Mihail Afanasyeviç Bulgakov'un kendisini "usta" eşi, aynı zamanda kendisi de yazar olan ve kitabın sansürlü de olsa yayımlayıcısı Elena Sergeyana Bulgakov'un da Margarita karakteri olarak kabul ettim bu kitapta (ki Margarita konusunda yalnız olmadığımı da öğrendim internet sayfalarında gezinirken). Hikaye içinde anlatılan hikayenin gerçeğe birebir uyuşması söz konusu olduğundan olsa gerek margaritanin ölümünün sonradan ortadan kaybolması olarak değişmesinin ise böbrek hastalığından muzdarip oldugu ve sansürle bile bu kitabı yayımlayamacağını bilen Bay Mihail öldüğünde Elena hanımın yaşayacağini düşündüğü sevdiğini kaybedenin yalnızlık ve kimsesizlik hissine empatisine yoruyorum o yüzden. Ayrıca sayın çevirmenin belirttiği gibi tamamlanmamış ya da eksik olmadığı gibi "dahası yok mu" dedirten tadı damakta kalan zihinsel faaliyete yardımcı bir kitap oldu benim için.
Neticede nam-ı diğer çelik adam Josef Stalin'in ateist ve sosyalist yönetiminde; konut kullanımı ve daha fazlası gibi eğitim ve edebiyat alanının da tek makina çıktısı olma zorunluluğundan kaynaklı, düşünce ve yorumlarına gem vurulmak istenen bir dönemde yaşıyormuş. Haliyle ortada yalnız başına bırakılan ve zaten biraz da sivri olan bir yazardan, bir ateş püskürmeli, bir kınamalı ve karşısındakilerin nefret edilesi yanlarını biraz dolaylı, biraz alaylı, bolca olaylı, çokça imalı bir cilt kitap da çıkar tabi bence. Alman yazar Johann Wolfgang von Goethe'nin Faust'unda söz konusu olan bir irade savaşı iken, ona çok benzediği düşünülebilen bu kitapta sosyo-toplumsal olarak verilen bir savaşa dönüşüyor. Toplumun okuyarak bilinçlenebileceği gerçeğinden yola çıkan Bulgakov'un bu kitabında: şeytan ateist massolit başkanı ve arkadaşının karşısında önce kendisinin sonra tanrının varlığını inkar eden ikiliye oyunlarla giriyor perdeye. Kendi varlığını geleceklerini söyleyerek, Tanrının varlığını da Kudüs'te meydana gelen bir hikaye ile ispata girisiyor kendince (ki benim anlamadığım Usta'nın yayımlamak istediği kitabının konusu bu Kudüs hikayesinin bire biri olduğu ve yayımlatmak için kendisine geldiği halde Berlioz'un bunu zerre hatırlamayışı¿). Her neyse roman bu ya, şeytanı aratmayan bir hükümetin şeytanın mahiyeti marifetiyle soğan gibi soyulup ne dolaplar dönderdiklerine; Usta'nın kitabında da yeşua ha-Nozri yani Nasıralı İsa'nın çarmıha gerilmesi ve bu çerçevede gelişen olaylar ile de ibret alınmayan tarihin tekerrür edeceği ikrar edilyor ki bu da kitabın yayınlanmasıyla dönen dolaplarına birilerinin çomak olabileceği düşüncesiyle Usta'nın üzerinden halka olmak üzere engelleyici, baskılayıcı ve dışlayıcı bir politika uygulandığı seriliyor gözler önüne.