Bir Cümleyle Sarsılan Dünya: Kısa Öykülerin İzinde
8/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 17 Nisan 2026 11:53
Bu kitabı bitirdiğimde elimde not defterim, aklımda ise birbiriyle hiç alakasız gibi duran ama aslında aynı insanlık halini farklı pencerelerden gösteren öyküler kaldı. Her biri tek bir cümleyle özetlenebilecek kadar keskin, ama içlerinde dünyalar barındıran metinler.Bazı karakterler hep kedi gibi dört ayak üstüne düşer, bazıları ise “altına yapışsa elinde bakır kesilir.” (Harp Malulü). Hayatın adaletsizliğini bu kadar sade ve acımasız anlatan bir cümle az bulunur. Bir başkası, köhnemiş edebiyatın gömütlüğünden beslenen bir kitap soyguncusu olup çıkmıştı; tam da o Alman öğrencinin başına gelenler gibi. (Alman Öğrencinin Başından Geçen) Okurken kendi okuma alışkanlıklarımı sorguladım; ben de bazen eski metinlerden beslenip yeni bir şey üretmeye çalışmıyor muyum? Hawthorne’un Papazın Siyah Peçesi’nde olduğu gibi, “Hepimizin peçelerini çıkarıp atacağı vakit gelecek” diye düşünüyorum bazen. O peçeyi takmak kolay, çıkarmak ise insanın bütün hayatını sorgulatacak kadar zor.Gammaz Yürek’te anlatıcı “Yedi iklim dört bucak her şeyi işitiyordum” diyor. Poe’nun o klostrofobik gerilimi hâlâ tüylerimi diken diken ediyor. Vicdanın sesi gerçekten de en gürültülü sestir.Denizci öykülerinde “kuru fırtına” diye bir şeyden bahsedilir; ne yağmur yağar ne şimşek çakar ama gemi batar. (Daniel Orme) Bazı söylentiler de böyledir işte; temelsiz ama yıkıcı.Twain’in o muhteşem mizahıyla Nicodemus Dodge ve İskelet’te “Bu cuğaralar da amma tehlikeliymiş haa” repliğiyle gülüyorum hâlâ. Twain’in en büyük yeteneği, en karanlık konuları bile güldürerek anlatabilmesi. Kilise Çalgıcılarının Aymazlığı’nda “Ne pahasına olursa olsun mideyi ateşleyelim de ısınalım bari” cümlesi, yoksulluğun ve umutsuzluğun en çıplak hali. İnsan bazen sadece ısınmak için her şeyi göze alıyor. Ambrose Bierce’nin Owl Creek Köprüsü’nde Bir Olay’ı ise hâlâ aklımdan çıkmıyor: “Ölüm geldiği açıklandığı zaman onu en yakından tanıyanlar tarafından bile belirli saygı gösterileriyle karşılanması gereken bir komutandır.” Savaşın absürtlüğü ve zaman algısının çarpıklığı üzerine yazılmış en güçlü metinlerden biri. Kedi Resimleri Yapan Çocuk’ta “Büyük yerlerden uzak dur, küçük yerlerde bulun” tavsiyesi, sade bir hayatın değerini hatırlattı bana. Bazen en büyük mutluluklar en küçük yerlerde gizli. Maupassant’ın Caline’inde “Kendini bir daha eskisi gibi hissetmedi” cümlesi, ilk aşkın ve ilk kırılmanın izini ömür boyu taşıdığımızı hatırlatıyor.Bülbül ile Gül’de “Daha çok bastır, küçük Bülbül yoksa gül doğmadan Gün doğacak” dizesi, sanatın acısıyla güzelliğin ilişkisini o kadar zarif anlatıyor ki, insanın içi sızlıyor. Arabacının Koltuğundan okurken kendi İstanbul trafiğimde cüzdanımı evde unuttuğum anları hatırladım; “Hele cüzdanınızı evde unutmuşsanız hayatınız cehenneme döner, Dante’nin hayal gücü yanında hafif kalır.”Saki’nin Açık Pencere’si ise yalan söyleme sanatının zirvesi: “Bir ayak üstünde kırk yalanın belini bükmekte hiç kimse onun eline su dökemezdi.” Gülmekten yerlere yattım. Yüzü Dönük’te “Can dostunu savaş meydanında çürümeye bırakamazsın, kardeşim” cümlesi dostluğun en çıplak tanımı. Savaş öyküleri arasında en dokunaklılardan biri. Mahşerin Üç Atlısı’nda kibirliliğin “insanoğlunu kör eden, çıldırtan ve yoldan çıkaran tutkuların en kötüsü” olduğu gerçeğiyle yüzleştim. Günümüz dünyasında bu kadar geçerli bir uyarı az bulunur.Savaş öyküsünde “Kırmızı yanaklı elmaların dökülüp çevresine saçıldığını gördüler” cümlesi, savaşın masumiyete yaptığı zulmü tek bir görüntüyle anlatıyor. Yumurta’da “Filozofların çoğu tavuk çiftliklerinde yetişmiş olsa gerek” diye gülerken, hayata dair en derin gerçeklerin en basit yerlerde gizli olduğunu anladım.Joyce’un Araby’sinde “Soluklanmayan at yol almaz” cümlesi, hayallerin ve ergenlik hayallerinin kırılganlığını mükemmel özetliyor. Perili Ev’de “Yürekteki ışık…” diye başlayan o kısım, bütün öykülerin en şiirsel anlarından biriydi. Bayan Brill’de “Ortalıkta seyredilecek o kadar çok insan vardı ki” cümlesi, yalnızlığın en hüzünlü halini gösteriyor. O park sırasındaki kadın hâlâ aklımda.Bu öyküleri okurken bir yandan güldüm, bir yandan içim acıdı, bir yandan da “İnsanlık denen şey bu işte” dedim. Hepsi birbirinden farklı coğrafyalardan, farklı zamanlardan gelmesine rağmen aynı kalbi, aynı acıları, aynı gülünçlükleri anlatıyor. Eğer kısa öykü seviyorsanız ve tek bir kitapta bu kadar zengin bir çeşitlilik arıyorsanız, bu derleme tam size göre. Her öyküden sonra bir süre susup düşündüm. Daha iyi bir iltifat olamaz, sanırım.
Kısa Öykünün Büyük UstalarıKolektif · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20192,520 okunma
·
50 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.