Puan vermedi·144 syf.····Okunma: 16 Nisan 2026 23:22 Hayat: Istırap ve Sefalet
Schopenhauer hayatın acı ve sefalet ile dolu olduğunu söyler. Hazlar, acının geçici olarak yokluğudur. Istırap ise iradenin engellenmesidir, yani istenilen şeye kavuşamamaktır. İkisi bir kısır döngü içindedir. İstediğimizi elde etmemiz can sıkıntısı doğurur ve mutluluk ilüzyonunu oluşturur çünkü biliriz her tatmin yeni arzuların tohumudur. İstediğimizi elde edemememiz ise ıstırabın devam etmesi demektir. Bu yüzden acı ve sefalet olumlu, haz ise olumsuzdur. Kast edilen acı ve ıstırabın tek başına bir değeri vardır ve hissederiz. Haz ise tek başına bir değeri yoktur. Sadece acının yokluğu anlamına gelir. Zevklerimizin kaynağı ise acılarımızı bastırma ihtiyacıdır diyebiliriz. Yaşantımızda da yaptığımız sosyal aktiviteler, hobilerimiz bizim için birer kaçış aracıdır. Hayatın stresinden kaçmak ve kendimizi bir süre rahat hissetmek için yaparız. Ancak bundan alacağımız zevkin uzun sürmeyeceğini ve aynı rutinlerin devam edeceğini biliriz.
İnsan Doğası, Çocuk Yapma ve Beklenti
Dünyadaki onca acıya, sefalete baktığımızda, yapılan canice şeyleri gördüğümüzde bu dünyanın iyi bir yer olduğunu düşünmek ve burada mutluluk aramak akıl dışı gözükür. Schopenhauer bu gaddarlıkları ve sefaleti insan iradesinin yansıması olarak görür. Yaşama iradesinin doğrulanması denilen şey aslında budur çünkü insan varlığını sürdürebilmek için başkalarıyla rekabet etmek ve onlara acı vermek zorundadır. Bu yüzden bakış açısının şu yöne kayması insanı daha az beklentiye sokacak ve mutsuz edecektir: İnsan dünyaya mutlu olmak için gelmemiştir. Mutluluk üzerinde bir hak iddia etmesi anlamsızdır. Dünya bir hapishanedir ve insan daha doğmadan doğunca işleyeceği günahların bedelini ödemek için var olur. Bu yüzden insan var oluşunun amacı hiç var olmamasıdır diyerek oldukça karamsar bir bakış açısı sunar. Diğer insanları da düşünürken onların zevklerini, mutluluklarını değil de nelerden acı çekiyor olduklarını düşünmeli ve onlara da birer mahkum gözüyle bakmalıyız.
Yaşama iradesinin onaylanması ve reddi denildiğinde şu düşünülmelidir: insanların tutkularını kabul ederek davranması (cinsellik, rekabet) ve bunun reddi de çilecilik gibi yorumlanabilir. Yani her türlü hazzın anlamsızlığını kabul etmek ve bencilce isteklerden kurtulmak. Bu noktada budizm ile ortak noktalar bulur. Arzu ettiğimiz şeyi ele geçirmenin en iyi yolunun istediğimiz şeyin bizi mutlu etmeyecek olduğunun farkına varmaktır diyor. Dünyaya var olmamak en iyisi olduğunu düşünen biri için çocuk yapmaya da karşıdır tabi ki. Eğer çocuk yapma fikri toplumsal zorunluluk olmasaydı ve bu kadar cinsel haz sağlamasaydı; sadece akıl ile yapılan bir eylem olsaydı insanlar yine de neslini devam ettirmek ister miydi diye soruyor.
Hayatın Boşluğu
Önemli olan sadece şu andır. Geçmişte olan büyük şeylerin artık önemi yoktur çünkü artık o an kaybolmuştur. Geçmiş bizim için bir hayal gibidir. Gelecek ise hiç var olmamıştır. Tek bir gerçek vardır o da şu andır. Bu gerçek de elle tutulamaz sürekli akar. Buradan gerçeğin sadece şu anda bulunduğu ve anın tadını çıkarmak gerektiği amaçlandığı yorumu çıkarılabilir. Schopenhauer bu yoruma katılmasa da çıkarılabileceğini kabul eder. Aynı zamanda büyük bir budalalık olarak görür ve şimdinin geçmiş olacağı bu yüzden bir şey için çabalamanın anlamsız olacağı da çıkarılabilir.
İnsan hayatı boyunca mutluluk hayalini kovalar ama çoğu zaman yakalayamaz bu hayali. İnsan çoğu durumda iradesinin kölesidir, olmadığı durumlarda ise can sıkıntısı ile yüzleşir. Can sıkıntısı dediğimiz kavram aslında hayatın kendisidir. Çünkü hayatımız istek ve ihtiyaçlarımızı kovalarken oluşan devinim olarak görürüz. Ancak bu istekler doyurulduğunda geriye kocaman bir hiçlik ve yavanlık kalır, bu da hayatın kendisidir. Eğer hayatın kendi başına bir anlamı olsaydı can sıkıntısı diye bir şey hissetmezdik.
Schopenhauer'u asıl sinirlendiren konu dünyanın güzel bir yer olduğu, bir amacı olduğu ve bizim de bu amaca hizmet ettiğimiz fikridir. Ancak insan doğası iyi değildir, çoğu zaman iradesinin prangalarına vurulmuş ve hayal olan mutluluğun peşinden koşar, bu dünyada kefaretini ödemeye gelmiştir.