Solak Kadın, Peter Handke’nin en sade görünen ama en huzursuz edici metinlerinden biri olarak lanse ediliyor. Handke, uzun zamandır okumaktan kaçındığım bir isim ve nedeni de şu; 1990'lardaki Yugoslavya Savaşları sırasında Slobodan Miloşeviç'e ve Sırp milliyetçiliğine verdiği açık destek, Srebrenitsa soykırımını reddeden açıklamaları ve savaş suçlularını savunması nedeniyle "faşist" ve "soykırım inkarcısı" olarak kendisinden hazzetmiyorum. Marianne, isimli ana karakter, bir gün ansızın kocasına artık onunla yaşamak istemediğini söylüyor ve yalnız kalmayı seçtiğini söylüyor. Olay bu kadar basit.
Handke burada dramatik patlamalardan özellikle kaçınıyor. Ne büyük kavgalar var ne de açıklayıcı yüzleşmeler. Yakın zamanda okuduğum "Daha Küçük Bir Gökyüzü"nün kahramanı olan 45 yaşındaki Arthur Geary gibi... Marianne’in neden böyle bir karar aldığı hiçbir zaman tam olarak netleşmiyor. Bu belirsizlik, romanın en güçlü ama aynı zamanda en zorlayıcı tarafı. Çünkü okur olarak sürekli bir “neden?” arıyorsun ama yazar sana bunu vermiyor. Romanın dili aşırı sade, hatta yer yer mekanik. Duygular açık açık ifade edilmiyor; daha çok davranışların arasına saklanmış. Marianne’in gündelik hayatı—evde oturması, çocuğuyla ilişkisi, dışarı çıkışı—hep mesafeli bir gözle anlatılıyor. Bu mesafe bazı okurlar için büyük bir problem olabilir. Çünkü Marianne’le empati kurmak kolay değil. Herkesle empati kurmaya çalışmanın farkında olunmaması da bir hastalık ve bu yüzden ana karakteri olduğu gibi kabul etmeyi seçtim; sorgulamadan! Onun yalnızlığı bir “özgürleşme” mi yoksa bir tür donukluk mu, emin olamadım ama. Solak Kadın, modern yalnızlık ve bireysel özgürlük üzerine çok ince bir metin. Gürültüsüz, iddiasız ama altı dolu. Sessiz, sakin ama meramı olan bir roman. Sevdiniz mi? Düşüncelerinizi merak ediyorum.