Giriş Yap

Gustave Flaubert

Yazar
7.5
7,9bin Kişi
33,3bin
Okunma
1.366
Beğeni
41,4bin
Gösterim
Reklam
·
Reklamlar hakkında

Hakkında

Edebiyat eleştirmenleri tarafından modern romanın kurucusu kabul edilir. En tanınmış eseri, 19. yüzyıl toplumsal gerçekliğini çarpıcı biçimde aktaran ve dünya klasikleri arasına giren Madame Bovary'dir. 1857'de yayımlanan ve Fransa'da ciddi tartışmalara neden olan bu eserden sonra realist akımı başlatan kişi olarak gösterilmiştir. 12 Aralık 1821’de Fransa'nın Rouen kentinde doğdu. Bir hekim kızı ve dinsel bağlılıkları sahip bir aristokrat olan annesi Justine-Caroline Fleuriot ile Hôtel-Dieu'de baş cerrahlık yapan orta sınıftan gelme babası Achille-Cléophas'nın ortanca çocuğuydu. Rouen'de mutlu bir çocukluk dönemi yaşadı. 1832-1840 yılları arasında Rouen Koleji'nde öğrenim gördü. Edebiyat alanındaki ilk denemelerini okul gazetesinde ve Le Colibri ("Sinek Kuşu") adlı küçük bir dergide yaptı. 1834’te arkadaşı Ernest Chevalier ile birlikte Art et Progrès (Sanat ve İlerleme) adında bir dergi çıkarmaya başladı. Henüz 15 yaşındayken Trouville sahilinde tanıştığı kendisinden on yaş büyük ve evli bir kadın olan Elisa Schlésinger'e aşık oldu. Bu aşk, yaşamında çok önemli etkiler, izler bıraktı. Elisa Schlesinger daha sonra "Duygusal Eğitim" adı ile kaleme alacağı eserde Marie Arnoux karakterinin de temel kaynağı oldu. Öğrencilik yıllarında sürekli yazdı. "Bir Çılgının Hatıraları" (1838), "Smarh" (1839) ve 1840 yılında yazmaya başladığı "Kasım" lise öğrencisi olduğu dönemin ürünleridir. 1841'de Paris'e gidip Hukuk Fakültesi'ne kaydoldu. Hukuk öğrenimi sırasında da yoğun bir şekilde yazmakla meşgul oldu. 1844 yılında sara kaynaklı ilk krizini geçirince, dinlenmesi gerektiğinden hukuk eğitimini yarıda bırakarak eve döndü. Hastalığı nedeniyle vaktinin çoğunu evde geçirmek zorunda kaldı. 1845’te "Duygusal Eğitim"in ilk taslağını bitirdi ve ailesiyle beraber bir İtalya seyahatine çıktı. Cenova'da gördüğü ve onu çok etkileyen bir Brueghel tablosunun verdiği ilhamla “"Aziz Anthony'nin Baştan Çıkışı”'nı yazmaya başladı. 1846 yılında babasını, hemen ardından kız kardeşini kaybetti. Ölen kardeşinin küçük bebeğinin bakımını üstlendi. Babasından kalan yüklü miras sayesinde tüm zamanını yazı yazarak geçirmeye karar verdi. Yeğeni ve annesi ile Rouen yakınlarındaki Croisset'ye yerleşti, hayatının tamamını burada geçirdi. Bu arada edebiyat dünyasında kendisinden uzatmalı sevgilisi olarak bahsedilen şair Louise Colet ile tanıştı (1846) ve ilişkileri sekiz yıl sürdü. 1849’da "Aziz Antoine" adlı eserinin ilk okumasını arkadaşlarına yaptığında büyük hayal kırıklığı yaşadı. Arkadaşları ona sıradan konular seçmesini ve bunu doğal bir üslupla, herkesin anlayabileceği bir dille yazmasını öğütlediler. Bu hayal kırıklığının ardından yakın dostu Maxime du Camp ile birlikte 18 ay süren bir Ortadoğu gezisine çıktı. Yunanistan, Anadolu, Mısır, Filistin, Suriye ve İtalya'yı dolaştı. Gezi esnasında mal varlığının çoğunu harcayan ve frengiye yakalanan Flaubert, içe kapanıklığından, yalnız Mısır’a ve Tunus’a yaptığı yolculuklarla sıyrıldı. Ünlü romanı Salambo’yu ona esinleyen de, bu yolculuklar oldu. Madame Bovary’i de bu esnada kurgulamakta olduğu ifade edilir. Edebiyat dünyasından pek çok kişiyle mektuplaştı. Bu mektuplardan bazıları sonradan büyük ün kazandı. Sevgilisi Louise Colet’e mektupları ise edebî açıdan eserleri arasında sayılacak değerde kabul edilir. Yakın Doğu seyahatinden dönüşünden üç ay sonra, Eylül 1851′de Madame Bovary'yi yazmaya başladı. Kitabı 1856 baharında bitirdi ve eser tefrika edildi. Flaubert 1856′da "Baştan Çıkış"'ı tekrar kaleme ve "Salombo" üzerinde çalışmaya başladı (1857). Bu arada ilk romanı Madame Bovary, 1857’de kitap olarak basıldı. Eser “ahlaksızlık-sapkınlık” eseri olarak suçlanarak yasaklandı ve yazara dava açıldı. Savcıya göre kitapta eş aldatma yüceltilmekte, cinsel duygular abartılıp kışkırtılmakta, geleneklere hakaret edilmekteydi. Yargıç “namus cellâdı kadın”ın kim olduğu sorulduğunda, Falubert’in verdiği "Madam Bovary, c'est moi! (Madame Bovary benim!)” yanıtı meşhurdur. Avukatı Marie-Antoine-Jules Senard’ın başarılı savunması Flaubert’in aklanmasını sağladı. Bu nedenle avukat Senard’ın adı bu nedenle kitabın yeni basımında, daha ilk sayfada, ithaftan da önce, Flaubert’in kendisine hitaben yazdığı kısa bir teşekkür notuyla birlikte yer almıştır. Flaubert bu savunmadan sonra, yazdığı kitabın kendi gözünde bile umulmadık bir değer kazandığını söylemiştir. Yazar, 1858 ilkbaharında Kuzey Afrika'da iki aylık bir araştırma gezisi yaptı. Salomo adlı romanını Nisan 1862′de tamamladı. 1864-1869 arasında Duygusal Eğitim’in son taslağını yazdı. Yirmi beş seneye yayılan bir çalışma sonunda ortaya çıkan bu eserde kendi gençlik yıllarından hareketle bir "nesil hikâyesi" anlatmıştır. Yaşamının son yılları acılar, edebi başarısızlıklar ve maddi zorluklarla geçti. Bitiremediği son projesi "Bouvard ve Pécuchet"'yi ("Bilirbilmezler" ismi ile Türkçeye çevrildi) yazmaya 1874′te başladı. Para sıkıntısı yüzünden, projeye iki senelik bir ara verip 1877′de yayımlanacak olan "Üç Hikâye"'yi (Saf Bir Kalp, Konuksever Aziz Julien Efsanesi ve Hérodias) kaleme aldı. Çocukluk arkadaşı Laure le Poittevin'in oğlu Maupassant'ı manevi evladı olarak benimsemişti. Onu iyi bir yazar olarak yetiştirmeye çalıştı ve Maupassant'ın başarılarıyla avundu. Flaubert, 8 Mayıs 1880 günü, ani bir felç sonucu, Croisset’de öldü. Romanları Salambo (Salammbô) Duygusal Eğitim Madam Bovary Gönül ki Yetişmekte Ermiş Antonius ve Şeytan Bilirbilmezler (Bouvard ile Pécuchet) Günlük Kırlarda ve Kumsallarda (1886) Anı Bir Delinin Anıları (1838)
Unvan:
Fransız Romancı
Doğum:
Rouen, Fransa, 12 Aralık 1821
Ölüm:
Rouen, Fransa, 8 Mayıs 1880
Reklam
·
Reklamlar hakkında

İncelemeler

Tümünü Gör
412 syf.
·
6 günde okudu
·
Beğendi
·
10/10 puan
eyşan+Bihter=Emma
Okuyacağınız kitap bir aşk kitabı değildir öncelikle bunu biliniz. Bir sevgi yoktur ortada. İhtiras vardır. Arzu, bencillik yükselmek ama aşk kesinlikle kesinlikle yoktu. Hakim soruyor şiddetle "Madam Bovary kim?" Üstat durur mu veriyor cevabı "Madam Bovary benim!" Bu sözden sonra serbest bırakılıyor
Gustave Flaubert
Ne demek bu "Madem Bovary benim" ne demek. İşte yazar burada dönemin Fransasının ahlaksızlığını ayna tutuyor ve gözlerde ki perdeyi çekiyor. Hepiniz Emmasınız hepiniz Madam Bovary. Toplum ahlaksız hakim bey. Ben sanatçıyım. Ve öyle bir kitap yazmışki üstat Emma yı öyle bir ruh halleriyle öyle güzel güzel işlemişki Psikoloji de "Bovarizm" diye bir kavram ortaya çıkmıştır. Kendisini gerçekte olduğundan başka türlü tasavvur eden, kaderin çizdiği hayattan tamamiyle farklı bir hayat süreceğine inanan bir kimsenin ruh hâlidir, Bovarizm. Toplumun riyakarlığına bir tekme. Emma ne olursa olsun mutlu değildi. Yaşamı da varlığıda tam bir mutsuzluk üzerine kurulmuş yitik bir kadın ve hiçbir zaman mutlu olmamış bir kadın. Ahhh Emma Ah. Kitabı okurken sürekli bu şekilde yakınıp yakınıp durdum. İkinci kez okumanın mutluluğunu da bir ayrı yaşıyorum şimdi. Neden ikinci kez okudum? İlk okuduğumda kitaplar ile yeni yeni tanışan biriydim. Tabii o zamanlar Klasikler yoktu. Tolstoylar Dostoyevskiler nereden bilelim. Okulda anlatan mı var :) 15-16 yaşlarında edebiyat aşkıyla yanıyorum. Girdiğim kitapçıda bunu gördüm. Ne kitap görmüşüm. Tam psikolojimi dağıtacak türden. Öyle oldu da. O günden sonra benim için birçok şeyin halihazırda değiştiğini farkettim. Sonradan çıktılar. Kızlarla tanışıp aralarını girdikçe ve onlar beni beğendikçe ben gitgide Rodolphe'a dönüştüm. Sonrasıda geldi zaten. Sıkılmıştım. Tüm bunlar canıma tak etti. En sonunda kaçıp uzaklaşmak isteği ağır bastı ve kendimi derin dehlizlere hapsettim. Oralarda, uzayan o geçitlerde sıkışıp kaldım. O denli sıkı hapsettim ki kendimi dünya soluk bir renkle pehdah oldu gözüme. Yani beni bu denli etkileyen Emma, bu kadar iğreti dururken aynı zaman da gözümde neden bir Tanrıça gibiydi? Tabiiki de tutkusu. Ve bir kadının bu denli tutkulu olması aynı zamanda beni neden korkutuyor? Burada da kendimi Leon gibi görmeye başlıyorum. Ve ondan kaçmam, uzaklaşmam gerektiğini hissediyordum. Bu tutku gittikçe saplantıya dönüşüyor Emma da ki de aşırı bir bencillik aşkın "Ben" hali doğuyor işte. Bencil bir karakterdi Emma. Hatta hayır. Bencilliğin bizatihi kendisidir de. Kendisinden başka kimseyi düşünmemesini geçtim. Kızından bile iğrenmesi. #140384844 da Emma gibi değil mi? Tek bir farkla ayrılıyorlar belkide. Sonları dahi aynı şekilde paylaşılırken bunları ayıran tek şey tutkusu ve bencilliği Emma kadar yüce değildi. Annaya da bencil demek kitaba ihanet olur. Emma bencildir. Emma aşk istemiyordu. Emma birazcık gösteriş birazcık şehvet peşindeydi ve dediğim gibi bunları verecek olan herkeslede olabilirdi. Anlaşılmak ise iin cilvesi. Emma kendinden başla kimseyi sevmedi. #96741331 peki Aksinya için aynı şeyi söyleyebilir miyim? Bu 2 bin sayfalık kitabı çocuğu kişi bilmez. Bırakın kitaplarınızı da kendinizi Don'un durgun sularına salın. Ne dediğimi anlayacaksınız. Emma ne istediğini bilmeyen bir kadının hali değil ne istediğini bilen ama bunu ayrı ayrı kişilerden isteyen biri. Tabiiki de Emma yetinecek gibi değil. Emma toplumda yükselmek isteyen bir kadın. Düşkünlüğün farkında olan ve bunu ihtiraslarıyla yok etmek isteyen, kendisine, ne denli yüksek vasıflar yüklenmiş olsada bu, istenci yücelik olan bir kadın için elbette azımsanacak şeyler. Emma son ana kadar son anda dahi yüreğindeki coşkunluğu o yüceliği (evet Emma yı yüce olarak görüyorum. Kötülüğün, çirkinliğin, ahlaksızlığın her türlü şeytanlığın efendisi. Yücelik hep iyiye yorulmaz ya) bir yere bırakmıyor. Büyük bir dirençle devam ediyor buna. Çektiği acılar gördüğü zevkin yanında nafile kalıyor. Emma nın aradığı tabiiki de aşk değil sevgi değil ki öyle olsa Charles kadar sevilmedi bu dünyada. Emma daha yüce olanın gösterişin, şehvetin, okşayışların, şatafatın peşindeydi. Emma okuduğu kitapların etkisiylede buna yöneldi. Ahlakını bozdu kitaplar. Anlaşılmadığını düşündü. Ve uzaklaştı herkesten. Kendisini okşamayan herkesten. Asla tatmin olmayan bir kadındır Emma. Hep daha fazlasını isteyen, verilse dahi daha fazlasını. Doymak bilmeyen bir ihtiras bir arzunun kadını Emma. Kimi çevrelerce aptal olarak görünsede benim için tam anlamıyla farklı. Belkide beni bu denli etkilemesindendir. Özellikle son peder o hayaller o beslenilen umutların zayıf bir mum ışığını dönüşüp bir çöküşe uğraması ve bua çok erken yaşlarda şahit olmam bana olağanüstü gelmişti. Ahlak kalmamış memlekette diyorum. Ahlak kalmamış. Ağzımda acı bir tat bıraktı yine. Yine üzüldüm. Yine hayır hayırla bitti kitap. Flaubert bir eseriylede 21.yy hatta yetmez nice yıllara ışıklar tutuyor. Bir insan toplum içinde ne kadar öne çıkmak isterse ahanda o kadar dibe batıyor. Daha tersini görmedim. Hiçbir zaman görülmeyecek. Hayaller kurarak ve hayatımızı kitaptaki karakterin şatafatıyla yaşarsak işte şekil A. Gerçekler tokat gibidir. Modern insan daha fazla daha fazla demek nedir? Hepimizin içinde bir Emma yatıyor aslında. O yüzden yaşasın minimalizm... Hep daha az daha az diyeceğiz. Sadece 100 sayfa dayanırsanız. Gerisi çok güzel gelecek. Betimleme üstüme betimleme. Tabii dini boyutunu ve yazarın ahlaksızlığı yüce gösterip topluma aşıladığı için ve dini, toplumu eleştirmesinden dolayı da mahkemeye çıkmasını ama muhteşem tek cümlelik savunması ile bu işten sıyrılmasını es geçmemek gerek. Daha konuşmak isterdim. Ama uykum var. Zaten kimsede okumayacak. Okuyanlara selam olsun. Allah okuyanı bu dünyada darda bırakmasın. Amin. ne yaptımsa kendi ihtiraslarımdan dolayı yaptım, ne kocamın, ne de toplumun bir suçu yoktur
·
5 yorumun tümünü gör
Reklam
·
Reklamlar hakkında
Reklam
·
Reklamlar hakkında
2
4
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.28.17