Öncelikle Allah hiç kimseyi katil, sapık, seksopat tarzı insanlarla karşılaştırmasın, amin diyerek bir giriş yapayım..
Kapalı kapılar ardını hiç kimse bilmez ki bu çoğu zaman çok iyi bir şey çünkü o kapılar aralanınca insanda kaygı bozukluğu oluşabilir.. Kedi merakından ölürmüş ve meraklı bir kedi olmamanızı şiddetle tavsiye ederim..
Henüz kitabın ilk cinayetinde yoğun ve en üst seviyedeki sadizmliğiyle BDSM'ye bir örnek verilmiş ve bu direkt salt bir şekilde kaygı vericiydi.. İnsanlar sokaktan geçip giderken kimin ne düşündüğünü bilemez ve yoldan geçerken yanımızdan yaklaşık olarak minumum on tane ruhu bozuk insan geçer.. Kapalı kapılara bile gerek yok Twitter'da bu tarz insanları rahatça bulabilirsiniz..
Kitabı okurken pek sık "Rabbim sen bizi koru!" dedim çünkü bunlar tamamen gerçekti.. İnsanoğlunun ruhu,bedeni ve düşünceleri evcilleşmeyince tam bir korkunç canavara dönüşebiliyormuş.. Sık sık kendimizi köreltmeli ve evcilleştirmeliyiz..
Bana göre seri katiller oldukça zeki insanlar.. Kendilerine ait çok ince bir haz alma duyguları var.. Seçtikleri yemekler bile özenli.. Diğer insanlardan ayrılırlar.. Seri katiller veyahut ruhu bozuklar, belirlenmiş bir insani standartın pek dışındalar.. Normal insanlar gibi olamazlar da.. Onların kendilerine ait bir yaşamları vardır ve pek paylaşmayı sevmezler.. Nitekim hiçbir seri katil işlediği cinayetlerin ortaya çıkmasını istemez.. Asosyallerdir.. Kimisi okulunda üstün başarılıdır.. Çoğu anatomiyi oldukça iyi bilir.. Zaten birçok katil ya sağlık alanında ya da hukuk alanında çalışıyordur..
Siz siz olun, insalarla her şeyini paylaşmayı sevmeyen, evi, odası sığınağı olan ve genellikle oradan çıkmayan insanlarla muhattap olmayın.. Hele de bu insanlar deneyleri çok seviyorsa.. Bir gün bir denek siz olabilirsiniz.. Kusursuz Cinayet pek mümkün olmasa da uzun süre kusursuz kalabilir..
Ha bir de babamın "Kan yerde kalmaz." demesi aklıma geliyor.. Bir insan öldürüldüğü zaman asla ama asla kanı yerde kalmaz, elbet bir gün ortaya çıkar.. Sivrisinekten bile örnek alınır, fosilleşmiş bir kemikten bile örnek alınır illa o cinayet ortaya çıkar.. Bununla ilgili çok hoş bir kıssadan hisse okumuştum..
Eski zamanlarda bir ülkede haksızlıklara karşı savaş açmış adil bir Padişah varmış. Günlerden bir gün, memleketin tanınmış tüccarlarından olan Abdullah isminde bir şahıs izbe bir yerde ölü olarak bulunmuş. Yapılan bütün tetkikata rağmen katil bir türlü tespit edilememiş.
Aradan on seneye yakın süre sene geçmiş, ama buna rağmen, padişahın üzüntüsü hala dinmemiş. Hemen herkesin huzur içinde yaşadığı ülkede gerçekleşen bu elim hadise sonrası katilin hala yakalanamamış olması vicdanını sıktıkça sıkıyormuş. Zira, kendi idaresi altında bulunan bir insanın katline engel olunamaması, ayrıca suçlu şahsın bulunamaması meselelerinde baş sorumlu olarak kendisini görüyormuş.
Günlerden bir gün, hem bunları düşünüyor, hem de sofrasında yemeğini yemeye devam ediyormuş. Çok yardımsever ve misafirperver biriymiş padişah. Bilhassa yaşlı kimselere karşı derin bir saygısı varmış. Hizmetçileri, yoldan ihtiyar bir adamın geçtiğini haber vermişler. Bunun üzerine padişah, yaşlı adamın hemen içeri alınmasını emretmiş. İhtiyar, içeri girdiğinde padişah tarafından saray sofrasına buyur edilmiş.
Çorbalar içildikten sonra Padişah, misafirine kim olduğunu sormuş. Adam,
“Eskiden yol keser, adam soyardım” demiş. “İhtiyarladığım için aynı işi yapamaz oldum. Yapamaz olunca da o işleri bıraktım.”
Padişah, “Yani şimdi eski gücüne dönsen, dinçleşsen soygunculuğa devam eder miydin?” diye sual ettiğinde ihtiyardan, yarı kahkaha ile karışık “Tabi yaa, elbette, huylu huyundan vazgeçer mi hiç?” cevabını almış.
Bu sırada sofraya gümüş kaplı bir tepsi içinde padişaha ve misafirine ikram edilmek üzere iki ördek getirilmiş. Ördekleri gören yaşlı misafir, bıyık altından gülmeye başlamış. Bunu farkeden Padişah merakla sormuş: “Hayrola amca neye gülüyorsun?”
Misafir, “Sofraya gelen ördeklere gülüyorum Padişahım” diye cevap vermiş. Padişah, “Bunda gülecek ne var, bir kusurumuz olduysa buyur söyle, çekinme” demiş.
“İzniniz olursa anlatayım” demiş ihtiyar. “Demiştim ya yol keser, adam soyardım diye. Vaktiyle tenha bir yerde birini yakalamıştım. Üstünden epey yüklü miktarda altın çıkmıştı. Altınları aldım. Fakat adamın beni şikâyet edeceğinden korkup onu oracıkta öldürdüm. Onu yere yatırıp öldürmek üzere bıçağımı çektiğim esnada yanımızdan iki ördek geçiyordu. Adam o an gözlerini ördeklere çevirerek ‘Ördekler şahidim olsun’ dedi. Bunlar onun son kelimeleri oldu, öldü gitti ahmak adam. Şimdi sen söyle padişahım, hiç ördekten şahit olur mu? Konuşamazlar ki… Onu hatırladığım için güldüm” diyerek başından geçenleri bir bir anlatmış.
O an padişahın beyninde şimşekler çakmış, hiddetle yerinden kalıp,
“Sen Abdullah’ın katilisin!” diye bağırmış. Şu sofradaki ördekler de sen Abdullah’ı öldürürken üstünüzden uçan ördekler olmalı. Öyle güzel şahitlik ettiler ki, seni tastamam konuşturdular, yaptıklarını itiraf ettirdiler.”
Nöbetçilere emretmiş o an. “Bu katili derhal yakalayıp zindana koyun!”
Padişah katilin bulunması ile rahat bir nefes almış, cinayete şahit olan ördekler sayesinde cinayetin bu dünyada da cezasız kalmamasını sağlamış. Katil dört duvar arasına cezasını çekmeye giderken padişah, Rabbine el açıp şunları seslendirmiş: “Yüceler Yücesi Allah’ım! Sana şükürler olsun ki, beni bu dertten kurtardın. Sen ne adilsin ki dilersen kızarmış ördeklere bile bir katili ihbarlatırsın.”