İdeolojik Aygıtlar
Hegemonya, egemen sınıfların ittifakı ve siyasi uzlaşımıyla egemenliğini topluma kabul ettirmesidir. Gramsci’ye göre hegemonya; “bir sosyal grubun, sınıfın veya devletin egemenliğini, kısmen baskı yoluyla ve daha önemli olarak çoğunluğun rızasına dayanarak sağlamasıdır” (Erdoğan, 2014: 259). Hegemonya, hâkim güçlerin koyduğu kurallara boyun eğme, hâkim ideolojiyi benimseme veya bunlara rıza gösterme yoluyla sağlanır.
Hegemonyada önemli olan alt yapının rızasını sağlamak ve bunu sürdürebilmektir. Bunu yaparken de yumuşak güç olan ideolojik aygıtlardan faydalanırlar. İdeolojik aygıtlar içerisinde bulunan medya ve hegemonya ilişkisinde, halkın rızasının üretimi ve bu rızanın sürekliliğinin sağlanması için de medya büyük önem taşır. Gramsci'ye göre, bir sosyal grup, sınıf veya devlet, egemenliği kısmen baskıyla ve daha önemli olarak çoğunluğun rızasına dayanarak sağlar. Rıza üretimi de biliş yönetiminden geçerek olduğu için ve bu tür üretim bilinç endüstrileri tarafından yapıldığı için, medya kamu katılımını sağlamada merkezi rol oynar (Erdoğan, 2014 ;259).
Devlet, karmaşık toplum ilişkilerini düzenlemede ve kendi uygulamalarını kabul ettirme, meşru bir zemin kazandırmada birçok farklı yöntem kullanır. Bunları Louis Althusser'in kuramsallaştırdığı baskı aygıtları ve ideolojik aygıt olarak ele aldığımızda devlet mekanizmasının araç olarak kullandığı birçok kurum karşımıza çıkmaktadır. Baskı aygıtlarının ve ideolojik aygıtlarının yöntemleri farklı olsa da aynı amaca hizmet etmektedir: “Mevcut düzenin yeniden üretimi"
Baskı aygıtları, devletin kolluk kuvvetleri vasıtasıyla aykırı görüşlere karşı şiddete başvurması, hapsetmesi veya farklı yöntemlerle baskı oluşturarak kendisi için zararsız hale getirme çabasıdır. İdeolojik aygıtlarsa egemen ideolojiyi kabul ettirirken toplumun rızasını gözetir. Baskı aygıtlarında ideoloji kullanılsa da şiddet birincil unsur olduğundan ideoloji arka planda kalır.
Baskı aygıtları, ideolojik aygıtlara göre daha hızlı sonuç verebilir fakat uzun vadede aldığı sonucu koruması ideolojik aygıtlara göre daha zordur. Egemen ideoloji halka baskı yoluyla kabul ettirilse de halk bulduğu ilk fırsatta egemen ideolojiye karşı başkaldırma potansiyelini koruyacaktır. Bu duruma Suriye savaşını örnek verebiliriz. 1982’de Hafız Esed rejimine karşı, Hama’da Müslüman Kardeşler’in başlattığı isyan; Hafız Esed tarafından büyük bir katliamla bastırılmıştır. Hama’da kuşatılan muhalifler hava ve kara bombardımanıyla etkisizleştirilmiştir. Bu saldırıda net bir rakam olmasa da insan hakları örgütlerinin tahminlerine göre 40 bin kişi öldürülmüş ve 20 bin kişinin izine ise ulaşılamamıştır. Bu katliamdan sonra çoğu muhalif ya tutuklandı ya da ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Ülkeyi terk eden muhalifler Irak ve Afganistan gibi savaş bölgelerine giderek oralarda tecrübeler kazandı ve Arap Baharıyla beraber Suriye’de de ortaya çıkan iç savaşın mimarı oldular. Cemil Meriç’in de dediği gibi: “Bir kılıcın kazandığı zaferi, başka bir kılıç yok edebilir. Kalemle yapılan fetihler, tarihe mal olur, tarihe, yani ebediyete.”
İdeolojik aygıtlar ise halkın rızasını temele alır. Devlet kendi ideolojisini kabul ettirmek için; eğitimi, kültürel kodları, dini inanışları ve medya araçlarını kullanır. Eğitim kitlelerin egemen ideolojiyle bütünleşmesinde en önemli araçlardan biridir. Zorunlu eğitimde amaç halkı bilgilendirmek, okur-yazar oranını artırmak gibi kavramlarla pazarlansa da asıl amaç mümkün olduğunca fazla sayıda bireyi, tehdit oluşturmayacak bir düzeyde tutmak, standartlaşmış bir vatandaşlık öğretisini yaymak, başkaldırı ve özgünlüğü öldürmektir (Gatto, 2018: 21).
Dini unsurlarda ise egemen ideoloji, iktidar unsurları için çalışan din adamları vasıtasıyla halka sunulur. Hatta bu yöntem o kadar etkilidir ki bir zamanlar egemen ideolojiye düşman olan ve onlar tarafından birçok baskı ve şiddete maruz kalmış insanlar egemen ideolojinin en büyük savunucusu haline gelebilir. Burada din çoğu zaman gerçek bağlamından kopartılıp araçsallaştırılarak egemen ideolojinin eylemlerini onaylayacak bir yapı haline getirilir ve din belirli bir çerçeveye oturtulur. Bu çerçevenin dışında kalan kısımlar ise genellikle aşırıcılıkla suçlanır.
Kitle iletişim araçları da en az zorunlu eğitim kadar önemli bir ideolojik aygıttır. Hatta kitle iletişimin ulaştığı kitle ve süreklilik açısından eğitimden daha önemli bir konumda olduğunu söyleyebiliriz. Medya günümüzde sermaye yoluyla veya baskı ile medyaya hâkim olan ideolojiyi topluma kabul ettirmeye çalışır. Günlük yayınlarıyla izler kitleye belirli ideolojileri eşik bekçisinin gözünden aktarır. Sürekli olarak bir eşik bekçisinin belirlediği içeriklerin tüketimi de insanlarda maruz kaldığı ideolojiyi benimseme eğilimi görülebilir.