·102 syf.··Beğendi
···Okunma: 19 Nisan 2026 23:03 Haset ve kıskançlık nedir?
İkisi de insanın içini huzursuz ediyor ama aynı yerden doğmuyorlar. Kıskançlıkta bir bağ var. Sende olan bir şeyi kaybetmekten korkuyorsun. O yüzden tetiktesin. Ama o korkunun içinde hâlâ sevgi var. Haset öyle değil. Haset, sende olmayanın başkasında olmasına tahammül edememek. İstemek değil sadece; onun onda olmasına katlanamamak.
Freud’a göre kıskançlık, bir ilişkinin içine üçüncü birinin girmesiyle başlar. Sevdiğin birini kaybetme ihtimali ortaya çıkar ve o anda rekabet doğar. Yani kıskançlık, bir bağın içinden çıkar; içinde hem sevgi hem korku taşır. Haset ise o kadar “ilişkisel” bile değildir.
Melanie Klein’a göre haset çok daha erken başlar. Daha insan dünyayı tanımadan, ilk iyi olanla kurduğu ilişkide. O iyi olan şey “meme “ sadece besleyen bir yer değildir. Bir kaynak, bir doyum, bir güven duygusudur. İnsan hayata bir çığlıkla başlar ve o çığlığın karşılığı bazen gelir, bazen gelmez. O ilk doyum, o ilk temas… anneyle kurulan o ilişki. Bebek için o iyi olan şey sınırsız gibidir. Ama hiçbir zaman gerçekten sınırsız değildir. Bazen geç gelir, bazen yetmez, bazen de içte bir türlü tam hissedilmez. Anne dokunmaz!! Anne dokunuşu görmeyen hiç bir bebek hayatta kalamaz.
İşte haset tam burada başlar. Çünkü bebek şunu hisseder: “Onda var… ama bana tam verilmiyor.” Ve bu duygu sadece bir isteme hali değildir; içten içe o kaynağa karşı bir öfke de taşır. Hatta Klein’a göre haset, iyi olanı sadece istemez; onu bozmak, kirletmek ister.
Kıskançlık ise daha sonra gelir. Birini seversin, bir başkası devreye girer, rekabet başlar. Yani ortada bir bağ vardır ve o bağ tehdit altındadır. Ama haset… bağdan da önce. İnsanın iyi olanla kurduğu ilk ilişki.
Eğer o iyi şey “o meme, o doyum “içerde güvenli bir yere yerleşememişse, insan hayatı boyunca onu arar ama aynı zamanda ona zarar da verir. Çünkü güvenmez. Çünkü tam olduğuna inanmaz. Bu yüzden bazı insanlar iyi olanı gördüğünde huzur bulmaz, gerilir. Birini sever ama bir süre sonra içten içe bozar. Önce yüceltir, sonra düşürür. Çünkü o ilk iyi şey hiçbir zaman tam hissedilmemiştir.
Ve belki de en zor kabul edilen şey şu: İnsan bazen kıskanmıyor, haset ediyor. Yani kaybetmekten korktuğu için değil, başkasının sahip olduğu şeye tahammül edemediği için. Ve bu, en baştaki o eksikliğin devamı.
İnsan bazen birini değil, ilk kaybettiği şeyi arıyor. Ve bulamadıkça… aynı duygunun içinde dönüp duruyor.