Şair kimliğiyle tanıdığımız Ahmet Çakmak, bu romanında kelimeleri bir nakış gibi işleyerek bizi Suriçi’nin yüzyıllık hikâyesine davet ediyor. Kitaba adını veren "Çiftkafa" lakabı; iki dilli (Kürtçe ve Türkçe), iki kültürlü ve iki dünya arasında kalmış bir ruhun yansıması aslında.
Yazar, bir aile panoraması üzerinden sadece bir mekanı değil, bir toplumun dönüşümünü, yersiz yurtsuz kalanları ve sürgünleri anlatıyor. Suriçi’nin o dar sokaklarında yankılanan acıları, umutları ve "aynı bardaktan su içip de gün gelince hasım olan" insanların sarsıcı hikâyelerini büyük bir gerçekçilikle sunuyor. Ahmet Çakmak’ın şiirsel dili, romanın karanlık ve gerilimli atmosferine naif bir dokunuş katarak okuru hem hüzne boğuyor hem de içten içe bir direniş gücü veriyor. Hafızaya, mekana ve insana dair yazılmış en etkileyici "yerel ama evrensel" metinlerden biri.