8/10
·192 syf.··
2026 14. kitabı
Agustina Bazterrica, "Leziz Kadavralar" adlı distopik romanında, değişik tarzıyla dikkat çekiyor. Daha açmak gerekirse günümüzde devletler yasalar, savaşlar, ekonomik sıkıntılar vb gibi nedenlerle mecazi anlamda insan yemeye başladı. Onlara başta umutlar verip, sonrasında her şeylerinden yararlanarak insanları tükettiler. Devletin bunu yapamadığı durumlarda ise insanlar devreye girdi ve türlü kaoslarla birbirini yemeye başladı. Gerçekten de yaşadığımız dünyada bu "mecazi yamyamlık" bir hayli artmaya başladı. Kaosu gören ve zeki bir yazar olan Agustina Bazterrica ise, bu mecazi yamyamlığı kurgusunda ele aldı ve "Bakın, esas insan yemek nasıl oluyormuş şimdi." diyerek gerçek bir yamyamlık yarattı. Kana susamış, asla doyurulamayan bir yamyamlık! Kurduğu kaos ortamında gösterdiği bu gerçekliği, kan dondurucu gözlemlerle süsledi. Yani romanı okurken biraz mideniz bulanabilir, ben yaşadım çok net o bulantıyı. Roman, sosyolojik açıdan incelendiğinde, adı gibi lezzetini çok üst notalara çıkarıyor. Yani çok değerli Zygmunt Bauman'ın akışkan toplum ve insanların her hareketini kontrol etmeye yönelik akışkan gözetim sosyolojilerine göre romanı okuduğunuzda; tam olarak distopyanın anlatmak istediğine ulaşıyorsunuz. Ve çok çok çok sevdiğim Michael Foucault tabii ki! Panaptikon yasası başta olmak üzere, iktidar ve adalet sosyolojisi ve iktidar ile özne yani toplum arasındaki bağ terminolojisi yazarımız Bazterrica'nın alt metinlerde tam da anlatmak istediği şeylerin farkına varmamızı sağlıyor. Bu distopyayı sosyolojik açılardan yorumlayamayan, cidden net bir eksiklik yaşar düşüncesindeyim. Bunların yanında yazar çok yalın bir üslup tercih ediyor. Durağan anlatımıyla net bir sürükleyiciliği yakalamayı başarıyor. Sayfaları, sonrasını ve ana karakterimizin büyüyen boşluğunu merak ederek çeviriyorsunuz. Beğendiğim, çarpıcı bir okuma oldu. Bu distopyamızda, hayvan eti yemenin yasak olduğu bir dünyaya adım atıyoruz. Hayvan etinden insanlara geçmekte olan bir tür virüs bulunmakta ve tedavisi yok. İnsanlar, hayvan eti yiyemedikleri gibi tüm hayvanları da virüs kapmamak için öldürüyorlar. Bu bağlamda insanlarda hayatını ikame ettirebilmeleri için bir protein gereksinimi doğuyor. Çözümü ise yine insanın zalimliğini gösteriyor: İnsan eti! İnsanlar artık protein ihtiyacını karşılamak için insan eti yiyor. Özel yenmek için farklı et tiplerinde insanlar yetiştiriliyor. Buna uyum sağlayabilmeleri için besi hauvancılığı altında bir ürün olan insanların ses telleri kesiliyor. Tam teçhizatlı kesimhanelerde, kesilecek insanlar önce bayıltılıyor ve sonrasında derileri yüzülerek etleri kemiklerinden ayrılıyor. Hatta insan gözleri ve beyninin satışı bile çok revaçta, iç organlar sakatat olarak ayrılıyor. Böyle bir dünyada yaşananları Marcos Tejo'nun gözünden okuyoruz. Bir adamın babasıyla olan sıkıntılı ilişkisini, kızkardeşiyle çıkara dayalı iletişimlerini, kaybettiği çocuğunun yasını tutuşunu tüm bu et savaşlarının içinde okuyoruz. Marcos'un içindeki boşluk büyürken, içinde bulunduğu döneme ve kurallara giderek hissizleşmeye başlıyor.
Edebiyat
Leziz KadavralarAgustina Bazterrica · Siren Yayınları · 20252,416 okunma
··
529 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.