Ali Erkan Kavaklı bu romanda büyük olaylar anlatmıyor aslında. Ama küçük bir çocuğun dünyasında kopan fırtınaları öyle sade, öyle içten anlatıyor ki insan ister istemez durup düşünüyor. Kitabın adı “Mahşer” ama burada anlatılan kıyamet, dışarıda değil… bir çocuğun kalbinde yaşanıyor.
Mahşer karakteri beni en çok etkileyen şeylerden biri oldu. Çünkü o sadece bir karakter değil, sanki gerçekten yaşayan, hisseden bir çocuk gibi. Onun yaşadıkları, yalnızlığı, içindeki kırgınlık… hepsi o kadar gerçek ki okurken “bu kadar da olmaz” diyemiyorsun. Aksine, içten içe “keşke olmasaydı” diyorsun.
Kitap ağır bir dil kullanmıyor, bu da onu daha da etkileyici yapıyor. Akıp gidiyor ama o akışın içinde seni durduran, boğazında bir düğüm bırakan yerler var. Özellikle Mahşer’in yaşadıkları karşısında insan ister istemez üzülüyor. Ben okurken gerçekten onun için içim sızladı.
En güzel taraflarından biri de şu: kitap sana bir şeyleri zorla anlatmaya çalışmıyor. Ama sen yine de bir şeyler anlıyorsun. İnsanların iç dünyasını, özellikle de çocukların sessiz acılarını fark ediyorsun.