Tavan Arasındaki Fısıltılar #okudumbitti
Bende “tek oturuşta bitecek çocuk kitabı” hissiyle başlayıp, sayfalar ilerledikçe içimde yavaş yavaş ağırlaşan bir atmosfer bıraktı. Çünkü Anne Ursu, korkuyu sadece “ürkütmek” için değil, anlaşılmayan bir çocuğun sesini duyurmak için kullanıyor.
Violet’in yeni eve taşınması zaten başlı başına bir kırılma: aile dinamiği değişiyor, evin düzeni değişiyor, arkadaşlıkların dili değişiyor… Ve o tavan arasındaki oda… Sarı duvar kâğıdı, loşluk, kıvrılan desenler… Sanki oda Violet’e “burada yalnızsın” diye fısıldıyor. Tam da bu yalnızlığın üstüne, Violet’in bir türlü açıklanamayan hastalığı eklenince hikâye çok gerçek bir yerden yakalıyor insanı: Bazen en çok yorulan yer beden değil, içimiz.
Benim en sevdiğim şey, kitapta “hayalet” unsurunun hem gerilim vermesi hem de sürekli şu soruyu dürtmesi oldu: Görünmeyen şeyler gerçekten yok mu, yoksa kimse bakmayı mı bilmiyor? Violet’in etrafındaki yetişkinlerin şüpheci tavrı, arkadaş çevresindeki dengeler, “fazla hassas” diye etiketlenme hâli… Bunların hepsi o kadar tanıdık ki, tavan arasındaki fısıltılar bir noktadan sonra sadece evden değil, Violet’in hayatının her köşesinden geliyormuş gibi hissettiriyor.
Dili çok akıcı; gerilim dozu yaş grubuna uygun ama “hafif” değil. Yer yer tedirgin ediyor, yer yer hüzünlendiriyor, ama en çok da Violet’in kendi gücünü fark edişini izlemek iyi geliyor. Korku sahnelerinden çıktığınızda bile kitap sizde şu duyguyu bırakıyor: Cesaret, bağırmak değil; kendini ciddiye almak.
Eğer “tekinsiz ev + gizemli hastalık + yavaş yavaş yükselen gerilim” seviyorsanız ve aynı zamanda karakterin iç dünyasına da girmek istiyorsanız, bu kitap tam bir tatlı ürperti.
Ben çok sevdim, özellikle de alt metnindeki duygusal ağırlık nedeniyle uzun süre aklımda kalacak gibi.
@olimposcocuk
@anneelizabethursu
#tavanarasındakifısıltılar #olimposçocuk #kitapkolikkafasikitapyorumu #reklamdeğilöneri