Uzun zamandır beni bu kadar kötü anlamda etkileyen bir kitap olmamıştı. Okurken rahatsız oldum, sinirlendim, hatta yer yer tiksindim.
Çünkü burada kötülük gizlenmiyor, süsleniyor. İnsan çürürken bile güzel kalabiliyor fikri… bu bana haksızlık gibi geldi. Bu kadar rahat, bu kadar sorumsuz bir çürüme olabilir mi?
Dorian karakteri başta masum gibi duruyor ama ben onun içindeki o boşluğu en başından hissettim. Lord Henry etkiledi belki ama bozmadı. Çünkü bir insanın bu kadar ileri gidebilmesi için içinde zaten o karanlığın olması gerekir.
Sibyl Vane öldüğünde verdiği tepki her şeyi açıklıyor zaten. Orada hâlâ insan kalabilirdi. Ama o yolu seçmedi. Üzülmek yerine güzellik aradı. İşte o an bitti. Ben bu kitapta en çok şuna takıldım: İnsan kötülüğü bile estetikle meşrulaştırabilir mi? Eğer edebiyat bunu normalleştiriyorsa, ben orada dururum.
Yine de şunu inkâr edemem: Bu kitap etkiliyor. Ama güzel bir etki değil.
İnsanı rahatsız eden, içini bulandıran bir etki.
Ve bazen bir kitabın gücü de buradan geliyor zaten.
Sevmesen bile aklından çıkmıyor.