Puan vermedi·192 syf.····Okunma: 18 Nisan 2026 20:50 Son Fasıl…Son iliklerimize kadar sinmiş kelimelerden… O kadar ki gündelik hayatımızda dahi onlarca kez kullandığımız, kullanıla kullanıla mecaz ve yan anlamlarını yitirmiş fakir ve garip bir kelime olarak varlığını sürdürüyor dilimizde. O kadar yalın ve sade devam ediyor ki varlığına…kendi son’una o kadar yaklaşmış ki…Halbuki çok daha kapsamlı ve derin olması gerekiyordu bu telaffuzda hafif ancak mana olarak ağır kelimenin.
Her şeyin son’u var…Geniş zaman kipinde devinen bir cümle oldu bu. Evet her şeyin sonu var…bir kendi sonu…bir de müşterek sonu…belki bunu sonun da sonu olarak nitelemek mümkün. Bir de son’suz var değil mi? Ne kadar trajik! Bir sonlu, bir fani iken gözünü sonsuza dikmek!
Kitabın ismi Yahya Kemal’in bir dizesinden geliyor. Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç…Münir Nurettin Selçuk’un bu şiiri bestelediğini hatırlıyorum. Nedim Bey bu eserinde insan hayatı ile mekanı “son” parantezine alıp açılımlıyor. Meşhurların hayatlarının son demlerinde nerede bulunduklarını hazin ve etkileyici bir dil ile okuruna sunuyor. Şehirler arası bir iletişim değil, metinler arası bir etkileşime şahit oluyoruz sayfalar arasında gezinirken. Farklı şehirlerin, farklı hayatlara nasıl sahne olduğuna, farklı hayatların farklı şehirlerde nasıl son bulduğuna dair hüznü duyumsuyoruz. Tarihin büyük hikayesi, şehirlerin derin ve sessiz şahitliğinde bireysel ölümlerle son bulup, şehir mezarlıklarında birkaç satıra sığan isim soy isim ve “açılır parantez” sadeliğinde okuyucuya sunuluyor. Ne kadar uzun ve ne kadar derin de yaşasak “açılır parantez”- “kapanır parantez” yani demem o ki bir satır okur gibi bitiyor ömürlerimiz. Meşhur şehirlerin meşhur ölüleri…bize sanırım bir mezar sahip olmak yetecek gibi…