Gönderi

10/10
·288 syf.··
Beğendi
·
2026 27. kitabı
Zihnimizdeki Resimler - Walter Lippmann Bizler günlük yaşantımızda yürüttüğümüz sosyal ilişkilerde dahi karşımızdaki insanlara karşı boş bir zihinle bakmayız. Genellikle karşımızdaki kişilere hakkında inşa etmiş olduğumuz kalıp yargılarla bakar ve sosyal ilişkilerimizi buna göre düzenleriz. Walter Lippmann’ın “Public Opinion” adlı eserinde bahsettiği stereotip kavramı sosyal ilişkilerimize dair önemli ipuçları barındırıyor. Lippmann’a göre; “Çoğu zaman önce görmeyiz, sonra tanımlamayız; önce tanımlar sonra görürüz.” Yani baktığımızda gördüğümüz dünya, içinde bulunduğumuz kültürün, inancın etkisinde ve daha önceki tecrübelerimize dayanarak tasvir ettiğimiz dünyadır. Bizler genelde bu dünyada olması gerekeni değil olmasını istediğimiz şeyleri görmeyi seçeriz. Bu davranışımız aslında çevremize uyum sağlama çabamızdır der. Kalıp yargılar bize dünyayı, görmeden önce tanıtır. Bize neyin iyi, neyin kötü olduğunu; kimin tanıdık kiminse yabancı olduğunu öğretir. Kalıp yargılarımızın dışında olan dünya bize yabancıdır. Yabancı olan şey ise tanımlanmak zorundadır. Yaşadığımız bir durumu tanımlarken önce ipuçlarına bakar, bunu zihnimizdeki imgelerle birleştirip bir yargıya varırız. Bu yönüyle kalıp yargılar bize, karmaşık bir dünyada güvenli bir alan inşa etmemizi sağlar. Lippmann’a göre kalıp yargılar; “…özsaygımızın güvencesidir; dünyaya kendi değerlerimizin, konumumuzun ve haklarımızın yansımasıdır… biz o savunuların arkasında, işgal ettiğimiz konumda güvende hissetmeye devam ederiz.” Fakat bu güvenli alan bizi gerçeklikten kopardığı her vakit sosyal yaşamımızda bize zarar vermektedir Lippmann’In tabiriyle bizi bir “sahte çevre”nin içerisine hapsedebilmektedir. Bizler oluşturduğumuz sahte çevreler içerisinde dünyayı tanımlamaya çalıştığımızda aldığımız kararlar sahte çevrede değil gerçek dünyaya etki eder. Böylece insan içinde bulunduğu gerçek çevreye yabancılaşır ve kendini sürekli bir tehdit altında hisseder. Stereotip oluşturmaya çalıştığımız güvenli alan bizi toplumun gerçekliğinde kopartarak yabancılaşmamıza neden olur. Karmaşık bir dünyada “güvenli” alan oluşturan kalıp yargılar sorgulandığı zaman insanlar aşırı tepki verebilmektedir. Çünkü biz bu stereotipler ile mevcut dünyayı tanımlamış, ilişkilerimizi de bu tanım üzerine inşa etmiş durumdayız. Mevcut stereotiplerimizin sorgulanması demek; inandığımız, savunduğumuz değerlerinde sorgulanabilmesi ve yanlışlanabilmesi anlamına gelmektedir. Burada mevcut stereotipin yanlış olduğunu kabul edildiğinde bütün inanç değerlerimiz üzerinde kuşku doğurur. Bu yüzden insanlar genellikle stereotiplerin sorgulanmasını hoş karşılamazlar. Lippmann, mevcut stereotipin deneyimlerle çelişmesi durumunda yaşanabilecek iki ihtimal üzerinde durur: İlk durumda kişi dar görüşlü ya da çıkarlarının geleceğini düşünen birisi ise karşılaştığı bu aykırı durumda oluşturduğu kalıp yargı içerisinde bir istisna olarak görür ve muhatabında kusurlar arayarak bunları ön plana çıkarmaya çalışır. Muhatabını küçümser, itibarsızlaştırmaya çalışır veya bu eylemin gerçek kimliğini gizlemek içi yaptığı bir oyundan ibaret olarak görür. İkinci durumda ise kalıp yargıyla çelişen eyleme karşı tepkisellik daha azdır. Kişi karşılaştığı durumu değerlendirir ve muhatabını sorgulamak yerine inşa ettiği kalıp yargıyı sorgular ve uygun koşulda bu yargıyı değiştirmeye çalışır. Karşılaştığı yeni durumlarda da daha temkinli davranarak muhatabını tanımaya çalışır. Sonuç olarak bizim için karşıt olarak konumlandırdığımız her şey tanımlanmalıdır. Kalıp yargılarsa bu işlevi yerine getirmektedir. Medya ise olaylardaki belli başlı konuları veya özellikleri seçerek kamuoyuna ulaştırır. Bu durum stereotiplerin pekişmesine yardımcı olarak sahte çevre içerisinde kararlar almamıza ve harekete geçmemize neden olur. Kitle iletişim araçlarının tek bir noktadan kalabalık insan gruplarına ulaşabilme yeteneği; insanların yekûnunun sahte çevre içerisinde karar vermesine neden olur. Bu yönüyle kitle iletişim araçlarında yani medyada yansıtılan içerik kamuoyunun işleyişinde büyük önem arz etmektedir. Kamuoyu, medyadaki temsiller üzerinden zihnimizdeki imgeleri pekiştirir ve bunu sosyal yaşamımıza aks ettirmemize neden olur. Haber içeriklerine maruz kalan insanlar gerçekliği haber içeriğiyle özleştirerek sosyal ilişkilerini düzenlemeye çalışır. Public Opinion Hasan Bakır Ankara 16.04.2026 İletişim: hasanbakiriletisim@gmail.com
Public OpinionWalter Lippmann · Free Press · 199734 okunma
··
9 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.