İnsan bazen bir ömrü değil,
tek bir anı yaşarken ölçülür.
Tolstoy iki insanı alıyor, bir yolun ortasına bırakıyor ve bekliyor. Çünkü biliyor ki insanın aslı rahatken değil, sıkıştığında ortaya çıkar. Okurken kendimi sadece bir okur gibi hissetmedim.
Sanki ben de o fırtınanın içindeydim.
Soğuğu hissettim, çaresizliği hissettim, yönünü kaybetmişlik hissi…
İnsan böyle anlarda kendinden başka hiçbir şeye tutunamıyor.
İşte tam orada insan ölçülüyor zaten.
Ben edebiyatta tam olarak bunu arıyorum:
bir kırılma anı, bir yüzleşme, insanın kendini ele verdiği o keskin nokta.
Bu kitapta o var. Hem de öyle bir var ki, gerisi önemsiz kalıyor.