·
Okunma
·
Beğeni
·
6,6bin
Gösterim
Adı:
Bir Delinin Anıları
Baskı tarihi:
Mart 2010
Sayfa sayısı:
94
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755704517
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Mémoires d'un fou
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel Yayıncılık
Baskılar:
Bir Delinin Anıları
Bir Delinin Anıları
Bir Delinin Anıları
Bir Delinin Anıları
Gustave Flaubert yazmaya başladığında henüz sekiz yaşındaydı.Madam Bovary fırtınası tüm dünyayı sarmadan çok önce, ilk kaleme aldığı roman Bir Delinin Anıları olmuştu. Otobiyografik öğeler taşıyan roman, yazarın iç dünyasına da ayna tutar nitelikte. 

Flaubert’in 1838’de yazdığı Bir Delinin Anıları, yazarın kendisinin de dahil olduğu burjuva dünyasına eleştirel bir bakış olarak da okunabilir. Geçmiş ile şimdiki zaman arasında gidiş-gelişler tekniğiyle kaleme alınmış olan roman, imkânsız bir aşkın öyküsü. 

Yalnızlığı bir yaşam biçimi olarak seçen, hatta bunu bir ibadet gibi yaşayan kahramanımız, seçtiği bu yaşam biçiminin olumlu olumsuz bütün yanlarını tüm keskinliğiyle hisseder. Gençliğin heyecanı ve sorgulayan zihniyle hem kendini hem dünyayı hem de aşkı anlamaya çalışan bu karakter, on dokuzuncu yüzyıldan yirmi birinci yüzyıla uzanan bir aynadır da aslında…

Bir Delinin Anıları, Türkçeye ilk kez kazandırılan değerli bir klasik.
94 syf.
·2 günde·9/10
Sevgili Gustave, seni ilk olarak Madam Bovary okuyarak tanımak isterdim ama olmadı. En azından senin için önemli olan anılarını okuyarak seni tanımış oldum. Betimlemelerin ve kendine has olan kelimeleri birleştirme tarzına hayran kaldım. Cümlelerin sayfalar arasında aktı gitti. Şimdiden Madam Bovary okumak için sabırsızlanıyorum.
Kitaba hayat hikayeni okuyarak başladım. Kadınları bu kadar iyi anlayabilmenin ve analiz edebilmenin sebeplerini öğrendim. Anıların içerisinde dikkatimi çeken şeylerden biri de aşkı, sevgiyi ve sevmeyi detaylı ve karşı tarafa yaşatırcasına anlatabilmen beni o kadar büyüledi ki anlatamam. Bununla birlikte insanın karanlık taraflarını hiç çekinmeden ve cesurca anlatabilmen kusursuzdu. Yaşadığın dönemin özellikleri göz önüne alındığında ileri görüşlü bir yapıya sahip olduğun kuşku götürmezdi. Kitabın son kapağını kapattığımda keşke bitmeseydi dedim. Umarım en kısa zamanda tekrar buluşmak dileğiyle...
94 syf.
·Puan vermedi
Gustave Flaubert "Bir Delinin Anıları".. Literatürdeki yerini, edebi istihdatını, kabul edip saygı duyduğum halde, sevmediğim, sevemediğim yazarlar var. Her paylaştığımda bunu belirttim, ben Flaubert sevmem. Kalemiyle bi türlü, olsa da okusam diyeceğim bi ilişki kuramadım. Rağmen, dönem dönem, döner yine okurum. Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz misali. Yazar da, yazdıkları da aynı kalır ama, belki benim bakışım, hisssettiklerim, hayat içinden çekip aldıklarım, artık değişmiş olabilir diye. Böyle bi girizhanın üzerine şaşırtıcı bir şey söylüyorum "kitabı çoook sevdim" Ve aslında niyesini de, süper analitik zekamla buldum

Flaubertin on yedi yaşında yazdığı toyluk dönemi eserlerinden. Yine de çağının ötesinde, modern bir dille kaleme alınmış.Benim için, marjinal, tatminsiz ve aşık hallerini ilk defa bu kadar sıcak dillendirmiş. Evet, gelecekte olacağı ustanın izlerini net şekilde görüyoruz ama, satırlarındaki hararetin, hislerini tercümedeki samimiyetin de içindeyiz. Yerleşik ahlaksal değerlere karşı, ileride olacağı kişi, işin tarihsel determinizm kısmını okuyanlara bırakıyor. Kalbim müsterih, tavsiye listeme alıyorum.
94 syf.
·1 günde
Gustave Flaubert'in 17 yaşındayken yazdığı ve basımı yapılan ilk kitabıdır. Gustave Flaubert'in gizemli düşünce dünyasına girmek için okunması gereken bir eser. Yaptığı insan analiziyle kim olduğumuzu ne olduğumuzu yüzümüze vuruyor ve billurdan bir saray olan gururumuza sille tokat dalıp yerle bir ediyor. Kitabın aforizma yoğunlukta gitmesi ise sistematik bir felsefe sunmaması açısından bir dezavantaj gibi görünse de gerek yazdığı dönemdeki erişkinliği ve gerekse okurken sağladığı kolaylık ve keyif açısından bir avantaj.
94 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Gustave Flaubert'in 17 yaşındayken kendi hayatından esinlenip yazmış olduğu oldukça felsefik doyurucu bir eser. İnsanın hiçliği ve ölüm üzerine aforizmaları 17 yaşında yazılacak cinsten değil. Gerçek hayatındaki Elisa Schlesinger'e karşı hissetmiş olduğu aşkı Maria'ya ile kitapta anlatmış. Kitap 19,yy'ın ortalarında yazılmış fakat 21.yy edebiyatına örnek teşkil etmiş diyebilirim. Kitabı okurken Santana'nın Maria Maria şarkısını bu kitaptan esinlenerek yazmış olabileceğini bir an için düşündüm. Herkese iyi okumalar...

https://www.youtube.com/watch?v=1Hp8-hwSlOg
94 syf.
·3 günde
Kısa olmasına rağmen doyurucu bir kitaptı benim için.
Kendi hayat hikayesinin bazı kısımlarını -kendisini etkileyen kısımları- kaleme almış ve bayağılıktan uzak bir anlatım olmuş. Okuduğum çeviri gayet sade ve anlaşılırdı.
Çok sık okuduğum bir yazar değil fakat kalemi insanı etkileyebiliyor.
"Bir delinin karaladığı..." diyor, keşke bazı yazarlar da böyle bir delilikle kaleme alsa yazılarını.
94 syf.
Çok...çok....çok etkilendim Gustave Flaubert'in okuduğum ilk kitabı, ve sanırım onun da yazdığı ilk kitabı, doğru araştırdıysam, 17 yaşında yazmış ve bu beni daha da şok etti, bilindik bir çok duyguyu kendi tarzında yorumlamış olması ve uslubunda sınır tanımadan içini dökmesi, beni hayran bıraktı diye bilirim.
ince bir kitap ama ( felsefe sevenler için söylüyorum )kitap bittiğinde, sahilde bir fincan kahve içmiş gibi hissedecekler kendilerini, çünkü dolu dolu bir kitap, okumamış olanlara kesinlikle tavsiye ederim.

sağlıcakla ve kitapla kalın:)
83 syf.
·1 günde·Puan vermedi
İyi akşamlar korona mağduru herkes!
Artık bir süre uzaklaşacağız sizinle sanırım… bilgisayar başına sizinle sohbet etmek için otururdum şimdi makale yazmaya… bilgisayar bu harika tadı vermeyecek. Ama şu şarkı sizi çok harika yerlere uçurabilir. Çok seksi bir şarkı. Bunu dinleyerek yazacağım incelemeyi, kitap da bir o kadar seksiydi çünkü. Şarkımız; End of an Era- Michelle Gurevich.
Açtıysanız başlayalım mı incelemeye?
Güzel bir parça dinlediğimizde keşke ben besteleseydim ya da yazsaydım deriz, biri bir fikir atar ortaya keşke benim aklıma gelseydi deriz ya da bir kitap okuruz keşke ben yazsaydım deriz. Ben bu kitap için keşke yazsaydım demiyorum ki böyle dediğim çok kitap oldu ama bu sefer şunu diyorum:
“bir kitap yazsam kesinlikle böyle bir şey yazardım.”
Hayır Diana ne haddine! Koskoca Gustave Flaubert yazmış bu kitabı. Hem de daha 17 yaşındayken. Ne haddine!
Kusura bakmayın fikrinizi almayı unutarak böyle bir düşünceye vardım…
Kendimle çok benzettim açıkçası Gustave’ı. (soyadını yazmayacağım artık, kanki olduk)
*
Kendi kitabıma bir delinin anıları der miydim bilinmez ama alçaltıcı bir isim vereceğime eminim.
İncelemeye gelirsek, bu kitabı ortaya çıkaran Maria’ya duyduğu aşk mı yoksa normal ötesi olması mı asla çözemedim. Kendimi de çözemiyorum zaten
Bi’ dur be Diana!
Tamam yahu, sizin aklınıza gelseydi ne yapayım…
İşin şu tarafı da inkar edilemez ki kalemi çok etkileyiciydi. Çevirmen de harika bir not bırakmış ve çok değiştirmediğini söylemiş. İyi ki, Orhan Baltacıgil çevirmiş!
Benim kalemim onun kadar etkileyici olur muydu, onun kadar aksettirebilir miydim hislerimi ve düşüncelerimi bilmiyorum.
20 yaşında değilken yazdığı bu otobiyografik yazısı, daha gençken yaşlanması bana beni hatırlattı.
Ruh eşim 1880’de ölmüş. Ne şans!
 Bu incelemede bol bol alıntı yapacağım. Söylemek istediklerimi hep bir sonraki sayfada buldum. Hem o eminim ki benden daha etkileyici anlatacaktır.
“Demek ki, yaşamımın öyküsünü yazacakmışım. Ne yaşam ama! Sahi ben yaşadım mı ki?” Diye başladığı kitabı öldüğünde arkasında çalacak kilise çanlarıyla bitiriyor.
Yukarıda da bahsettiğim gibi esas mesele Maria mı yoksa anomalik yapısı mı bilemiyorum ama özgürlük ve aşk bu kadar güzel anlatılırdı herhalde. Bi’ Camdaki Kız’ı okuyunca aşık olmak istemiştim, bir de bunu okuyunca...
Yaşamının tanımını da yaşadığı olaylar olarak değil, düşündükleri olarak tanımlıyor.
“ çocukken aşk düşleri görürdüm; genç adamken, başarı; yetişkin adam olduğumdaysa mezar, aşktan umudu temelli kesenlerin şu son aşkı.
Aşk serüvenini çok güzel anlatmış. Adeta Maslow ihtiyaçlar hiyerarşisi…
Direkt alıntılayacağım:
“bir kadının çıplak memesini görünce az kalsın heyecandan düşüp bayılacaktım. On dört, on beş yaşımızda, evinize gelmiş, kız kardeşten öte ama kız arkadaş da denemeyecek bir genç kıza duyulan aşk; ol altıya gelindiğinde, başka bir kadına, yirmi beşine kadar sürecek bir aşkla bağlanma; kim bilir sonrasında belki de evleneceğiniz kadına aşık olursunuz.”
Kendisi de bu süreçleri yaşıyor aslında kitapta. Maria en sonuncusu ama kitabın en sonunda ben asıl şimdi aşık oldum ona diyor, önceden değilmişim.
“ anlatmak için hiçbir lisanın var olmadığı o şeyleri sözcüklere nasıl dökebilirim, yüreğin duyumsadıklarını, ruhun kendisinin bile varlığından habersiz olduğu gizemlerin; size nasıl açıklayabilirim, o akşam neler hissettiğimi, neler düşündüğümü, beni zevkten uçuran bütün o şeyleri.”
Hak veriyorum kendisine bazen. Gerçekten yaşanılan o hissi, sadece aşk olması da gerekmeyebilir, yoğun yaşanılan herhangi bir histe de dünyalık kelimeler eksik kalabiliyor.
“ sevmiş olmak, gökyüzünü düşlemek bir canlının sahip olabileceği en saf, en yüce ne varsa, onları görmüş olmak, sonra da tutup, tenin bütün o hantallığına, bedenin bütün o bezginliğine bağlanıp kalmak. Göğe kanatlanmayı düşlerken, çamura saplanmak!
Alıntılamak istediğim ve aşk tanımı üzerine konuşmak istediğim çok şey var ama daha fazla uzatıp sıkmak istemiyorum sizi.
*
Son olarak özgürlük tanımından bahsetmek istiyorum ama, platonik şekilde Maria’yı sevmesi, berbat okul hayatı ve farklı olduğunu her alanda düşünmesi karşılığını alamaması ve alay konusu olması hadiselerinden sonra yaptığı tanımlar beni asla şaşırtmadı.
“Demek sen, özgürsün öyle mi! Oysa doğduğun anda babanın bütün sakatlığı sana geçmiş oluyor, daha ilk günden, bütün kusurlarının, hatta bütün ahmaklığının tohumlarını taşımaya başlıyorsun, en başında içine işlemiş oluyor o kısıtlı tartı ve ölçü, dünyayı, kendini ve çevrende ne varsa her şeyi onlara dayanarak yargılıyorsun.”
Bu hırsını ergenlik ateşine ve artan testosteron hormonuna bağlıyorum… (naçizane yorumum)
“madem ki seni yöneten, her zaman iyilik duygusuymuş, öyleyse kötülük elinden gelmiyor olmalı.”
Kitabı bir çırpıda bitirip, altını çizdiğim yerlere (neredeyse tüm kitap) geri döndüm. Sıcağı sıcağına da inceleme yazmak istedim ki unutmayayım.
Madam Bovary’yi de en yakın zamanda alıp okumak istiyorum. Gustave oralarda neler yapmış bakalım.
Sizlere de keyifli okumalar.
94 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Flaubert'on on yedi yaşında yazdığı genelde anılarından oluşan bu roman, zehir zemberek kelimelerden oluşturulmuş bir kütle gibi. Kütlenin altında kalmanız çok olası. Ölümü, varoluşu ve hiçliği çok farklı tarzda ve mantıkta okuyacak olmanız, sizi çok değişik dünyalara götürecektir.

Murakami'nin çok fazla Flaubert okuduğuna çok eminim. Ölüm ve hiçlik arasında kurduğu bağlantılar tek kelimeyle enfesti. Ben açıkçası Madam Bovary romanının çok fazla beğenmemiştim. Fakat bu kitabı okuduktan sonra acaba Bovary'yi bir daha mı okusam diye tereddütte kaldım.
94 syf.
·7/10
Flaubert'in 17 yaşında yazdığı ilk gençlik eseri. Yazar eğitim gördüğü süreçte bu kitabı kaleme almış. Doğal olarak konusu da 19. yy Fransa'sında çoğunluğu yakın çevresini kapsayan - sınıf arkadaşlarına, yaşadığı çevreye, ailesine- eleştirilerinden oluşmuş. Üslubuna baktığımda yaşının getirdiği hayata karşı isyanı; ergenliğe özgü benmerkezciliği, yer yer kişisel efsanelerini belirgin olarak görülüyor. Hayatını anlamlandırmaya çalışması ve sorguladıkça kendi deyişiyle içine çeken hiçlikte kayboluşunu isyan ederek beyan etmiş. Her ne kadar bu kitapta toyluğu belirgin olarak görülsede yaşına ve çağına göre hepimizi geride bırakacak eser çıkarmış bence. İçerikte yalnızlıktan şikayet etmediğini hatta gurur duyduğunu hissettirmek ister fakat esasen müzdariptir, sevgi yoksunluğu çekmektedir. Dolayısıyla aşklarında ergenlikte görülen dürtülerine ek olarak bu yoksunluklarında eşlik etmesi, hayatında savruluşu daha kolaylaştıracaktır.

Bu kitabın değeri yaşınıza göre değişir. 18 yaşında okuduğunuzdaki değer yargınız ile 30 yaşında okuduğunuzdakinden çok farklı olacaktır. Bu yüzden beklentinizi yüksek tutmayın derim :)
"Peki sen nesin sayın okur? Kimlerden sayıyorsun kendini? Aptallardan mı, yoksa delilerden mi? Öyle kibirlisin ki, seç birini deseler deli olmayı seçerdin."
Gustave Flaubert
Sayfa 7 - Sel Yayınları
Başka tutkular gelecek, belki de unutacağım seni, ama her zaman kalbimin en derin yerinde kalacaksın, zira kalp öyle bir dünyadır ki, insanı alt üst eden, deşen ve yeniden işleyen her tutku, bunu önceki tutkuların kalıntılarının üstünde yapar. Elveda!
Demek ki insanın etrafında sadece karanlıklar vardır; her şeyin içi boştur, ve o sabit bir şey ister; bu devasa belirsizlikte kendi kendine yuvarlanır ve durmak ister; her şeye tutunur ve her şeyi eksiktir...
Gustave Flaubert
Sayfa 83 - Sel Yayıncılık

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Delinin Anıları
Baskı tarihi:
Mart 2010
Sayfa sayısı:
94
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755704517
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Mémoires d'un fou
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel Yayıncılık
Baskılar:
Bir Delinin Anıları
Bir Delinin Anıları
Bir Delinin Anıları
Bir Delinin Anıları
Gustave Flaubert yazmaya başladığında henüz sekiz yaşındaydı.Madam Bovary fırtınası tüm dünyayı sarmadan çok önce, ilk kaleme aldığı roman Bir Delinin Anıları olmuştu. Otobiyografik öğeler taşıyan roman, yazarın iç dünyasına da ayna tutar nitelikte. 

Flaubert’in 1838’de yazdığı Bir Delinin Anıları, yazarın kendisinin de dahil olduğu burjuva dünyasına eleştirel bir bakış olarak da okunabilir. Geçmiş ile şimdiki zaman arasında gidiş-gelişler tekniğiyle kaleme alınmış olan roman, imkânsız bir aşkın öyküsü. 

Yalnızlığı bir yaşam biçimi olarak seçen, hatta bunu bir ibadet gibi yaşayan kahramanımız, seçtiği bu yaşam biçiminin olumlu olumsuz bütün yanlarını tüm keskinliğiyle hisseder. Gençliğin heyecanı ve sorgulayan zihniyle hem kendini hem dünyayı hem de aşkı anlamaya çalışan bu karakter, on dokuzuncu yüzyıldan yirmi birinci yüzyıla uzanan bir aynadır da aslında…

Bir Delinin Anıları, Türkçeye ilk kez kazandırılan değerli bir klasik.

Kitabı okuyanlar 755 okur

  • Duran
  • Darwin'in Kızı
  • Kaan AKTAŞ
  • Gayenimsi
  • s.y
  • JAliz
  • Kitapzede
  • Bee.
  • elif önlü
  • Işıl Bulut

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.9
14-17 Yaş
%1.4
18-24 Yaş
%33.3
25-34 Yaş
%33.3
35-44 Yaş
%14.5
45-54 Yaş
%8.7
55-64 Yaş
%2.9
65+ Yaş
%2.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%59.8
Erkek
%40.2

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%17.2 (39)
9
%14.1 (32)
8
%17.6 (40)
7
%17.6 (40)
6
%10.1 (23)
5
%5.7 (13)
4
%0.9 (2)
3
%1.3 (3)
2
%0
1
%0.4 (1)