Tehlikeli Oyunlar ,Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’dan sonra yazdığı ikinci romanıdır. Romanın başkahramanı Hikmet Benol, toplumla ve kendisiyle barışamayan, “oyunlar” kurarak yaşamını anlamlandırmaya çalışan bir anti-kahramandır. Eserde modern bireyin parçalanmış bilinci, yabancılaşması ve iç çatışması son derece özgün bir üslupla anlatır.
Romanın merkezinde yer alan “oyun”, hem bir kaçış hem de bir varoluş biçimidir. Hikmet’in oyunları, yaşamın anlamsızlığına karşı geliştirdiği kişisel bir savunma mekanizmasıdır. Ancak bu oyunlar giderek onun gerçeklik algısını bozar.
Anlatı biçimi, bilinç akışı tekniğiyle ilerler; iç monologlar, mektuplar, düşler, anılar birbirine karışır. Bu parçalanmış anlatı yapısı, modern insanın dağılmış ruh hâlini yansıtır.
Hikmet Benol’un trajedisi, dünyayı fazla ciddiye alması ve aynı anda alaya almasıdır. Sürekli sorgular, ironik düşünür; ama bu sorgulama onu aydınlatmaktan çok tüketir.
“Benim oyunlarım bile ciddidir; çünkü ben hayatı oyun sanmıyorum.”
– Tehlikeli Oyunlar
Hikmet’in temel duygusu yalnızlıktır.
Toplum tarafından dışlanmaz aslında — ama kendisi, toplumdan bilinçli olarak uzak durur.
İnsan ilişkilerinde samimi olmayı ister, ama aynı anda insanların yüzeyselliğinden tiksinir.
Bu ikili hâl, onu sürekli olarak içe kapanmaya iter.
“Ben kimseye benzemek istemedim, ama kimse de bana benzemek istemedi.”
Bu cümle, onun hem bireysellik arayışını hem de iletişimsizliğini özetler nitelikte.