-Özet-
Kitap, babasıyla birlikte yaşayan Emma'nın, babasını tedavi etmek üzere çiftliklerine gelen bir doktor olan Charles Bovary ile evlenmesi ile gelişmeye başlayan olayları anlatır. Emma bu evlilikle görünürde Madam Bovary olmuştur ancak kısa bir süre sonra kocasının kendisine uygun olmadığını, yaşamak istediği hayatın da evliliğin boğucu monotonluğundan çok uzak olduğunu fark eder. Emma'nın okuduğu kitapların da etkisiyle kurduğu hayaller ile realite arasındaki fark açıldıkça kocasından tiksinmeye başladığını ve yaşadığı hayattan kurtulmanın yollarını aradığını görürüz. Bu arada bir kızı olur ve hayal ettiği aşkı bulma umuduyla iki ayrı kişiyle aşk yaşar. Ne istediğini tam olarak kendisi de bilemez ve toksik karakteri kocası hariç hayatına giren iki erkeği de bıktırır. Devamında yaptığı yanlış tercihler hem kendisini hem çevresindekileri felakete sürükler..
-Yorum-
Aslında Gustave Flaubert olaylardan ziyade karakterlerin yaşadıkları olaylar doğrultusunda şekillenen ya da yaşadıkları olayları şekillendiren iç dünyalarına odaklanıyor. Madam Bovary realizm akımının edebiyattaki ilk örneklerindendir. Bu yüzden karakterler ve yaşadıkları çevre kimilerini sıkabilecek ölçüde fazla betimlemeler kullanılarak ve bence gerçekten çok başarılı şekilde gerçekçi anlatılmış. Okurken bazen sanki oradaymışsınız, kitabın içindeymişsiniz gibi hissettiriyor.
1800'lerin Fransa'sında yeni kentli orta sınıfın doğuşuna denk gelen dönemlerde Emma tam olarak hayalci romantizmi temsil ediyor. Başlarda kadının toplumdaki yerini sorgulatan ve feminist bakış açısını yansıtan bir karakter olacağını hayal etmiştim ama öyle olmadı. En baştan beri ne istediğini bilmeyen, romantik hayalleri uğruna kadınlık onurunu dahi önemsemeyen, aslında tamamen pragmatik davranan bir karakter. Tabiki hayal kurmak herkesin hakkı ama Emma tutkularının peşinde sadece toplumsal kuralları değil anne ya da eş olmak gibi sosyal statülerinin getirdiği rolleri ve değerleri de tamamen yok sayıyor. Bu statülerin edinilmiş statüler olduğu yani kendi tercihi olduğu gerçeğine göre yaşamaktan kaçınıyor. Bence tutkularının peşinden giden bir kadın olduğu için değil ama tercihlerini özgürce yapmayı isteyip, ortaya çıkan sonuçları üstlenmeyen hatta bedelini başkalarına ödeten bir karakter olduğu için ortada ahlaki bir problem var. Üstelik bunu üstün bir amaç için de yapmıyor, gerçek olduğunu sandığı aşkların sonucunda hep kullanıldığını görmesine rağmen aynı yanlış kararları tekrar alıyor, bu sırada kendi kız çocuğu dahil herkesin ve her şeyin kendi hayatında bir kenar süsü bile olmadığını görüyoruz. Derdinin aslında sevilmek olduğunu bütün bunları bu yüzden yaptığını düşünmek istedim bir ara. Ama babası ve kocası yani hayatındaki erkek figürler aslında onu çok seviyor ama Emma sevgi istediği yerden gelmedikçe ona değer veren bir insan değil. Yani temel derdi sevilmek değil bunu kızıyla olan ilişkisinde de görmek mümkün. Daha doğrusu olmayan ilişkisinde. Emma eğer tutkulu ve özgür ruhlu bir kadın olsaydı sürüklendiği felaketler için ona üzülür ve anlardım. Ama ben tutkulu olmakla ahlak dışı olmak, özgür olmakla sorumsuz olmak arasında fark olduğunu düşünüyorum. Bu sebeple onu sevemedim ve anlayamadım. Hatta çoğu zaman saf kötü bir karakter olduğunu düşündüm.
Emma karakterinin mutsuz evliliği olan kadınlara örnek olabilecek bir karakter olduğu yönündeki yorumlara katılmıyorum. O ruhsal ve kavramsal sorunları olan bir karakter, zaten evliliği mutsuz olan bir kadın ne yapar sorusunu cevaplandırmak için değil, yükselen yeni burjuva sınıfının, orta sınıfın doğuşu ile birlikte yaşanan toplumsal ve bireysel değişimleri ele almak üzere yazılmış bir kitap olduğunu düşünüyorum. Daha doğrusu ben bu yanını önemsiyorum.
Charles Bovary, vasat denemese de standart bir insan. İyi biri mi yoksa saf mı? Emmanın farkında mı yoksa değil mi? Hep ikilemde kaldım. Karısının bu hayatın insanı olmadığını farkettiği halde sırf yanında tutmak için bir şey yokmuş gibi davrandıysa bu acizlik gibi görünüyor. Yok eğer farkında değilse buda hayatı kavrama, çevresini anlamlandırma kabiliyetinin sıfır olduğunu gösteriyor. Tamamen karısına göre şekil alıyor. Aslında bu ikili arasındaki ilişki bana biraz (yaprak dökümü)Ferhunde ve Şevket ilişkisini hatırlattı. Gerçi Ferhunde’nin karakterinin oluşumunda kabul edelim ya da etmeyelim elle tutulur sebepler vardı, Emma’da ben herhangi mantıklı bir sebep göremedim.
Homais, Yonville eczacısıdır ve küçük burjuvanın fırsatçılığını, bayağılığını, nüfuz isteğini temsil eder. Aslında toplumun geçirdiği büyük dönüşümün nasıl bir yöne evrilmemesi gerektiğinin resmidir. Tam bir köylü kurnazı olmasına rağmen bütün bu bayağılığını sınırlı bilim ve felsefe bilgisiyle maskelemeye çalışır. Kitabın sonunda devlet nişanı alarak ödüllendirilmesi bu yeni bayağı değerlerin gelecek yüzyıllarda belirleyici olacağının habercisidir maalesef.
Benim kitaptan kendimce çıkadığım sonuç şu; tercihlerin realiteye ne kadar uygun olduğunu anlamlandırabilecek kapasiteye sahip olup olamadığını sorgulamalısın, özgürlük-sorumluluk ilişkisini iyi anlamalısın (yaptığın şeylerin sonuçları vardır ve bunları üstlenemeyeceksen ne kendine ne çevrene eziyet olmamalısın), toplumsal dönüşüm bireyleri dönüştürür herkes aynı yöne bile gitse sen yine de gittiğin yönü sorgulamalısın, bayağılık ödüllendirilir sen yine de çoğunluğun güvenli limanına değil farkındalığın cesaret isteyen girdabına kapılmalısın.