Woody, küçük okurların kalbine büyük bir fikir ekiyor:
Doğa da, insan da… doğru şartlar oluştuğunda yeniden yeşerebilir.
İlk bakışta doğaya yapılan bir müdahalenin hikâyesi gibi görünse de aslında çok daha derin bir yerden sesleniyor: kayboluşun içinden filizlenen umut…
Woody’nin insanların bilinçsiz ilaçlamasıyla yok oluşu, çocuklara doğrudan bir “çevre dersi” vermekten ziyade, hissettirerek anlatmayı seçiyor. Bu yönüyle kitap, didaktik olmadan öğretmeyi başarıyor. Çünkü çocuklar çoğu zaman nasihatten çok hikâyeye kulak verir. Ve bu hikâye, onların kalbinde sessiz ama kalıcı bir iz bırakıyor.
kitabın en güçlü tarafı umut duygusu. Yok olan bir ağacın ardından bile hayatın devam ettiğini, doğanın kendini yeniden var etme gücünü ve en önemlisi insanın hatalarından dönebilme ihtimalini anlatıyor. Bu, çocuklar için çok kıymetli bir mesaj:
“Her şey bitmiş gibi görünse bile, yeniden başlamak mümkündür.”
Benim açımdan da Woody, sadece bir ağaç hikâyesi değil; aynı zamanda insanın doğayla kurduğu ilişkinin bir aynası. Kitap, doğayı korumanın bir görev değil, bir sorumluluk ve hatta bir vicdan meselesi olduğunu sezdiriyor. Üstelik bunu korkutarak değil, umut vererek yapıyor.