Asker bir baba ve veremli bir annenin kızı olan Aliye, babası vefat ettikten sonra girdiği öğretmen okulunda verilen "Anadolu'ya gidiniz!" tavsiyesine uyar ve okuldan mezun olur olmaz Anadolu'nun bir kasabasına atanır. Kasabaya atandıktan sonra güzelliğiyle dikkatleri üzerine çeker. Aliye; güzel olduğu kadar dik başlı ve cesur bir kadındır, döneminin koşullarına göre "aydın"dır fakat onun yaşam tarzı ve yaptıkları Hacı Fettah Efendi'nin hiç hoşuna gitmez.
Hacı Fettah Efendi, günün birinde Aliye'nin "tesettürlü olmaması" nedeniyle kasabanın ahlakını bozduğunu düşünüp katledilmesi gerektiğini açık açık ilan eder. Aliye, her şeye rağmen kasaba halkını sevmeye ve çocukları eğitmeye devam eder. Ona bunu yapmaya iten güç de hikâyenin başında ettiği yemindir.
Ömer Efendi ile Gülsüm Hala'nın evinde aile sıcaklığını tadan ve küçük Durmuş'la yarenlik eden Aliye'nin hayatı, kasabaya Yunan askerlerinin girişiyle değişir. Yunan kumandanının kendisine göz koyma çabalarını zekâsı ve iradesiyle savuşturur fakat Türk ordusunun kasabaya girmek üzere olduğu gece sevdiği adam Tosun Bey uğruna tüm dengeleri değiştirecek bir hamlede bulunur ve o hamle de hayatının sonunu getirir.
Halide Edib Adıvar ile ilk tanıştığım kitap oldu Vurun Kahpeye . Yazarın dili aslında akıcı ama metinde eski kelimeler epey fazla olduğu için ona adapte olmak biraz zamanımı aldı. Alıştıktan sonra okumam hız kazandı ve bayıla bayıla romanın sonuna geldim.
Bu kitap aydınlarla softaların çatışmasından ibaret değil sadece. Bir kadının ayakları üzerinde durmaya çalışmasını, cesareti, aşkı, dinin aslında hangi ilkelerle var olduğunu ve her şeye rağmen dimdik durabilmeyi metnin satırlarında görmek mümkün.
Kalbimi sarsan, gerçeklerle yüzleştiren ve Halide Edib'in diğer kitaplarına da şans vermeye karar verdiğim bir okuma deneyimi oldu benim için. Henüz okumamış olanlara da tavsiye ederim.