Masumiyet Müzesi bittiğinde içimde bir boşluk kaldı.
Ne tam üzüntü, ne huzur. Sadece ağır bir his.
Kemal’in aşkını okurken şunu fark ettim: Bu bir aşk hikâyesi değil, bir saplantının yavaş yavaş insanı tüketmesi. Füsun’dan kalan eşyalar, aslında Kemal’in kaybedemediği anıları.
Bu kitap bana şunu düşündürdü:
İnsan sevdiğini değil, sevdiği anları biriktiriyor.
Ve belki de en acısı şu:
Kemal, Füsun’u değil, onunla yaşayamadığı ihtimali sevdi.
Çok fazla söylemeye değer bir şey yok diye düşünüyorum....