Lennie ve George sadece fakir değil aynı zamanda ekonomik krizi sarsılarak yaşayan bir ülkenin vatandaşıdırlar. Bu durum ise hayallerinin gerçekleşmesini imkansız kılar. Bu hayal dostluklarının büyük bir parçasıymış gibi hissettim. Kitap boyunca George ve Lennie’den farklı olarak korkunç derecede yalnız olan karakterleri okuduk. Mesela Candy var, çalışanların en yaşlısı olduğu için onlara asla uyum sağlayamıyor. Crooks ise çiftlikteki tek zenci. Bence en çok dışlanan karakterin kendisi olduğunu düşünüyorum çünkü açık açık ırkçılığa uğradığı kısımlar okuduk. Kitapta yalnızlığının bilincini en iyi taşıyan karakterin Crooks olduğuna inanıyorum. Bunu ise şu sözlerinden anlayabiliriz : “İnsan kimsesi yoksa çıldırır. Kim olduğu önemli değil. Yeter ki seninle olsun. İnsan çok yalnız kalırsa tozutur, hasta olur sonunda!” Ve tabiki Curley’in karısı var. Hikayemizdeki tek kadın karakterdir kendisi (Lennie’nin arada bahsettiği Clara Teyzesini saymazsak). Ona ismiyle hitab etmeyi çok isterdim ama maalsesef bahsedilmemiş. O sadece Curley’in karısı. Kendisini çok fazla düşündüm, tek kadın karakter olduğu için onu kendime bağdaştıracak özellikler aradım doğal olarak. Bu kadının flörtöz bir kişiliği var ve yalnız kalmamak için eline geçirdiği hiçbir saniyeyi boş geçirmeyerek çiftlikte çalışan erkeklerle zaman geçirmeye çalışıyor. E tabi patronun karısı olduğu için ona yüzveren tek kişi birkaç tahtası eksik olan Lennie. Lennie ise onun beklenmedik ölümüne sebep oluyor. Bu kısıma ilerleyen satırlarda değineceğim. Anlayacağınız kadarıyla yalnız insanlar arasında birbirine sahip olan iki dostu okuyoruz. Bu yüzden ayrıcalıklılar ve emin olsun bunun çok iyi farkındalar. Çiftlik sahibi olma hayallerine ulaşmak için ise dostluklarını bir basamak olarak kullanıyorlar. Bu ise kitabın başında bize şu sözlerle anlatılıyor : “Bizim gibi çiftlik ırgatlığı yapanlar, dünyanın en yalnız insanlarıdır. Ne aileleri vardır ve de yerleri yurtları. Yaşamdan hiçbir beklentileri yoktur. Biz onlar gibi değiliz. Bizim gelecek planlarımız var. Derdimizi paylaşacak, bizi seven biri var.” . George’un bu kelimeler ise bize bu ikilinin neden farklı olduğunu çok iyi anlatıyor. Sırada üstünde durmak istediğim iki kavram var. Bunlar cesaret ve merhamet. Benim kitapta okumaktan en çok zevk aldığım karakter olan George Milton kritik bir şekilde bu özelliklerin ikisine de sahip. Lennie Small ise akli dengesi öyle iyi değil ki çoğu zaman bir çocuk gibi davranıyor. İkisinin de bu özellikleri yoğun olarak yaşadığı bir bölüm var. İkili çalışacakları çiftliğe ulaşmadan önce geceyi Salinas Irmağının kenarında geçirirken Lennie küçük bir fare buluyor. Hem dikkatsiz hem de iri yarı olan karakterimiz, yumuşak şeylerle oynarken adeta kendinden geçiyor. Elinde sevdiği farelerin boynunu ise farketmeden kırma gibi bir alışkanlığı var maalesef. Bu seferki farenin sonu da pek farklı olmuyor. George da bunu farkedip fareyi Lennie’nin elinden aldığı zaman Lennie bir çocuk gibi ağlamaya başlıyor. George’un bu sahneden söylediği sözler hem bu ikilinin ilişki dinamikleri hem de kendisinin kişiliği hakkında bize bilgiler veriyor. “Senden onu sırf eziyet olsun diye almadım. Korkmuştu o fare. Üstelik oynarken boynunu da kırmışsın…” Evet, George ve Lennie arasında sadece bir dostluk yok. George, Lennie’ye küçük kardeşiymiş gibi davranıp yeri geldiği zaman onu durduruyor. Bu cümleleri okuyunca içimde bir merhamete duygusunun canlandığını söyleyebilirim. Garipseme duygusu ise beraberinde geliyor çünkü Lennie’nin ne kadar empatiden yoksul olduğunu görüyoruz. Bunun sebebi ise kötü biri olması değil, bir çocuk gibi düşünmesi; bu onu kötü birisi yapmıyor. Kitapta üstünde durulan bir başka konu ise iyi olma koşuludur. Lennie’den bahsedilirken kuşkusuz iyi birinden bahsedilir. İyi ama aptal olan birinden. Aptallığın birini kötü biriyle denk hale getirebileceğinden. Bence tam da bu yüzden boynu kırılan farelerin anlatıldığı satırlarda, kitabın sonunun habercisi olan tehlike çanları çalmakta. Merhamet ve cesaret kavramlarından bahsederken kesinlikle atlamamam gereken bir kısım var : Irgatların en yaşlısı olan Candy’nin kendi gibi yaşlı olan köpeğinin ölümü. Candy’nin ırgatlar arasındaki tek dostu ve yaşlılıktan artık ayağa bile kalkamayan ,öbürlerinin dediğine göre ise kokuşmuş olan, köpeğidir. Bir akşam ırgatlar bu köpeğin çok yaşlı olduğuna üstelik kendine bile hayrı olmadığı için onu öldürmeye karar verirler. Köpek o akşam, kafasının arkasından yediği tek kurşunla ölecektir. Ama kurşunu sıkanın kim olacağı henüz kararlaştırılmamıştır. Çoğunluk Candy’nin köpeği olduğu için kurşunu sıkması gereken kişinin o olduğunu savunur. Ama Candy buna cesaret edemez ama başka bir ırgatlar olan Carlson eder. Daha sonra ise Candy’nin bu durumdan çok pişman olduğunu okuruz. “O köpeği kendim vurmalıydım George. Kendi köpeğimi başkasının vurmasına izin vermemeliydim.” Ama ne önemi vardır ki? Köpek iki türlü de ölmüş olacaktı, değil mi? Evet, köpek eninde sonunda ölecekti. Ama eğer Candy onu öldürseydi, buna sebep olan şey köpeğine duyduğu merhamet olacaktı. İstemeye istemeye yapacaktı bunu. Ama motivasyonu iyi olacaktı. Oysa köpeği öldüren Carlson’un böyle bir motivasyonu yoktu. İşini hemen halledip yatağına geri dönmek istiyordu belki de. Hatta köpek kokuşmuş olduğu için ondan nefret ediyordu da seve seve gerçekleştirdi bu eylemi. Candy köpeğine duyduğu merhametini eylemlerine yansıtmadı. Bunu yapan kişi kitabın en sonunda George’du. Bir gün Curley’in karısı ve Lennie ahırda bir araya gelirler. Flörtöz olan kadın Lennie ile konuşmak ister. Muhabbetleri ise en sonunda Lennie’nin yumuşak şeyleri ne kadar sevdiği noktasına gelir. Curley’in karısı ise saçlarının çok yumuşak olduğunu , Lennie’ye isterse saçlarını okşayabileceğini söyler. Lennie dünden razıdır tabii. Kadın Lennie’nin akli dengesinin yerinde olmadığının az buçuk farkındadır ama çok da umursamaz. Kadının yumuşak saçlarını okşamaya başlayan Lennie çok mutlu olur. Kadının saçını okşamayı bir türlü bırakamaz. En sonunda kadın korkmaya başlar, bağırır , Lennie’nin koca elleri arasında çırpınır. Kadın korkunca Lennie de ne yapacağını bilemez ve kadının boynunu aynı farelere yaptığı bir çırpıda kırar. Sonrasında ise korkarak yanlış bir şey yaptığını farkeder, kadının ölü bedenini samanların arasına gizler. Hatta öyle ki ceset orada kokar, farkedilmesinin sebebi de etrafa yaydığı kokudur. Curley karısının cesedini bulur, çiftlikteki herkes ise bunu Lennie’nin yaptığını anlar. Çünkü kadının boynu kırılmıştır ve Lennie de hiçbir yerde yoktur. Daha sonra ise Curley çiftlikteki herkesi Lennie’ye bulması için görevlendirir. Ama onu öldürmelerini istemiyordur, acı çekmesini istiyordur. Hatta ırgatlardan birine onu görürse karnından vurmasını, onu iki büklümlü etmesini tembihler. “O koca ayının bağırsaklarını kendi ellerimle sökeceğim. Tek kollu olsam da… canını okuyacağım onun.” Herkes etrafta Lennie’yi ararken George onlara çaktırmadan Carlson’un Luger tabancasını çalar o anda. Carlson’un Candy’nin köpeğini vurduğu silahı. Ama bu etraftakilerin öfkesini daha çok körükler çünkü silahın yokluğunu farkederler ve o silahı Lennie’nin aldığını zannederler. Bu sahnelerde Geroge’un hareketlerini izlerseniz ne panik ne endişe göreceksiniz. Suskun ve ölgündür George. Sırada ise merhametin cesarete kaynaklık ettiği en büyük yere geleceğiz. Öyle ki kitapta bundan önce anlatılan tüm olaylar, bu olayın çarpıcılığını arttırmak için yazılmış adeta. George da ırgatların hepsi gibi Lennie’yi aramaya başlar. Kitabın ilk sayfalarında kamp yaptıkları Salinas Irmağının kıyısına gitmiştir Lennie, George da onu orada bulur. Lakin George onu bulmadan önce Lennie , Clara teyzesinin sülietini görür adeta. Lennie’yi adeta azarlar, mahçup olan adamı daha da gömer yerin dibine. George’u ne kadar düşünmediğinden, onsuz daha iyi bir hayat yaşayacağını söyler. "Sen olmasan yanında, ne güzel bir yaşamı olurdu. Parasını aldı mı, genelevde vur patlasın, çal oynasın eğlenir, bilardo salonlarında oyun oynardı. Oysa şimdi, sana bakmak, seninle ilgilenmek zorunda.” Sonrasında ise George onu bulur. Bundan sonra edecekleri diyaloglarda adeta ruhlarının bir parçası var. Kitabın en başından beri karakterler ne kadar farklı olduklarını vurgularlar, çünkü birbirilerine sahiptirler. Lennie, George’un kendinden ve öbür insanlardan bahsetmesini dinleyemeyi sever, o sahnede de aynen onu yapmasını ister. George konuştu. "Bizim gibi insanların ailesi yoktur. Az buçuk para kazanır, sonra da onu çarçur ederler. Ne yaptıkları, ne yaşadıkları kimsenin umurunda…” "Ama biz öyle değiliz!" diye bağırdı Lennie sevinçle. "Bizi anlat şimdi." George bir an sessiz kaldı. "Ama biz farklıyız," dedi. "Çünkü..." "Çünkü sen bana, ben de..." "Sen de bana bakarsın. Can yoldaşı oluruz birbirimizin. Bizi umursayan bir can var, işte ondan," diye bağırdı Lennie Bu sahneden sonra ise George bağıran adamların sesinin daha yakından geldiğini farkeder. Lennie’ye ırmağın kıyısına bakmasını söyler, anlattıklarının gözünün önünde canlanmasını. Carlson’dan çaldığı Luger’i alır ve Lennie farketmeden ensesine bir el ateş eder. Kitabı ilk okuduğumda henüz 11 yaşındaydım, anlamamıştım. Oysa George , Candy’nin çektiği vicdan azabını çekmek istemiyormuş, bunu farketmem de yıllarımı aldı. Evet, köpek iki türlü de ölecekti; ya Carlson’un öfkesiyle ya da Candy’nin merhametiyle. Ve yeniden evet, Lennie iki türlü de ölecekti; ya Curley’in öfkesiyle ya da George’un merhametiyle. Üstelik sadece ölmeyecekti, Curley’in çok vahşice planları vardı. George ise onu acısız şekilde öldürüp Curley’in gazabından kurtardı. Lennie öldü, George ise herhangi bi ırgat oldu. Ne hayali kaldı ne de hayattan bir beklentisi. Hatta Lennie öldükten sonra ise yaptığı ilk şey birşeyler içmek oldu. Çünkü George gibi çiftlik ırgatlığı yapan insanlar böyledir Bu hikaye aslında bir hayalin bir dostla toprağa gömülme öyküsüdür.
Fareler ve İnsanlarJohn Steinbeck · Sel Yayıncılık · 2023211,4bin okunma
·
60 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.