·158 syf.····Okunma: 02 Nisan 2026 00:00 Shakespeare’in o devasa ününün gölgesinde Soneler’e başladığımda, aşkın ve zamanın en kristalize halini bulmayı umuyordum; ancak karşılaştığım şey, birbirini tekrar eden imgeler ve bugünün dünyasında fazlasıyla yapay kalan bir ağdalı anlatım oldu. Şairin o her dizede kusursuz bir matematik kurma çabası, şiirin o kendiliğinden gelen coşkusunu ve ruhunu bütünüyle boğmuş gibi hissettirdi. Duygunun yerini alan bu aşırı teknik ve form odaklı yapı, satırların arasında o hakiki sıcaklığı bulmamı imkansız hale getirdi.
Kitaptaki o sürekli "güzelliği ölümsüzleştirme" ve "zamanın yıkıcılığına karşı sanatla direnme" temaları, bir noktadan sonra kendini tekrar eden, monoton bir döngüye dönüşüyor. Shakespeare’in o meşhur kelime oyunları ve metaforları, bu kadar dar bir kalıbın içine sıkışınca, etkileyici olmaktan ziyade zihni yoran birer bulmacaya benziyor. Bir şiir kitabından beklediğim o ruhsal özgürlüğü ve sarsıcı keşif anlarını, bu kadar kuralcı ve sınırları çizilmiş bir yapıda bulmak benim için oldukça güçtü.
Aşk gibi taşkın ve sınırsız bir duygunun, bu kadar köşeli ve disiplinli bir dille anlatılması, metnin içtenliğini zedeleyen bir mesafe yaratıyor. Okurken o büyük şairin ustalığına saygı duymakla birlikte, kalbimle bir bağ kuramadığım, sadece teknik bir başarıyı izliyormuşum hissi veren bir okuma süreciydi. Akıcılıktan uzak, fazlasıyla "eski" ve didaktik kalan; bittiğinde bende o unutulmaz şiirsel tadı bırakmak yerine sadece bir kelime yorgunluğu yaratan bir deneyimdi.