Genç kralın o anki içsel dönüşümünü ve sarayın soğuk mermerleri arasındaki vicdan azabını anlatan şu sözleri düşünebilirsin:
"Üzerimdeki altın dokuma, bir yetimin gözyaşıyla işlenmişse eğer, o tacın ağırlığı başımı değil, ruhumu ezer. Parıltılı mücevherler, aç bir çocuğun feryadını susturmaya yetmiyorsa; krallık dediğin, vicdanın üzerine inşa edilmiş süslü bir hapishaneden başka nedir ki? Ben ihtişamı değil, halkımın nasırlı ellerindeki gerçeği kuşanmaya geldim; çünkü gerçek hükümdarlık, saraylarda değil, merhametin ışığında taçlanır