Puan vermedi·55 syf.····Okunma: 15 Nisan 2026 23:00 "İki büyük adam, iki büyük insan.."
"Tolstoy ölmedi, dünya genelindeki sayısız takipçisinin hayatlarında yaşamaya devam ediyor." diyor Gandhi. Kendisi içinde aynı şeyleri söylemek mümkün. O Hindistan bağımsızlığı için mücadele etmiş ve uğruna ölebileceği bir dava edinmiş. Öyle ki bu dava için Tolstoy Çiftliği adını verdiği bir kurum oluşturduğunu da okumaktayız. Kendisine Gandhi (yüce ruh) lakabını veren Tagore, Hint düşünür ve alimlerinden.
Tolstoy Çiftliğine dönecek olursak bu öyle sanıldığı gibi bir çiftlik değil elbet. 1910 yılında Tolstoy’un da ölümüyle yine aynı yıl Gandhi, Afrika'daki hapisli yıllarında Tolstoy'un anısına ona kattığı şiddetsiz toplum, iyilik, mülkiyetsizlik, sevgi, ırkçılık, apartheid rejimine karşıtlık gibi toplumsal konular üzerine şekillenecek bir eğitim kurumu kurar. Lakin Gandhi'de bu kurumun kendi başına insanın zihninin değişmesine yeterli olmayacağını biliyor olsa gerek şu sözleri sarf ediyor: "Tamamen masum olduğunu düşündüğüm insanlar ahlaksız çıktı."
Gandhi, Tolstoy ile bu mektuplaşmalara başladığında 40 yaşında, Tolstoy ise 81. Yani Tolstoy'un son yılları.. Ve belki de gözlerini yummadan insanlığa dair bir filiz ekleyerek Hindistan'ın bağımsızlığı için Gandhi'ye ilham olmuş. Bir yazar bir insanı ne ölçüde etkileyebilir demeyin, insan zihni her türlü fikre, düşünceye, acıya, manipüleye oldukça meyilli bir yapıda. Tolstoy'da kalemi kadar zihninin de güçlü olmasıyla Gandhi'yi oldukça etkilemiş bir isim. Hatta kendisine "itaatkar hizmetkârınız" diyecek kadar saygı duyan ve fikirlerini önemseyen bir kişiliğe sahip.
Gandhi için üzerine en çok kitap yazılan 8.kişi deniyor. Kitap raflarına göz gezdirirsek aslında bunun hiç de abartı olmadığını görebiliriz(malumunuz Messi, Ronaldo gibi biyografi kitaplarının yanında muhakkak Gandhi, Malcolm X'de koymayı unutmazlar)
Mektuplardan ayrı birkaç magazinsel olaylarla, Tolstoy'un hayatındaki ilginç bilgilerle incelemeye son vermek istiyorum. Epey bir vakit aldık sizlerden: Kendisi çocukluk yıllarından beri ailesiyle iç içe, dolu dolu günler geçirmiş. Ona küçükken diplomat derlermiş. Bu lakap onun hem hak savunuculuğu özelliğinden hem de büyük babasının İstanbul büyükelçisi oluşundan kaynaklanmış. Büyük annesi ile geçirdiği vakitlerde doğa ile iç içe olmuş, ağaçları mutluluğun kaynağı olarak görür. Küçüklüğünde diktiği ağaç ise onun ileride mezarı olacaktır.
Tolstoy, çıktığı son Avrupa seyahatinde bir adamın giyotinle öldürülmesini keyifle izleyen insanları görünce Avrupa'dan tiksinir ve Rusya'ya, eskiden yaşadığı kasabaya yerleşir. Ölümü onu o kasabada, küçükken diktiği ağacın dibinde bulacaktır. Vasiyeti üzerine oraya gömülür.
Stefan Zweig'ın Dünün Dünyası kitabında da belirtildiği üzere Rusya'daki en asil tablo Tolstoy'un mezarıdır.