Puan vermedi·102 syf.··Beğendi
· “İnsanlar için hayat, mutlulukla mutsuzluk arasındaki ipte cambaz gibi gidip gelmekti galiba.”
Gün Solgunu, sadece 10 kısa öyküden oluşan bir kitap değil…Kapanmamış hesapların, bastırılmış vicdanın ve geçmişten taşınan yaraların sessiz rövanşı gibi.
Bu kitapta olaylardan çok, insanların iç dünyası konuşuyor.Ama asıl çarpıcı detay şu:Yazar, kötü karakterleri alınlarındaki kahverengi bir lekeyle işaretliyor.
İlk başta küçük bir detay gibi geliyor.Sonra fark ediyorsun:O leke sadece bir iz değil;vicdansızlığın, susulanların, alınan kötü kararların bedeli , nesiller boyu taşınan zehir ,geçmişin silinmeyen faturası. Ve O lekeyi gördüğünde anlıyorsun ki : Bu karakter içten içe çürürken etrafındakileri de çürütüyor .
Kitap bitti ama aklıma takılan soru şu : Gerçek hayatta da kötülük alnımıza yazılmıyor mu? Biz de o lekeyi fark etmiyor muyuz?
Meltem Hanım işte tam burada: küçük bir detayla büyük bir ayna tutmuş
Bir öyküde tekerlekli sandalyedeki gizemli adam,vicdanın kıyısında dolaşan bir yazar ;Asıf karakteri ve onu takip eden gizli bir göz metaforu da vicdanımızı mı temsil ediyor dersiniz ?
Onu okurken aklımda tek bir soru vardı:Başkalarının hikâyesini yazarken, aslında kendi hikâyemizi mi yazıyoruz?
İlk ve son hikâye birbirine bağlandığında gerçekten çok etkilendim . Adeta beni sessizce içine çekti .
Kısa ama etkisi uzun süren , birbirine dolanan öyküler…Her sayfada “bir sonrakinde ne olacak?” diye merak ettiren bir kurgu…Ve bittikten sonra bile zihninde kalan sorular…
Kitabı okuduktan sonra içini kurcalıyor, benim de alnımda o lekeden var mı?” diye aynaya bakıyorsun ..
Peki siz…İçinizde sakladığınız şeylerle yüzleşmeye hazır mısınız?