Puan vermedi·192 syf.··Beğendi
···Okunma: 19 Nisan 2026 22:16 Livaneli denildiğinde zihnimde ilk beliren eser hep “Serenad” olur. Aşkı, siyaseti ve savaşın gölgesinde kalan insan hikâyelerini böylesine zarif ama sarsıcı bir dille anlatan bir romanla karşılaşınca, kendimi çoğu zaman kitabın sayfalarında değil, tam ortasında bulurum. Okudukça hikâyenin içine çekildim; karakterlerin acıları, umutları ve bekleyişleri bana da dokundu.
Serenad, yalnızca okuduğum bir roman değil, iz bırakan, kalbimde yer eden kitaplardan biri olmayı başardı. Bazı kitaplar vardır, bittiğinde rafınıza değil, zihninize ve kalbinize yerleşir; Serenad da benim için tam olarak böyle bir kitap oldu.
“Bekle Beni “kitabı da benim için benzer bir etki yarattı. Aşkı ve siyaseti hızlı ama akıcı bir anlatımla işlemesi, romanın temposunu hiç düşürmeden ilerlemesini sağlıyor. Okurken zaman zaman farklı yazarların izlerini hissetmek, hatta “Acaba başka bir yazarı mı okuyorum?” (Sabahattin Ali, Nazım Hikmet, Ahmed Arif…)diye kapağa bakma ihtiyacı duydum ve Livaneli’nin anlatımındaki zenginliğini bir kez daha hissettirdi bana. Romanı bir solukta okudum. Sonunun güzel tamamlanması da içimde ayrı bir huzur bıraktı. Evet, belki birçok kişi daha çarpıcı, daha iz bırakan bir son beklemiş olabilir; ancak umudun galip gelmesi, bekleyişin karşılıksız kalmaması bana iyi hissettirdi. Bazen bir hikâyenin en kıymetli tarafı, okuru karanlığın içinden geçirirken eline küçük de olsa bir umut ışığı tutuşturabilmesidir. Ve tabiki Livaneli’nin eserlerini okurken Serenad’de Schubert, Bekle Beni de ise; Cem Karaca “Bekle Beni” ve Kaan Tangöze “Allı Turnam” satır aralarına usulca yerleşti.
Umudu hâlâ mümkün kılan nice eserlerine…