·517 syf.··Beğendi
···Okunma: 15 Nisan 2026 16:35 Bir kitabın daha sonu. Fevkalade bir son. Ya da kötü sonla biten fevkalade bir yol, sona gidiş için. Her bir karakteri ayrı ayrı değerlendirmenin boş zahmet olmayacağı bir eser.
Kısa bir özet:
Başkarakterimiz Martinin bir tesadüf sonucu Mors ailesini tanıyıp evlerine misafir olmasıyla başlıyor serüven. Evin kızı olan Ruth'un etkisi altına giren Martin, bir süre sonra onu takıntı haline getirecek ve hayatını ona göre yaşamaya başlayacaktır. Burjuva ile hiçbir bağlantısı olmayan Martin, bu ortama girdikçe cehaletinin ne denli yüksek olduğunu idrak edecek ve işi gücü bırakıp gelişimine zaman ayıracaktır. Bunda Ruth'un teşviki oldukça fazladır. Toy birinin, kendisi tarafından yetiştirilmenin azgın çekimi de diyebiliriz. Bilahare özgüveni artan, öğrendikçe ufuklarının genişlediğini sezen Martin kendisini tecrit ederek ortamlardan, hikayeler, şiirler, kitaplar yazmaya koyulur. Ancak talih henüz yanında değildir. Bu sıralarda Ruth ile ilişkisi ileri bir boyuta taşınan Martin, sürekli çevresinin kendisine telkin ettiği üzere iş bulup çalışması gerektiği gerçeğini bir türlü ciddiye almamış ve yazmaya devam etmiştir. Morse ailesinin bulunduğu toplumsal konum sebebiyle, kızlarının işsiz-güçsüz ve üstelik kendilerine göre cahil olan - onlara göre okul okumayanlar cahil oluyordu- bu gence kızlarının gitmesini istemiyorlardı. Sefalet içerisinde yaşayan Martin ise mütemadiyen yazıyor ve araştırıyordu. Durum böyleyken en sonda Ruth, ailesinin dayatmaları sonucu Martin ile ilişkisini bitirmeye karar verir. Genç için algılaması biraz zor olsa da alışır ve yeni ortamlar ile kendisini geliştirmeye devam eder. Morsların evinde tanıştığı Brissenden ile muhtelif konular üzerinde konuşmalar yapıyor, Sosyalist ortamlara da girerek, felsefi ve siyasi anlamda düşüncelerini harmanlıyordu. Brissenden'in ani intiharından sonra iyice yalnızlaşan genç yazar, bir anda parlamaya başlayıp ülkenin gündemine oturmuştur yazılarıyla. Ve bu süreç onu çok etkileyip 'açken kimse yemeğe davet etmezken, ün kazandıktan sonra herkesin onu evine davet etmesine, ikiyüzlülük yaparak sırnaşmasına' hayli içerliyordu. En şaşırtıcı olanı ise, Ruth tekrar bir birliktelik için kapısını çaldığında, Martinin artık aynı samimiyeti bulamadığını belirterek reddetmesidir. Bundan sonrası artık Martin için azap haline gelmiş, eski Martinden eser kalmamıştı. 'Her şeye yabancılaşmıştı' Sayfa/424 Ve başını alıp gitme kararı aldı. Uzaklara. Başka bir dünyaya...
…
Ruth karakteri üzerine bir karalama:
Ruth Morse'un, çevresinin ve özellikle ailesinin dayattığı sınıfsal normlarını yıkamamış olması, Martin üzerinde ciddi bir hasar bırakmıştır. İnsanların bazen cesur davranmaları gerektiğini
ve bunun sorumluluğunu alabilmeyi öğrenmeye ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Farklı bir senaryoda Ruth, annesinin ve babasının tahakkümünü kırarak Martine destek vermeye çabalasaydı, ve ona samimiyetle yanında olduğunu hissettirseydi, belki de herşey daha farklı gelişecekti. Fakat Martinin sonunu asıl hazırlayan Ruth'un ondan ayrılması değil, ismi gazete ve dergilerde ün kazandıktan sonra etrafına doluşan insanların riyakarlığıydı. Tabii ki Ruth ile birlikte olmaya devam etse belki de uzaklara gitmek yerine kalıp başka bir yol deneyebilirdi. Belki kendisini çevresinden soyutlayarak münzevi bir hayat sürecekti. Fakat insanlar hakkında sağlıklı düşünemiyordu artık. Çünkü insanlar, güce ve üne, paraya ve statüye verdikleri değerin onda birini, karnı aç olan bir insana vermiyorlardı. Bu da Dünyanın gerçek yüzüydü. Ruth'un da kendince haklı sebepleri vardı. Netice de sınıf farketmeksizin, elinde işi olmayan bir adamdı Martin. Onların gözünde yazdıklarının bir değeri, ederi de yoktu. Korkaklıktı ama onunki. Samimi sayılmazdı. Çünkü bir insanın sevgisini, gerçekten duyduğu sevgiyi, hiçbir sınıf, hiçbir görüş değiştiremezdi. Martin'in bu şekilde gelişmesinde en etkili olan kişi yine Ruth. Ok yaydan çıkmıştı artık...
Martin karakteri üzerine bir karalama:
İnatçı, azimli, sebatkar bir adamdı Martin. Herkesin kendisini tahkir ettiği bir süreçte, sabrı elden bırakmamıştı. En bitkin, yorgun olduğu anlarda yazmayı ve okumayı bir kenara atmamıştı.
Arzu ettiği kıvama gelene kadar inadını kimse kıramamıştı. Ruth dahil. Fakat Martinin de sevgisinin ne denli içten olduğunu sorgulayabiliriz. Çünkü kendisi de herşeyin farkındayken, Ruth'un gideceğini hissetmesine rağmen geri adım atmamıştır. Çünkü onun için öncelik kız değildi, Kitaplardı, Felsefe ve düşüncelerdi. Sorgulamaktı. Martin, sevgisini öncelik olarak değil ikinci planda tutmuştu. Başaracağına olan inancı onu nihayetinde haklı çıkarmıştı fakat kız artık yoktu. Ta ki Martin ünlenene kadar. İnsanların bencil, nobran, ipsiz sapsız aşağılık düşüncelerini hazmedememişti. Binaenaleyh kötü etkilenmişti olanlardan. Ölüm cazip gelmişti. Yaşama enerjisinin irade üstünde kurduğu üstünlük, Martin için geçerliliğini yitirmişti. Ve kendi sonunu getirmek gereğini duymuştu. Ve böylelikle herşeye son vermenin kolaylığına kolayca bırakmıştı kendini...