Puan vermedi·271 syf.····Okunma: 14 Nisan 2026 10:28 Bu kitapta beni en çok etkileyen an, Albay Z.’nin kemiklerinin ortaya çıkarılış şekliydi. Çünkü o sahnede ölüm, soyut bir kavram olmaktan çıkıp gözümün önünde gerçek bir şeye dönüştü. Ve o an şunu fark ettim: Savaş bitmiyor, sadece susuyor. Üzerinden yıllar geçse de, yaşanan acı ilk günkü kadar diri kalıyor.
General karakteri bu hikâyede sadece bir görev insanı değil; egosu ile insanlığının arasında sıkışmış bir vatansever. Başlangıçta yaptığı işi bir sorumluluk gibi taşısa da, ilerledikçe bu görevin anlamı çözülüyor. Attığı her adımda, aslında neyi taşıdığını ve neyin içinde kaldığını daha çok hissettiriyor. Onun yolculuğu, bir görevden çok içsel bir çözülmeye dönüşüyor.
Kitap boyunca beni içine çeken şey, sürekli yapılan bir muhasebeydi. Savaşın, insanlığın ve hayatın hesabı… Hikâye büyük olaylarla değil, bu sorgulamayla ilerliyor. Gürültüsüz ama ağır bir şekilde.
Ve kitap bittiğinde zihnimde tek bir düşünce kaldı:
Herkes yerli yerine gitti… peki sonra?
Belki yeni bir savaş, belki yeni acılar…
Çünkü hiçbir şey gerçekten değişmemiş gibi.
Savaşın yarası kapanmıyor. Onu hatırlayanlar yaşadığı sürece, o acı hep taze kalıyor.