·176 syf.··Beğendi
···Okunma: 13 Nisan 2026 14:47 Evet gidiyoruz.. Geldik ve gidiyoruz. Adına Dünya denen bu durakta nefeslenip, geçip giderken asıl olan ne yaşadığımızdan çok ne yaşattığımız bence.
Doğaya, toprağa, suya, hayvana ve bir insanlığa ne yaşattığımız ve dahi ne bıraktığımız. Nasıl davrandığımız? Yaradılış misyonumuzu ne kadar anladığımız? Ne kadar yerine getirebildiğimiz?
Elie Wiesel'in gençlik yıllarında yaşadığı insanlık dışı deneyimlerini, sade ama sarsıcı bir dille anlattığı kısa olmasına rağmen etkisi bende uzun süre silinmeyecek bu otobiyografisini okuduktan sonra, giriş bölümüne yazdığım tüm bu sorular beynime hücum etti.
Bence bu kitap sadece anı değil, inanç, kimlik ve insanlık üzerinde derin bir sorgulama. Kitabın anlatımı özellikle dikkatimi çeken. Süslü ve dramatik bir dil kullanmadan ve bence neredeyse dümdüz, duygusuz bir üslup. Bana kalırsa bu sadelik yaşananların dehşetini daha da görünür ve hissedilir kıldı.
Ve cümleler ilerledikçe o genç çocuğun masumiyetten kopuşunu iliklerime kadar hissettim. Ah babasıyla olan ilişkisi. Bence bu kitabın duygusal omurgasını oluşturdu ve sevgi,suçluluk ve çaresizlik iç içe geçti. Ve bana sürekli bir durup derin derin nefes aldırdı. Sürekli yutkunurken yakaladım kendimi.
Öte yandan aklıma takılan diğer sorular. Böylesi bir kötülük karşısında insan nasıl hayatta kalır? İnanç nasıl korunur? Umut nasıl bitmez? Yaratıcıya olan inancın giderek sarılması ve Wiesel'in yaşadığı acılar karşısında yalnızca fiziksel değil, ruhsal yıkımı aslında kitabın bir toplama kampının anlatılmasından daha öte bir inanç krizi hikâyesi gibide.
Burada bir parantez açmadan bitirmek istemedim. Bu kadar acıya, bu kadar zulme ve katliama maruz kalmış bir millet şuan, şimdi şu asırda bir başka millete aynı zulmü nasıl reva görür. Aklın bunu anlaması mümkün değil.
Velhasıl, Gece kolay okunan ama zor sindirilen bir deneyim oldu benim için. İnsan denen yaratılmışın karanlık yönüyle bir kez daha yüzleşmek isteyen hemen atsın sepete..