"Üstad’ımız elindeki keserle Stalin'in başına vurmaya başlamıştı.
Vurdu, vurdu, vurdu... Stalin içeriye giremeden, orada düşüp öldü."
Mahmut Çalışkan Ağabey anlatıyor;
Üstad’ımız sık sık bize: “Rusya, dünyayı komünist yapmak istiyor. Kominizim öyle tehlikeli bir afet ki, bunun önüne ancak Risale-i Nur set çekebilir.” diyordu.
1953 senesi geldi. Ben bir rüya gördüm. Rüyamda, Stalin Emirdağ’ına Üstad’ımızı öldürmeye gelmiş. Stalin, Üstad’ın oturduğu evin dış kapısından içeri girmek istiyordu. Ben, Ceylân ve Zübeyir Ağabey üçümüz, Üstad’ımızın kapısında bekliyoruz. O, Üstad’ımızın namaz kıldığı Hükümet binasının oradaki meydandan gelmeye başladı. İri yapılı gür bıyıkları var. Askeri üniformalı, omuzları, beli de kemerli. Böyle görkemli bir şekilde geldi, geldi; tam Üstad’ımızın evinin hizasına gelince içeri girmek için ani bir dönüş yaptı. Kapıda biz varız, mani olmak istedik, kollarımızla savuşturduk. O birkaç adım geriye çekildi, sonra biraz durdu tekrar ikinci bir hamle yaptı. Bu sefer bizi kollarıyla savdı ve kapıdan içeri girdi. Biz arkasından bırakmayalım diye uğraştık ama bir türlü mani olamadık. Bahçe ile Üstad’ımızın evi arasında 10 metre mesafe vardı. Boşluğu geçti, daha sonra merdivenden yukarı çıkmaya başladı. O arada da Üstad’ımız yukarıdan aşağıya inmeye başladı. Tarihçe-i Hayat’taki resimdeki kıyafetiyle idi Üstad. Sağ elinde bir keser var. Üstad’ımız aşağı iniyor, Stalin yukarı çıkıyor. Tam merdiven sahanlığına birleştiler. Üstad’ımız elindeki keserle Stalin'in başına vurmaya başlamıştı. Vurdu, vurdu, vurdu... Stalin içeriye giremeden, orada düşüp öldü. Ben rüyadan uyandım.
Ertesi günü bu rüyayı Mehmet Çalışkan Ağabeyime anlattım. O arada Zübeyir Ağabey geldi. Zübeyir Ağabeye de anlattım. O da Üstad’a anlatmış. Üstad’ımız "git çabuk Mahmut’u alıp gelin" diyor.
Zübeyir Ağabey 15 dakika sonra geri geldi, “Kardeşim gel, Üstad seni çağırıyor." dedi. Beraber Üstad’a gittik. Üstad’ımız karyolasında oturuyordu, elini öptüm, ayakucuna oturdum. “Safa geldin kardeşim, sen rüya görmüşsün nasıl gördün rüyayı, anlat!” dedi bana. ... (Ben rüyayı anlatınca) Üstad’ımız karyolanın üstünde birden ani bir atakla iki dizi üzerine geldi. Yüksek sesle "Fesubhanallah! Fesubhanallah!" dedi. Sonra elini kaldırdı, “Bak Zübeyir kardeşim, Mahmut evladım! Risale-i Nur Komünizmin belini kırdı, başını parçaladı, daha kendisini doğrultamaz. Risale-i Nur’un şahs-ı manevisi olarak ben gözüküyorum, komünizmin ve dinsizliğin şahs-ı manevisi olarak da Stalin gözüküyor.” dedi. Sonra da Zübeyir Ağabeye: “Sen Mahmut’un bu rüyasını kaleme al, yaz başka yerlere de gönderin, oralarda da oksunlar.” dedi. Daha sonra bana, “Sen safa geldin kardeşim.” dedi. Ben Üstad’ımızın yanından ayrıldım.
Bu bir rüya olmasına rağmen Üstad’ımız çok ehemmiyet vermişti. Peki, ne oldu? Bu hadise 1953’de oldu. 1990’lı yıllara geldiğimizde ne oldu Rusya, birden çöktü, Üstad’ımızın tabiriyle beli kırıldı...
Sonra bu rüya lâhika olarak yazıldı ve dağıtıldı. O mektubu Zübeyir Ağabey yazdı; Urfa’ya, Kastamonu’ya, Isparta’ya ve başka yerlere de gönderdi.
Burada çok enteresan bir durum var. Esasında da Stalin o gün ölmüş. Hem de beyin kanamasından ölmüş. Fakat bütün dünyadan ölümünü on-on beş gün gizliyorlar. 15 gün sonra biz radyodan, gazetelerden öğrendik ki o gün ölmüş.
ZÜBEYİR AĞABEY TARAFINDAN KALEME ALINIP DAĞITILAN LÂHİKA ŞÖYLE:
Zübeyir Ağabey tarafından kaleme alınan mektubun ilk paragrafı, yedi sene evvel Ceylan Çalışkan tarafından görülen başka bir rüya ile başlıyor. Mahmut Çalışkan Ağabeyin rüyasıyla ilgili bölüm ise şöyledir:
“Yedi sene evvelki bu lâtif rüyaya şimdi tevafuk eden ve Çalışkanlar hanedanına mensup bulunan kahraman Ceylân'ın en küçük amcası Nur'un küçük kahramanlarından Mahmut, Ceylân'dan yedi yaş küçük olduğuna göre, o zamanki küçük Ceylân'ın yaşına şimdi giren ve bu Nur'un küçük kahramanı Mahmut rüyalarında şu müjdeli hakikati görüyor ki:
“Yirmi beş Şubat Salı'yı Çarşamba'ya bağlayan gece, rüyasında Hazret-i Üstadın dış kapısının iç tarafından başlayan merdiven yukarı doğru kurulmuş bir şekilde ve bu merdivenin sağ ve solunda yeşil güzel ağaçlar var. Ve dışarıda da bazı kimseler bulunuyor. Bu ağaçların arasından her nasılsa gür bıyıklı, iri bir adam, elinde keser, merdivenden yukarı doğru gidiyormuş ve 'Bu kimdir?' diye sormuş."
“O etraftaki adamlar 'Stalin' demişler. Üstadımız tam merdivenlerin ortasına varınca, o kâfir herifin tam arkasından, yani boynundan tutup, aşağı indiriyor. Ve elindeki keseri alıp, kafasına vura vura beynini deliyor. Küçük Mahmut da kendi üstünü başını arıyor ki, bir şey bulup Üstada yardım etsin. Etraftakiler Mahmut'a 'Sen müdahale etme, onu Üstad öldürecek, onun vazifesidir.' diyorlar. Çarşamba sabahı Mehmed Çalışkan vasıtasıyla bu rüya Üstadımıza anlatılıyor. On gün sonra işittik ki: Stalin felç olup, beyin kanaması neticesinde geberip gidiyor. Ve radyolar vasıtasıyla herkes işitiyor."
“Rüyanın tabiri şudur: Komünistliğin şahs-ı manevîsini Stalin suretinde görmüş. Risale-i Nur'un Zülfikar ve Asâ-yı Musa'sı Üstad şeklinde görülmüş ki; yarı dünyayı istilâ ettiği halde Anadolu'ya girmemesi için, Asâ-yı Musa ve Zülfikar'la beynini delmiştir. Tabirin bu olduğuna kat'î delili de bu rüyanın aynı hadiseye ve aynı günde tam tevafuk ettiği gibi, otuz yedi sene evvel, Üstadımız Efendimiz Rus başkumandanının idam kararına karşı 'Bir Müslüman ve ehl-i iman kâfire kıyam etmez ve başını ona eğmez.' demesine de manen tevafuk eder.”
"Elbaki Hüvelbaki, rüya sahibi Mahmud ve kardaşları: Mehmed, Ahmed, v.s."
GEL BURAYA! SEN RÜYA GÖRMÜŞSÜN, NİYE GÖRDÜN BU RÜYAYI?
Kastamonu’ya da giden bu rüya mektubunu oradaki kardeşler okuyorlar ve bir Risale-i Nur kitabının içine bırakıyorlar. O sırada emniyet bir arama yapıyor, mektubu kitabın içinde görüyorlar. Kastamonu Emniyeti, Emirdağ Emniyetine bir yazı yazıyor: “Acele bu rüyanın neticesinin takip edilip bildirilmesine...”
Ben bir gün dükkânda duruyordum. Bir bekçi geldi, “Sizi karakoldan çağırıyorlar.” dedi. Karakola gittik. Başçavuş: “Gel buraya! Sen rüya görmüşsün, nasıl gördün, niye gördün bu rüyayı?” dedi. Bakınız cehalete, “Niye rüya gördün?” Diyor bana. Ben aynı şekilde anlattım rüyayı. Oradan gelen yazı ile karşılaştırdılar. Aynı olunca bir şey diyemediler. Tutanak tuttular, imzalattılar, bıraktılar.
ARAŞTIRMALAR MAHMUT ÇALIŞKAN’IN RÜYASINI DOĞRULUYOR
Birinci Araştırma:
Komünist liderlerin ölümleri ve hatıralarıyla ilgili çok sayıda araştırmalar yapan meşhur Marksist-Leninist İngiliz Komünist Bill Bland (1916 - 2001) Stalin’in ölümünü de araştırmış ve “Doktorlar Davası ve Stalin’in Ölümü” başlığı ile yayımlamıştır.
Bill Bland, Stalin’in beyin kanamasının fark edildiği 1953’ün 1 Mart’ından, 5 Mart’ına kadar devam eden can çekişme safahatını çok ayrıntılı bir şekilde günbegün, saat saat belgelenmiş olarak açıklamaktadır... Açıklamalar sayfalarca devam ediyor. Biz sadece ilgili kısımları aktarıyoruz. Merak edenler verdiğim Link adresinden yazının tamamını okuyabilirler...
Bill Bland’ın Ekim 1991’de Londra’daki Stalin Derneği’ne sunduğu yazının genişletilmiş ve açıklayıcı notlar eklenmiş versiyonunu okuyalım:
“Doktorlar Davası ve Stalin’in Ölümü"[4]
“SBKP Merkez Komitesi ile SSCB Bakanlar Konseyi’nin 3 Mart 1953 tarihli ortak açıklamasında,
“... Partimiz ve halkımız büyük bir felaketle yüz yüze bulunuyor.” (“Komünike” 3 Mart 1953, Pravda ve Izvestia 4 Mart 1953, s. 1, Current Digest of the Soviet Press, Cilt 5, Sayi: 6 (21 Mart 1953), s. 4) deniyordu.
"Açıklamada şunlar belirtiliyordu:
“... 1-2 Mart gecesi Moskova’daki dairesinde bulunduğu sırada Stalin Yoldaş, beyninin yaşamsal bölümlerini etkileyen bir beyin kanaması geçirdi. Stalin Yoldaş bilincini yitirdi. Sağ kol ve sağ bacağa inme indi. Konuşma yitimi oluştu. Kalbin çalışmasında ve soluk almada ciddi bozulma ortaya çıktı. Stalin Yoldaşı tedavi etmek için en iyi sağlık personeli göreve çağrılmıştır.”
“Ayrıntılı rapor şöyle:
“Patolojik ve anatomik incelemede, beynin sol hemisferi’nin kabuk altı merkezlerinin bulunduğu bölgede önemli bir kanama kaynağı keşfedildi."
“Kanama, beynin önemli alanlarını tahrip etti ve soluk alma ve dolaşımda geri döndürülemez bozuklukları tetikledi. Beyin kanamasının yanı sıra, kalbin sol karıncığında hatırı sayılır bir hipertonik bozukluk, kalp kasında ve mide ve bağırsak mukozunda önemli kanamalar ve beyin atardamarlarındaki özellikle önemli damarlarda arteriosklerotik değişiklikler gözlendi. Stalin’in ölümünde onu, adli tıp deyişiyle bir ‘kuşkulu ölüm’ kılan bir dizi husus bulunmaktadır.”
İkinci araştırma:
Rusça aslından İbrahim Ali tarafından "Dünya Bülteni" için tercüme edilen "Nikolay Dobryuha"nın, Rus Hükümeti tarafından yeni açıklanan belgelere dayanarak hazırladığı yazısı oldukça uzun. Biz sadece meselemizi ilgilendiren birkaç paragrafını buraya alıyoruz. Okuyalım:
“Stalin’i kim zehirledi?
“Ölümünden 55 sene geçmesine rağmen hâlâ Stalin’in gerçek ölüm sebebi hakkında tartışmalar devam ediyor. Bu ise o kadar anormal bir durum değildir.”
“En yaygın görüş, yazlığın genel sorumlusu P. Lozgaçyov’a aittir. Bu görüşü olaya şahit olmayan ancak belgeleri inceleyen tarihçiler de desteklemektedir. Görüş şu şekildedir:
"Stalin, Beriya, Malenkov, Kruşov ve Bulganin, Kremlin’de sinema filmi izledikten sonra akşam yemeği yemek için Blijnaya yazlığına geliyorlar. Sabaha doğru saat 05.00 gibi onlar yazlıktan ayrılıyorlar ve Stalin saat 18′e kadar kendisi ortalıkta gözükmüyor. Sonradan ışıklar yanıyor ancak o yine de ortaya çıkmıyor. Lozgaçyov ona postasını götürdüğünde Stalin’in yarı bilinçsiz bir şekilde yerde yattığını görüyor… Malenkov, Beriya, Kruşov ve diğerlerini çağırıyorlar. Onlar geliyor ancak Stalin’in gece içkisinden sonra sadece uyuduğuna karar veriyorlar. Bundan dolayı da hiçbir şey yapmıyorlar. Korumalar tekrar endişelerini dile getirdiklerinde ise ‘tartışanlar’ doktor çağırmaya karar veriyorlar. Ancak… Sabah saat 9′da yani Stalin, doktor müdahalesi olmadan yarı baygın bir şekilde 14-15 saat kalmıştı. R. Medvedev’in hesabına göre ise bu süre daha fazlaydı, yani 36 saat.”
“Şunu da hemen belirtelim ki, hatta hastalığın yeri ve zamanı konusunda da farklı kaynaklar farklı bilgiler vermektedir. Resmî açıklamada ise, 'Yoldaş Stalin’in beyin kanaması o Moskova’daki evindeyken 2 Mart gecesinde gerçekleşmiştir.' Kruşov ve diğerlerinin hatıralarında ise her şeyin belirtilmeyen bir zamanda yazlıkta olduğu yazılıyor.”