Gönderi

10/10
·160 syf.··
2026 17. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 20 Nisan 2026 20:14
Kitap öneri yazısı değildir! Kendi dünyamda anımsamaya çalışacağım cümleler ve biraz da çocuklarıma bırakacağım düşünceler içerir. (Spoiler içerir!) Görmezden geldiğimiz hayatlar... Varlıklarında yoksunduklarımız... Onların varlıklarını ispatlama telaşı yok, tek dertleri hayatta kalabilmek. Sistemin çarkı dönerken bize biçilen rollerde dolanıp duruyoruz. Sormadan, sorgulamadan. Gözü kapalı bodoslama bir hayat bizimkisi. Kim olduğumuzu bilmediğimiz ama olmak istediğimizin resmini çizip, onun için gece gündüz deli gibi koşturduğumuz bir hengame. Ne istemediğimizi adımız gibi biliyoruz da ne istediğimizi sormuyoruz kendimize. Dönen çarkın kahramanı sanarken kendimizi aslında kurbanıyız. Hâlbuki bir an, bir an dursa herşey, şöyle bir dönüp baksak aynadaki aksimize; Kimiz? Neyiz? Niçin varız? Ne istiyoruz? Ne yapıyoruz? Niçin yapıyoruz? Aklımızın ucundan dahi geçmiyor sistemin iç-dış farkı. Biz kalıyoruz ama Musa çıkıyor. Musa kendi gerçekliğini gerçek sandığı hayattan asıl gerçeğini aramaya çıkıyor. Çıkıyor ama ararken birden kendini başkalarının hikâyelerinde yaşarken buluyor. Efsun Abla ile hayata öfke kusuyor, Adnan Abi ile kendine ait ne varsa bütün yaşanmışlıklarını unutuyor, Hülya ile bir kadının sadece bedenden ibaret olduğunu görüyor, Matruşka ile ana rahmine düştüğün an kaderinin çizildiğini anlıyor. Onların hikayelerinde Musa'nın tek gayesi, üstlerinde bir dam, yiyecek iki lokmanın olması. Onlar şehrin tükürdüğü, Tanrı'nın bağrına basmadığı insanlar. Ama birbirlerini dinlerken bizim gibi değiller. Onlar gerçekliği bilme çabasının dışında anlatılan hayat hikayelerine olduğu gibi inanıyorlar. Sorgulamadan. Ne kıymetli bir şey aslında. Senin sen olduğunun, olduğun gibi kabullenilmesi. 'Hiçbirimiz aslında hiçbir şey bilmiyoruz. Onlar ağır hikayelerin hayatta kalabilmiş tek kahramanı olmanın acısını' yaşarken yazarın dediği gibi 'Herkes her şeyi görüyor ve kimse hiçbir şey görmüyor.'(s144). Hayal ile gerçeğin harmanında evsiz, dilenci, hayat kadını, çöpte bir bebek olabilmenin kasvetli hikayesi bu hikaye. İnancın başına gelenlerle şekillenebileceği gerçeğinde, hayata herkesin adil koşullarda gözünü açamadığı, sistemin çok farklı dallarında kurbanlarını barındırdığı bir hikaye. 'Bir çocuğu bir şehre sevdirmek, bir şehri bir çocuğa sevdirmekten neden daha zor?'(s43) 'Ölümün doğuma, doğumun ölüme varan kadim çemberi, yanı başımızda, aramızda, göğsümüzde, insanlığın bugüne dek yaşadığı ne kadar acı varsa tümünü kanırtarak ve bizim varlığımızı külliyen yok sayarak, bir kez daha tamamlanıyor.'(s59) 'Herkes ne anlatıyorsa o. Sadece dinliyoruz birbirimizi. Gerçekleri anlatmak zorunda değil kimse. Biz de gerçeğin peşinde değiliz zaten. Birbirimizin peşindeyiz. Birbirimizin gerçeği her neyse, onu öylece kabullenebiliriz.'(s78) 'Sadece kendisi. Kim her şeyden arınıp da sadece kendisi olmak istemez?' (s103) 'Ne doğumumuz ne ölümümüz ne de doğumla ölüm arasında can çekişerek sürdürdüğümüz hayatlar bize ait. Başkalarının isteklerinden doğuyor, başkalarının istediği gibi yaşıyor ve başkaları yüzünden ölüyoruz. Bizim sandığımız hayat bizim değil, bizim sandığımız beden bizim değil.'(s126)
1000Kitap
Başkalarının TanrısıMine Söğüt · Can Yayınları · 20225,1bin okunma
·
29 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.