Bu divanı okurken şunu fark ettim: güçlü olmak sadece savaşmak değil, insanın kendi içinde de bir mücadele vermesiymiş.
Yavuz Sultan Selim’i hep sert, keskin ve kararlı bir padişah olarak biliyoruz ama bu şiirlerde bambaşka bir yönü çıkıyor karşımıza. Daha içe dönük, daha duygusal ve daha derin bir tarafı var.
Şiirlerinde en çok dikkatimi çeken şey, dünyanın geçiciliği ve insanın iç hesaplaşması oldu. Güç, taht, zafer… hepsi var ama bir noktada hepsinin gelip geçici olduğu hissi de çok net.
Bir yandan Allah’a yakınlık, teslimiyet ve kader vurgusu var; diğer yandan insanın içindeki yalnızlık ve sorgulama. Yani dışarıda koskoca bir imparatorluk, içeride ise kendiyle baş başa kalan bir insan.
Bence bu divan, Yavuz Sultan Selim’i sadece bir hükümdar olarak değil; düşünen, hisseden ve kendi iç dünyasında da savaş veren biri olarak gösteriyor.