Hayvan Çiftliği, temelde “Herkes, eline geçmediği iktidarın masumudur.” düşüncesinin hikayeleştirilmiş hâlidir. Eserde, başta adalet ve eşitlik vaadiyle yola çıkan karakterlerin, zamanla gücü ele geçirdikçe nasıl değiştikleri açıkça görülür. Bu değişim aslında ani değildir; aksine, insanın içinde zaten var olan eğilimlerin yavaş yavaş ortaya çıkmasıdır. Güç, sadece bir araç değil, aynı zamanda karakteri ortaya çıkaran bir sınavdır.
İnsan, çoğu zaman sahip olmadığı gücü eleştirir ve kendisinin daha adil olacağına inanır. Ancak aynı güç eline geçtiğinde, daha önce eleştirdiği davranışları sergilemeye başlaması kaçınılmaz hale gelir. Çünkü mesele yalnızca sistem değil, insan doğasının kendisidir. Eserde anlatılan da tam olarak budur: Zalimlik çoğu zaman dışarıdan gelen bir şey değil, fırsat bulduğunda ortaya çıkan içsel bir gerçektir.
Bu yüzden “Hayvan Çiftliği”, sadece bir hikâye değil; insanın iktidarla olan ilişkisini, ahlakın güç karşısındaki kırılganlığını ve adalet kavramının ne kadar kolay şekil değiştirebildiğini anlatan evrensel bir eleştiridir.