Tavan Arasındaki Deli Kadın'ın Geçmişi Üzerine
10/10
·171 syf.··
Beğendi
·
2026 51. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 16 Nisan 2026 19:03
Rhys’ın Wide Sargasso Sea romanı hem ataerkil hem de sömürge toplumunun kurbanı olan susturulmuş Antoinette’nin hikâyesini okura anlatır. Charlotte Brontë’nin Jane Eyre kitabında “tavan arasındaki deli kadın” olarak tasvir edilen ve hatta neredeyse hiç konuşturulmayan Bertha Antoinetta Mason’un hayatının Jane Eyre’den öncesini anlatır Rhys. Avrupa merkezli algıları yerle bir eder ve kuytuda kalmış deli bir kadını başkahramana dönüştürür. Böylece tamamen yeni bir hikayeyle postkolonyal bir eser yaratır. Rhys, bu kitapta bir insanın yavaş yavaş silinişini, kimliğini kaybedişini, ve diğer postkolonyal eserlerde de sık sık görülen ait olamama duygusunu çarpıcı bir şekilde anlatıyor kitapta. İki farklı etnik kökenden gelen beyaz bir melezdir Antoinette. Bu yüzden iki dünya arasında sıkışmış, ne tam olarak ait olabilen ne de tamamen kopabilen bir karakter olarak görürüz. Yani, postkolonyal teorisyenlerden olan Bhabha’nın arada kalmışlık kavramını yansıtır tamamıyla. O hem sevdiği Jamaika’ya hem de resimlerini gördüğü, kitaplardan hikâyeler duyduğu İngiltere’ye yabancıdır. Yani Antoinette’nin hikayesi aslında sömürge bir yerde yaşayan, İngiltere’ye de gitse kimlik arayışında olan beyaz bir kadının hikayesidir. Antoinette’nin çocukluğu, ailesi ve yaşadığı çevre onun kimliği açısından çok önemlidir. Batı Hint Adaları’nda başlar bu kadının öyküsü. Daha çocuk yaşta ailecek dışlanma, yalnızlık ve güvensizlikle geçer. Antoinette’in hayatındaki diğer karakterler de onun kimliğinin oluşumunda oldukça belirleyicidir. Özellikle Christophine, romandaki en güçlü ve en net karakterlerden biridir. Diğer karakterlerin aksine o, ne düşündüğünü açıkça söyleyen, Antoinette’i anlamaya çalışan ve ona karşı gerçekten dürüst olan nadir insanlardan biridir. Belki de romanda gerçekten “konuşabilen” tek karakter odur. Buna karşılık üvey babası Bay Mason ise tam tersine, bulunduğu yeri anlamayan, her şeyi kendi bakış açısından değerlendiren İngiliz bir figürdür. Çevresindeki gerilimleri görmezden gelmesi, hatta hafife alması, yaşanacak felaketlerin zeminini hazırlar. Öte yandan annesi Annette ise Antoinette’in hayatındaki en kırılgan kişidir. Onun yaşadığı yalnızlık, dışlanma ve giderek aklını kaybetmesi, Antoinette’in geleceğinin bir yansıması gibi durur. Sanki Antoinette, annesinin yaşadıklarını başka bir şekilde tekrar eder. Olaylar Antoinette’nin hayatına giren ve eşi olan erkekle farklı bir boyut kazanır. En dikkat çekici şey de bu karakterin romanda bir kez bile adının verilmemesi. Ama Jane Eyre okuyanlar onun kim olduğunu ve hikayenin nereye bağlanacağını anlar. Ancak Jane Eyre okunmasa da kesinlikle kendi başına çok güçlü bir anlatı kurar Rhys. Yani bu kitabı anlamak için Jane Eyre’i bilmek gerekmez, ama bilen biri için hikâye çok daha farklı bir derinlik kazanır. Çünkü burada o “deli kadın” bir anda bir insana dönüşür. Onun korkuları, yalnızlığı ve yaşadıkları görünür hale gelir. Antoinette’nin eşi olan bu karakter Jane Eyre’deki Bay Rochester’in ta kendisidir ve bu topraklar onun için tamamen yabancı, anlaşılmaz, gizemli, hatta tehlikelidir ve kontrol edilmesi gereken bir yerdir. Antoinette onun için büyük bir arzuyken zamanla anlaşılması zor, tehlikeli birisine dönüşür. Bir süre sonra Rochester Antoinette’ye “Bertha” olarak seslenemeye başlar. Bir insanın isminin değiştirilmesi, onun kimliğinin bir parçasının elinden alınmasıdır. Antoinette’nin zaten kırılgan olan benliği, bundan sonra daha da parçalanmaya başlar. Deli kadın olarak tasvir edilen Bertha Antoinetta Mason’un hikayesinde delilik kavramı büyük önem kazanır. Antoinette gerçekten deli midir, yoksa yaşadığı yalnızlık ve dışlamalar, eşinin ve ataerkil toplumun baskıları ve yasaları yüzünden mi bu hale gelir? Rhys kitapta buna net cevap vermez ama okuyucu çıkarımı kendisi yapar. Bu özellikler onu yalnızca bireysel bir hikaye olmaktan çıkarır. Kolonyal geçmişin silinmeyen izleri, güç ilişkilerini ve “öteki” kişilerin nasıl oluştuğunu anlatır. Antoinette’nin sesi çoğu zaman bastırılır, yeniden tanımlanır ya da tamamen yok sayılır. Bu da kimlik oluşumunun sadece insanın kendi içinde değil, başkalarının da etkisiyle nasıl şekillendiğini gösterir. Jean Rhys, Antoinette ile bir insanın iç dünyasındaki kırılmaları anlatır. Yaşadıkları yüzünden Antoinette kendisinden bile uzaklaşır yavaş yavaş. Onu dinleyen, anlamaya çalışan kimse yoktur. Hem zaten çok kısıtlı olan çevresi içinde hem de kendi içinde yapayalnız kalır. Bir insan gerçekten ne zaman yok olur? Adı elinden alındığında mı, ait olduğu yerlerden koparıldığında mı, yoksa onu anlayacak kimse kalmadığında mı? Wide Sargasso Sea, bir insanın nasıl yavaş yavaş silinebileceğini ve bunun ne kadar sessiz ama derin bir süreç olduğunu gösteren bir roman.
Edebiyat
Wide Sargasso SeaJean Rhys · W. W. Norton & Company · 2016201 okunma
·
142 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.