merhaba sevgili arkadaşlar!
bugün sizlere Mesela Saat Onda kitabından bahsedeceğim.
Engin Geçtan bu kitapta da yine insanın en derin yerlerine dokunmuş.
ama en baştan söyleyeyim; bu klasik bir roman değil. tek bir hikâye yok, tek bir karakter yok. parça parça hayatlar var… ama o parçalar bir şekilde birbirine değiyor.
konusuna değineyim,
İstanbul’da geçen, birbirinden kopuk gibi görünen ama aslında garip şekillerde kesişen hayatları okuyoruz. ve bu hayatlar öyle düz ilerlemiyor… zaman kırılıyor, gerçeklik kayıyor, karakterler bazen başka bir hikâyenin içine giriyor.
hatta şöyle bir şey var:
kitapta bir karakter (Takiye) bir roman okuyor… ama okuduğu romanla kendi hayatı iç içe geçmeye başlıyor. yani sen aslında kitabın içinde bir kitap daha okuyorsun. :D
karakterlere gelecek olursam (en sevdiğim kısım burası ):
Otuz (Otuz Damacana)
adı çok garip ama karakter daha da garip
29 yaşında, karizmatik ama tuhaf bir hayatı var. yaşlı kadınlarla ilişkiler kurarak kendini var hisseden bir adam… ama bu aslında onun içindeki boşluğu doldurma çabası.
ve en ilginç tarafı şu:
bir noktadan sonra bu hayatın anlamsızlığını fark etmeye başlıyor. yani aslında “arayış” dediğimiz şey tam olarak burada.
Karanfil Hanım (Hatime)
benim en çok etkilendiğim karakter.
baskıcı bir baba, karmaşık bir evlilik ve sürekli bastırılmış bir hayat…
ama sonra kendi kimliğini yeniden kurmaya çalışan bir kadın. hatta kendi adını bile değiştiriyor → Karanfil oluyor.
ve Otuz’la karşılaşması…
çok kısa, çok garip bir an ama hayatını tamamen değiştiriyor.
Takiye
bu karakter kitabın en “oyunlu” kısmı bence.
çünkü Takiye bir roman okuyor ama sonra o romandaki karakterlerle gerçek hayatta karşılaşmaya başlıyor. :D
hangisi gerçek? okunan mı, yaşanan mı?
Tango, Beyhude, Hükümet, Mimoza, Hamasettin…
isimler bile bilinçli garip zaten
çünkü yazar sana şunu söylüyor gibi:
“bu insanlar sıradan değil… ama aslında hepimiz kadar gerçekler.”
tüm bu karakterler tesadüflerle birbirine bağlanıyor.
ama öyle basit tesadüfler değil… resmen hayatın saçmalığı gibi. bir karşılaşma, bir bakış, bir yanlış oda numarası…
ve her şey değişiyor.
özetlersek,
hayat düz bir çizgi değil. parçalı, karışık ve bazen gerçekten saçma.
ama o saçmalığın içinde bir anlam var.
ve herkesin bir “saat onda”sı var.
yani hayatının kırıldığı, değiştiği o an…
ben çok sevdim, bu tarz sevenler değerlendirsin.
sevgiler. Mesela Saat OndaEngin Geçtan