Küçük İskender’in Kırık Kadeh Sineması İftiharla Sunar kitabı benim için başta merak uyandıran, ortalara doğru yer yer etkileyen ama ikinci yarısında ciddi şekilde zorlayan bir deneyime dönüştü. Metnin bilinçli olarak kurduğu dağınıklık, tekrar ve “sarhoş anlatım” hâli ilk etapta bir atmosfer yaratıyor; hatta arada gerçekten çarpıcı, yakalayıp kenara koymak isteyeceğim cümleler de çıkıyor. Ancak bir noktadan sonra bu tekrar, derinleşmek yerine kendi etrafında dönmeye başlıyor ve metnin gücünü törpülüyor.
Ben kitapları kolay kolay yarım bırakan biri değilim. Son sayfaya kadar bana bir şey verebileceğine inanmak, o ihtimali kaçırmamak isterim. Bu kitapta da aynı refleksle ilerledim. Fakat tam da bu yüzden şunu daha net fark ettim: bir metnin “zor” olmasıyla “yorucu” olması aynı şey değil. Zorluk, okuru içine çeker; yoruculuk ise bir süre sonra dışarı iter. Bu kitap, ikinci yarısında benim için o sınırı aştı.
Sonuç olarak, geriye birkaç güçlü, süslü cümle ve dağınık bir zihnin içinden geçme hissi kaldı. Ama dürüst olmak gerekirse, verdiği karşılık, harcadığım emeğe değmedi. Belki de bu kitap, iyi bir metinden çok bir deneyim olarak değerlendirilmeli. Ve her deneyim gibi, herkese aynı şeyi vermek zorunda değil tabii.
Okur kalın...