Ahmet Ümit’in Patasana adlı eseri, arkeoloji ile polisiye türünü birleştiren ve iki farklı zaman diliminde ilerleyen bir romandır. Hikâye hem günümüzde hem de M.Ö. 1300’lü yıllarda, Hititler döneminde geçer. Bu iki zaman dilimi paralel şekilde ilerler ve birbirini tamamlayan bir yapı oluşturur.
Romanın günümüz kısmı Gaziantep yakınlarında yapılan bir arkeolojik kazı etrafında şekillenir. Farklı milletlerden oluşan bir ekip bu kazıda birlikte çalışmaktadır. Kazı sırasında Hitit dönemine ait çivi yazılı tabletler bulunur. Bu tabletler, Patasana adlı bir saray yazmanının itiraflarını içermektedir. Tabletlerin bulunmasıyla birlikte kazı ekibi içinde huzursuzluk başlar ve kısa süre sonra gizemli olaylar yaşanır. Ardından ekip içinde cinayetler işlenmeye başlanır. Bu durum herkesin birbirinden şüphe duymasına neden olur. Olayların nedeni başta anlaşılmaz; tarihi bir lanet mi yoksa tabletlerle ilgili bir sır mı olduğu düşünülür. Ancak roman ilerledikçe yaşananların doğaüstü değil, insan kaynaklı gerilimler ve çatışmalar olduğu anlaşılır.
Romanın ikinci zaman diliminde ise Hitit saray yazmanı Patasana’nın ağzından anlatılan olaylar yer alır. Patasana, sarayda önemli bir konumda olmasına rağmen korkak, çıkarcı ve ikiyüzlü bir karakterdir. Aşk yaşadığı kadına karşı cesur davranamaz ve kendi çıkarlarını korumak adına ihanet eder. Siyasi entrikaların ve yanlış kararların içinde yer alarak büyük bir yıkıma sebep olur. Bu süreçte hem sevdiği kadını kaybeder hem de birçok insanın zarar görmesine yol açar. Yıllar sonra yazdığı tabletlerde ise tüm bu yaşananları vicdan azabı içinde itiraf eder.
Romanın en önemli yönü, geçmiş ile günümüz arasında kurduğu güçlü bağdır. Patasana’nın yaşadığı ihanet, hırs ve korku gibi duyguların benzerlerinin günümüzde de tekrar ettiği görülür. Böylece yazar, insan doğasının zamanla değişmediğini ve tarihin aslında farklı şekillerde kendini tekrar ettiğini vurgular. Eserde aşk, ihanet, güç tutkusu ve vicdan gibi temalar ön plana çıkar. Aynı zamanda Anadolu’nun farklı dönemlerinde yaşanan çatışmaların sürekliliğine de dikkat çekilir.
Bununla birlikte, kitapta beni rahatsız eden bir nokta da bulunmaktadır. Eserde, Türkler için hassas olan ve gerçek olmadığı arşiv ve belgelerle kanıtlanmış Ermeni meselesinin sempatik bir biçimde yansıtılması dikkatimi çekti. Bu durumun, yazarın belirli bir kesime daha yakın görünme çabasıyla ele alınmış olabileceğini düşündüm ve bu yaklaşımı açıkçası üzücü buldum. Kaldı ki eğer gerçek olsaydı Batı, yüz kere kanıtları dünyaya süsleyerek servis ederdi..
Sonuç olarak Patasana, sadece bir polisiye roman değil, aynı zamanda insan doğasına ve tarihin döngüsüne dair derin bir anlatıdır. Geçmişte yaşanan olayların bugünü nasıl etkilediğini gösterirken, insanın zaaflarının yüzyıllar boyunca değişmeden kaldığını ortaya koyar.