·128 syf.····Okunma: 11 Nisan 2017 00:00 Jean Cocteau, 1889 Fransa doğumlu; ressam, heykeltıraş, eleştirmen, yönetmen ve yazar gibi çok fonksiyonlu entelektüel şeklinde dikkatimi çekmişti. Şüphesiz elime aldığım her eleştiri kitabı (sosyoloji, felsefe, sanat kuramı, sinema, edebiyat) karşıma çıkan bir sima idi, okumamak olmamazdı.
Cocteau, “Dehşet Çocukları”nı 1929’da yazmış. (Les Enfants Terribles). Elizabeth ve kardeşi Paul’ün babalarının ardından annelerini kaybetmesiyle, hayatta kimsesiz kalmaları, sancılı süreci en az hasarla atlatmak için birbirlerine sıkı sıkı sarılmaları sonucu, izole bir yaşam, kaotizmin başlangıcına neden olur. İkilinin yarattığı dünyaya, dış cepheler sızmalar ve yaşamlarına dokunmaları altüst edici sonuçlara neden olacaktır.
Hikâye, iki ergen kardeşin trajik sona doğru ilerleyişini ele almış. Konu bu ama işleniş bu denli basit ve sığ değil. İnsan ilişkilerinin edebiyata taşıyışını toplumu gözlemleyerek çok iyi aktarmış yazar. Tamam karakter belki insanın kucak açılası tiplerde değil ama, öğrettikleri çok şey var. Elisabeth, Paul, Gerard, Micheal ve Agathe, tümünden öğrenecek şeyler olduğunu düşünüyorum. Okudukça, aklıma ‘Bernardo Bertolucci’nin “Dreamers”ı ve ‘Yorgos Lanthimos’un “Dogtooth”u gelmedi değil. İki filmde rahatsız ediciliğe sahipti, kitap da öyle. Sokakta yalın ayak gökte yağan kirpilere basıp basıp ilerlemek gibi tasvir edebilirim Dehşet Çocuklar’ı. Unutmadan, 1950’de aynı isimle uyarlanan, Jean Pierre Melville’ın yönettiği filmi de bulunuyor. İzlemek lazım, tabii önce okumak gerek.