1000Kitap Logosu
Gustave Flaubert

Gustave Flaubert

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
7.5
6,2bin Kişi
25,5bin
Okunma
1.125
Beğeni
32,7bin
Gösterim
Unvan
Fransız Romancı
Doğum
Rouen, Fransa, 12 Aralık 1821
Ölüm
Rouen, Fransa, 8 Mayıs 1880
Yaşamı
Edebiyat eleştirmenleri tarafından modern romanın kurucusu kabul edilir. En tanınmış eseri, 19. yüzyıl toplumsal gerçekliğini çarpıcı biçimde aktaran ve dünya klasikleri arasına giren Madame Bovary'dir. 1857'de yayımlanan ve Fransa'da ciddi tartışmalara neden olan bu eserden sonra realist akımı başlatan kişi olarak gösterilmiştir. 12 Aralık 1821’de Fransa'nın Rouen kentinde doğdu. Bir hekim kızı ve dinsel bağlılıkları sahip bir aristokrat olan annesi Justine-Caroline Fleuriot ile Hôtel-Dieu'de baş cerrahlık yapan orta sınıftan gelme babası Achille-Cléophas'nın ortanca çocuğuydu. Rouen'de mutlu bir çocukluk dönemi yaşadı. 1832-1840 yılları arasında Rouen Koleji'nde öğrenim gördü. Edebiyat alanındaki ilk denemelerini okul gazetesinde ve Le Colibri ("Sinek Kuşu") adlı küçük bir dergide yaptı. 1834’te arkadaşı Ernest Chevalier ile birlikte Art et Progrès (Sanat ve İlerleme) adında bir dergi çıkarmaya başladı. Henüz 15 yaşındayken Trouville sahilinde tanıştığı kendisinden on yaş büyük ve evli bir kadın olan Elisa Schlésinger'e aşık oldu. Bu aşk, yaşamında çok önemli etkiler, izler bıraktı. Elisa Schlesinger daha sonra "Duygusal Eğitim" adı ile kaleme alacağı eserde Marie Arnoux karakterinin de temel kaynağı oldu. Öğrencilik yıllarında sürekli yazdı. "Bir Çılgının Hatıraları" (1838), "Smarh" (1839) ve 1840 yılında yazmaya başladığı "Kasım" lise öğrencisi olduğu dönemin ürünleridir. 1841'de Paris'e gidip Hukuk Fakültesi'ne kaydoldu. Hukuk öğrenimi sırasında da yoğun bir şekilde yazmakla meşgul oldu. 1844 yılında sara kaynaklı ilk krizini geçirince, dinlenmesi gerektiğinden hukuk eğitimini yarıda bırakarak eve döndü. Hastalığı nedeniyle vaktinin çoğunu evde geçirmek zorunda kaldı. 1845’te "Duygusal Eğitim"in ilk taslağını bitirdi ve ailesiyle beraber bir İtalya seyahatine çıktı. Cenova'da gördüğü ve onu çok etkileyen bir Brueghel tablosunun verdiği ilhamla “"Aziz Anthony'nin Baştan Çıkışı”'nı yazmaya başladı. 1846 yılında babasını, hemen ardından kız kardeşini kaybetti. Ölen kardeşinin küçük bebeğinin bakımını üstlendi. Babasından kalan yüklü miras sayesinde tüm zamanını yazı yazarak geçirmeye karar verdi. Yeğeni ve annesi ile Rouen yakınlarındaki Croisset'ye yerleşti, hayatının tamamını burada geçirdi. Bu arada edebiyat dünyasında kendisinden uzatmalı sevgilisi olarak bahsedilen şair Louise Colet ile tanıştı (1846) ve ilişkileri sekiz yıl sürdü. 1849’da "Aziz Antoine" adlı eserinin ilk okumasını arkadaşlarına yaptığında büyük hayal kırıklığı yaşadı. Arkadaşları ona sıradan konular seçmesini ve bunu doğal bir üslupla, herkesin anlayabileceği bir dille yazmasını öğütlediler. Bu hayal kırıklığının ardından yakın dostu Maxime du Camp ile birlikte 18 ay süren bir Ortadoğu gezisine çıktı. Yunanistan, Anadolu, Mısır, Filistin, Suriye ve İtalya'yı dolaştı. Gezi esnasında mal varlığının çoğunu harcayan ve frengiye yakalanan Flaubert, içe kapanıklığından, yalnız Mısır’a ve Tunus’a yaptığı yolculuklarla sıyrıldı. Ünlü romanı Salambo’yu ona esinleyen de, bu yolculuklar oldu. Madame Bovary’i de bu esnada kurgulamakta olduğu ifade edilir. Edebiyat dünyasından pek çok kişiyle mektuplaştı. Bu mektuplardan bazıları sonradan büyük ün kazandı. Sevgilisi Louise Colet’e mektupları ise edebî açıdan eserleri arasında sayılacak değerde kabul edilir. Yakın Doğu seyahatinden dönüşünden üç ay sonra, Eylül 1851′de Madame Bovary'yi yazmaya başladı. Kitabı 1856 baharında bitirdi ve eser tefrika edildi. Flaubert 1856′da "Baştan Çıkış"'ı tekrar kaleme ve "Salombo" üzerinde çalışmaya başladı (1857). Bu arada ilk romanı Madame Bovary, 1857’de kitap olarak basıldı. Eser “ahlaksızlık-sapkınlık” eseri olarak suçlanarak yasaklandı ve yazara dava açıldı. Savcıya göre kitapta eş aldatma yüceltilmekte, cinsel duygular abartılıp kışkırtılmakta, geleneklere hakaret edilmekteydi. Yargıç “namus cellâdı kadın”ın kim olduğu sorulduğunda, Falubert’in verdiği "Madam Bovary, c'est moi! (Madame Bovary benim!)” yanıtı meşhurdur. Avukatı Marie-Antoine-Jules Senard’ın başarılı savunması Flaubert’in aklanmasını sağladı. Bu nedenle avukat Senard’ın adı bu nedenle kitabın yeni basımında, daha ilk sayfada, ithaftan da önce, Flaubert’in kendisine hitaben yazdığı kısa bir teşekkür notuyla birlikte yer almıştır. Flaubert bu savunmadan sonra, yazdığı kitabın kendi gözünde bile umulmadık bir değer kazandığını söylemiştir. Yazar, 1858 ilkbaharında Kuzey Afrika'da iki aylık bir araştırma gezisi yaptı. Salomo adlı romanını Nisan 1862′de tamamladı. 1864-1869 arasında Duygusal Eğitim’in son taslağını yazdı. Yirmi beş seneye yayılan bir çalışma sonunda ortaya çıkan bu eserde kendi gençlik yıllarından hareketle bir "nesil hikâyesi" anlatmıştır. Yaşamının son yılları acılar, edebi başarısızlıklar ve maddi zorluklarla geçti. Bitiremediği son projesi "Bouvard ve Pécuchet"'yi ("Bilirbilmezler" ismi ile Türkçeye çevrildi) yazmaya 1874′te başladı. Para sıkıntısı yüzünden, projeye iki senelik bir ara verip 1877′de yayımlanacak olan "Üç Hikâye"'yi (Saf Bir Kalp, Konuksever Aziz Julien Efsanesi ve Hérodias) kaleme aldı. Çocukluk arkadaşı Laure le Poittevin'in oğlu Maupassant'ı manevi evladı olarak benimsemişti. Onu iyi bir yazar olarak yetiştirmeye çalıştı ve Maupassant'ın başarılarıyla avundu. Flaubert, 8 Mayıs 1880 günü, ani bir felç sonucu, Croisset’de öldü. Romanları Salambo (Salammbô) Duygusal Eğitim Madam Bovary Gönül ki Yetişmekte Ermiş Antonius ve Şeytan Bilirbilmezler (Bouvard ile Pécuchet) Günlük Kırlarda ve Kumsallarda (1886) Anı Bir Delinin Anıları (1838)
Madame Bovary
OKUYACAKLARIMA EKLE
Bir Delinin Anıları
OKUYACAKLARIMA EKLE
Saf Bir Yürek
OKUYACAKLARIMA EKLE
Madam Bovary
OKUYACAKLARIMA EKLE
Bibliyomani
OKUYACAKLARIMA EKLE
Üç Öykü
OKUYACAKLARIMA EKLE
Ermiş Antonius ve Şeytan
OKUYACAKLARIMA EKLE
Duygusal Eğitim
OKUYACAKLARIMA EKLE
Bilirbilmezler
OKUYACAKLARIMA EKLE
Herodias
OKUYACAKLARIMA EKLE
Kasım
OKUYACAKLARIMA EKLE
Salambo
OKUYACAKLARIMA EKLE
Beyaz Diş - Madam Bovary
OKUYACAKLARIMA EKLE
Doğu’ya Yolculuk
OKUYACAKLARIMA EKLE
Gönül Eğitimi
OKUYACAKLARIMA EKLE
Aşk Eğitimi
OKUYACAKLARIMA EKLE
Cehennem Rüyası
OKUYACAKLARIMA EKLE
Mektuplar
OKUYACAKLARIMA EKLE
Herodias Stage 2
OKUYACAKLARIMA EKLE
Bir Delinin Anıları
OKUYACAKLARIMA EKLE
Bibliomanie
OKUYACAKLARIMA EKLE
Asya
Bir Delinin Anıları'ı inceledi.
94 syf.
PEKİ AMA NASIL ?..
Bana yeniden yaşamam, insanların arasına karışmam gerektiği söyleniyor !.. Peki ama, kırık dal nasıl meyve taşıyabilir? Rüzgarların kopardığı ve tozların içinde sürüklediği yaprak nasıl yeniden yeşerebilir ? Peki, bu genç yaşta bunca keder niye ? Ne bileyim ! Böyle yaşamak belki de kaderimde vardı… Yükü taşımadan bezmek, koşmadan nefes nefese kalmak … # Ben de hiç bir zaman bilemedim, bilemeyeceğim. Flaubert'in17 yaşında yazdığı ilk kitabı. Kitaba yansıttığı duyguların henüz oturmamış olduğu hissediliyor olsa da bazı bölümlerde değindiği şeyler ve üslubu yaşının çok çok ötesinde. 1838 yılında yazılmış olmasına rağmen inanılmaz derecede benzer düşüncelerimizin olması, insanın her devirde aynı olduğunu gerçeği ile tekrar yüzleşmemizi sağlıyor. Sorgulaması,sorgulatması,anlatımı çok güzel. Dikkat roman değil otobiyografidir. Okuyunuz efenim. Ankara Ekim buzzzz
Bir Delinin Anıları
Okuyacaklarıma Ekle
2
111
Batu
Madam Bovary'ı inceledi.
431 syf.
·
31 günde
·
8/10 puan
Madam Bovary Niçin Önemli?
Uzun zamandır bir klasik incelemesi yapmamıştım (belki de hiç yapmamışımdır). Yıllar evvel okuduğum bu kitabı bir kez daha okumak ve daha olgun bir yaşımda yeniden değerlendirmek istemiştim. İsteğimde haksız değilmişim, kitabın neden kendisinden sonrakileri bu kadar etkilediğini daha net görmüş oldum. İncelemelerimde uzun uzun konu anlatmayı sevmiyorum. Olay akışları ve özetlere erişim çok kolay. Ben "neden"ler üzerine inceleme yazmayı ve okumayı daha çok seviyorum. Bu kitap "neden" realist edebiyatın mihenk taşlarından kabul ediliyor? "Neden" bu kadar ünlü? Bu soruların yanıtlanması, özellikle klasikler için elzem niteklikte. Bu sebeple incelemem biraz daha teknik ve farklı unsurlar üzerine yoğunlaşacak. Yani, incelememde Bovary'nin maceralarını tek tek anlatıp, "evet bu kitabı öneriyorum, iyi okumalar" diyip bitirmeyeceğim. 1- Kiliseye başkaldırı, din sömürüsüne tepki 1856 yılı, bu tür bir başkaldırıya hazır değildi. Her ne kadar Orta Çağ devri çoktan kapanmış ve Sanayi Devrimi ile teknolojiye ve bilime verilen önem artmış olsa da kilisenin otoritesi halen güçlüydü. Romanlarda alelade kilise baskısının ve din sömürüsünün eleştirisini yapmak kolay değildi. Nitekim Madam Bovary de yazıldığı dönemde bu sebeple sakıncalı bulunmuş ve Flaubert'e davalar açılmış. Bu başkaldırı ana kahraman Emma Bovary üzerinden çok yüzeysel ve ince verilse de esas isyan eden kahramanımız eczacı Bay Homais. Bu karakterin ayrı bir romanı yazılabilirmiş, okurken en sevdiğim karakter oldu. Üstelik ana karakter de sayılmaz kendisi, olayların ana akışında pek de yer almıyor. Eczacılıkta okul okuduğu gibi bununla yetinmeyip kitaplarla kendini yetiştiren Homais, küçük bir kasabada eşiyle birlikte eczacılık yapmakta. Bölgenin yobazlıklarına, papazlara ve alternatif tıp yöntemlerine toptan karşı olan Homais, bağnazlıklarla gücünün yettiğince mücadele ediyor. Flaubert'i ana olay akışının dışında böyle bir karakter eklemeyi akıl ettiği için tebrik ediyorum. 2-Feminist başkaldırı Ana kahramanımız Emma üzerinden doğrudan bir kadın mücadelesi gözler önüne seriliyor. Emma bu sisteme karşı olmakla birlikte o da gücünün yettiğince eril düzene karşı dik durmaya çalışıyor. Spoiler olmaması adına mücadelesinin detaylarına pek girmiyorum; ancak bolca hataları da var tabii. 3-Şehirli olma özentiliği "Özenti" kelimesini kötülemek için kullanmadığımı belirtmek istiyorum. İnsanız, hepimiz bir şeylere özenebiliriz. Burada kastettiğim, dönemin burjuvasının güçlenmesiyle birlikte şehirli hayatının gitgide önem kazanması ve şehirde yaşamayan insanların burjuva sınıfına duyduğu özentiliktir. O dönem için de bu durum gayet doğal. Emma küçük bir kasabada yetişiyor ve romanlarda okuduğu büyük tiyatro ve müzikal sahneleri onu cezbediyor. Bu tür etkinlikler de burjuva sınıfı ağırlıklı ilerlediği için Emma, bütün mücadelesini güçlü bir kadın olarak burjuvalara özenerek, onlar gibi olmaya çalışarak veriyor. Bence mücadelesinin sonucu da gerçekçi bir şekilde aktarılıyor. Her ne kadar Flaubert realist bir yazar olarak görülse de o dönemin romantik etkileri romanda mevcut. Romanda fazla tesadüfi unsurlar ve duygusallığın tavan yaptığı anlar var. Flaubert romanı yazarken "genç bir kız gibi düşünmeye çalıştığını" dile getirmiş. Bu cümle günümüz dünyası için belki "gerici" bir ifade gibi gözükebilir; ancak o günün dünyasıyla düşünmek lazım. Yazarlar gerçekçiliği sağlamak için böyle düşünmek durumundaydı. O kalıp yargılar henüz tam olarak yıkılmamıştı ve Flaubert'in realist olma çabasını takdir ettim. Romanın çok akıcı ilerlediğini söylemeliyim. Çok daha zor ve uzun betimlemelere aşina olduğumdan betimlemeler beni sıkmadı. Lisede okuduğumda epey sıkıldığımı hatırlıyorum. Eh, yaş almak böyle bir şey olsa gerek :). Bugünün gözüyle bakıldığında bazı tekrarlar can sıkıcı olabiliyor, bunu kabul ediyorum. Bovary'nin son derece mantıksız davrandığı durumlar var, fakat bunların bilinçli şekilde yazıldığını düşünüyorum. Dediğim gibi, o dönemin bakış açısıyla bakmak lazım. Eğer ki bu romanı siz de uzuuun yıllar önce okumuş ve pek de bir şey hatırlamıyorsanız bir kez daha hatırlamak adına okuyabilirsiniz. Bir kitabı defalarca kez okumak çok istisnai yaptığım bir şey olmakla birlikte fazla unutmayla birlikte tekrar okumalar yapabiliyorum. Aklımda hep "Aşk-ı Memnu'nun ilham alındığı kitap" olarak kalan Madam Bovary, aslında Aşk-ı Memnu'dan epey farklı. Hoş, Halit Ziya bizzat bu kitaptan ilham aldığını söylese de tamamen de kopya etmemiş. Mösyö Homais'nin bilimselliği ve Emma Bovary'nin sağlam duruşuyla kalınız...
Madam Bovary
7.6/10
· 20,2bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
1
54
AkilliBidik
Ermiş Antonius ve Şeytan'ı inceledi.
192 syf.
·
3 günde
·
5/10 puan
Antonius şeytanla, biz ise Flaubert ile savaşırken...
Hristiyanlık tarihinde çok iyi bilinen ve birçok sanat eserine konu olmuş bir tema, Aziz Antonius’un şeytanla karşılaşması ve şeytana karşı direnmesi… Sanat tarihi konusunda uzman değilim, ancak görme şansı bulduğum çok sayıda rönesans tablosunda bu konunun işlendiğini hatırlıyorum. Geçmişte ilgimi çektiği için araştırdığım da bir konuydu ve bu yüzden Flaubert’in bu eserini bir hevesle almıştım listeme. Ancak beklentilerimin aksine Flaubert beni o kadar zorladı ve o kadar büyük hayal kırıklığına uğrattı ki, pişman oldum. “Tüm keşişlerin babası” olarak bilinen ve Hristiyanlık tarihinin en önemli azizlerinden biri sayılan Mısır keşişi Aziz Antonius’un hikayesi anlatılan… İsa’nın ölümünden 250 yıl sonra doğan Aziz Antonius, Avrupa’daki Hristiyan monarşisinin dayandığı ana figürlerden biri. İskenderiyeli Athanasius tarafından yazılan hikayesine göre Antonius Hristiyanlığı Mısır’da yaymaya çalıştığı dönem boyunca çok çile çekmiş ve özellikle vahşi doğada sıkça gezinip orada karşısına çıkan “şeytan”larla mücadele etmiş. Antonius’un yaradılışı ve tanrısını anlamaya çalıştığı, acı çeken peygamberinin izinden gittiği, kutsal kitaplardaki emirleri sorguladığı, günahı test ettiği ve kendi kendine acı çektirerek günahlarından affedilmeye çabaladığı mistik bir hayatı var. Bilinen 7 ölümcül günahın yanı sıra sihirbazlık, bilim, şehitlik gibi konuları da masaya yatırıyor Antonius; sorguluyor, anlamaya ve adlandırmaya çalışıyor, iyinin ne olduğunu arıyor ve karşısına çıkanlar arasında şeytanı ayırt etmeye çabalıyor. Bu mistik seyahatlerinde şeytan, kimi zaman güzel bir kadın, kimi zaman masum bir çocuk, kimi zaman inançlı bir din adamı, kimi zaman ise zengin bir hükümdar kılığında çıkıyor karşısına ve Antonius inancını kaybetmeden, kimi zaman kendi öz benliğine ve içgüdülerine karşı çıkarak savaşıyor onunla… Flaubert işte bu Antonius’un hikayesini şiirsel bir dille, bir nevi şiir ile tiyatro oyunu arası bir tarz ile aktarıyor kitabında. Açıkçası kitabı okumayı planlıyorsanız ilk önerim, öncesinde Aziz Antonius hakkında inceleme yapmanız olur; zira Flaubert’in anlatımından Antonius’un hikayesini anlamak neredeyse mümkün değil. Flaubert Antonius’un şeytanla karşılaşmalarını hayal etmiş ve aktarmış bize. Aktarımın tutarlı bir dili yok; kimi zaman bir tabloyu tarifler gibi diyalogsuz, detaylı mekan tasarımları, betimlemelerle geliyor karşımıza; kimi zaman ise bir tiyatro teksti gibi karşılıklı konuşmalarla… Antonius’un sürekli kılık değiştiren şeytanla mücadelesini takip ediyoruz ve çok sayıda atıf sayesinde dinler tarihindeki önemli kişileri, olayları, klikleri, tarikatları, vs… öğreniyoruz -çevirmen Selahattin Eyüboğlu büyük bir sabırla dipnotlar halinde detaylı açıklamalar paylaşmış okuyucuyla-. Konu bu hali ile sıkıcı değil -hele benim gibi tarih okumayı seven biri için hiç sıkıcı değil-; ancak Flaubert mekan tasarımları için çalıştırdığı eşsiz hayal gücünü karakterleri için kullanamıyor bir türlü. Dolayısıyla kahramanlarının iç dünyasını; yaşanan iç çatışmaları, insanın şeytan ile ve kimi zaman kendi öz benliği ile savaşını hissedemiyoruz bir türlü. Derinliksiz karakterlerle olayların akışı yüzeysel, düz bir yazı olmaktan öteye gidemiyor ve bir müddet sonra benzer ifadeler o kadar çok tekrar ediyor ki, sıkıcı oluyor. Açıkçası uzun zamandır okuduğum hiçbir kitapta bu kadar zorlanmamıştım. Aziz Antonius’un mücadele ettiği günahların içinde en çok “şehvet”e yer vermiş Flaubert eserinde. Sekse aşırı düşkün olan ve yakalandığı sayısız zührevi hastalığın sonucu genç yaşında ölen yazarımız bunu içgüdüsel olarak mı yaptı bilinmez, ancak Aziz Antonius’un “şehvet” ile mücadelesini yüceltirken kendisinin bu iradesizliği yüzünden hayatını kaybetmesi ironik geldi bana… Flaubert bu eserini çok erken yıllarında yazmış, ancak ölene kadar sürekli değiştirip düzeltmiş. İlk yazdığı versiyonunu hevesle yakın arkadaşlarına gösterdiğinde kendisine “şömineye atıp yakması” tavsiyesinde bulunmuşlar. Ben bu kadar ileri gitmeyeceğim tabii ki; ancak naçizane görüşüm, “okumazsanız da bir şey kaybetmezsiniz” diyeceğim.
Ermiş Antonius ve Şeytan
Okuyacaklarıma Ekle
3
28